Din ve Milliyetçilik - Mavi Didim GazetesiMavi Didim Gazetesi

28 Şubat 2021 - 13:29

Din ve Milliyetçilik

Din ve Milliyetçilik
Son Güncelleme :

19 Şubat 2021 - 18:19

171 views

Din ve Milliyetçilik 

Din ve milliyetçilik ön kabulleri olan inanç temelli yaklaşımlardır. Farklı elamanlar gibi gözükmesine karşın, her ikisi de aynı kümenin elemanıdır. Aynı kümenin elemanları kaçınılmaz olarak ortak özellikler taşırlar. Daha açık bir biçimde ifade edersek; bu iki farklı kavram bir birinin içine geçmiştir.  Her ikisi de ötekine karşı geçirgendir. Ortak omurgalarında ise, bilgi yetersizliği yatar.

Eskiden bu iki küme farklı koordinatlarda konumlanırdı. Aynı inancın taraftarı olmak  öteki yapay ayrılıkları önemsemeyi gerektirmemekteydi.(Buradaki belirleyiciliğin alan hakimiyeti ile ilişkili olduğu dikkate alınmalıdır.) Milliyetçi için ise inanç, bütünü oluşturan parçalardan biriydi sadece. Ama küreselleşme koşullarındaki kimlik daralması bu iki kümeyi aynı çıkmaz sokakta zorunlu bir buluşmaya itti. Kimlik daralması; işsizlik, yoksulluk ve güvencesizlik olarak yığınların yaşamına yansımaktadır. Bir bütünü oluşturan maddi ve manevi değerler bileşeninde, birinin alan kaybını öteki doldurur. Elde daha kaliteli ve nitelikli şeyler (yetişmiş insan) olmadığı sürece, boşlukları mevcutlar dolduracaktır(!) Kalkınma sürecindeki refah düzeyinin artması aynı zamanda bireylerin farklı seçeneklere kavuşması anlamına gelir. Küreselleşme dayatması, emeği ile geçinen kitleler için “Kırk katır mı, kırk satır mı?” seçeneksizliğini sundu. Üstüne üstlük, Pandemi bütün dünyayı kasıp kavurdu. Bu koşullarda inanç temelli iki seçenekten birini ya da ikisinin karmasını seçmek kaçınılmaz oldu. İçine çöken insanın; bu olumsuz geriye gidişte tutunabileceği iki daldan biri milliyetçilik, öteki de dindir.

Bu iki kavramı kısaca açımlamakta yarar var: Din bireyin kendi kendine yetmezlik alanını doldurur. Yetmezlik oranı yükseldikçe bağımlılık oranı da artar. İnanmak insanlar için kaçınılmaz bir ihtiyaç haline getirilmiştir. Bu nedenle insanlar ihtiyaç duydukları kadar inanırlar. Ancak, her inanç sistemi yani din, başlangıçta yoksullardan ve çaresizlerden yanadır. Çünkü her yeni inanç sistemi toplumun en çok yozlaştığı süreçlerde ortaya çıkar. Dejenere olan toplumlar, gelir dağılımının en bozuk olduğu ve adaletsizliğin en yaygın olduğu toplumlardır. Bu nedenle yeni inanç sistemi öncelikle toplumun varlığını sürdürmesini amaçlar. Bunun için genel çoğunluğun durumunun düzeltilmesi temel sorundur. Ancak her din kabul görerek kurumsallaştığında egemenlerin hizmetine girer. Bu olgu dinci (çıkarcı) kesimin ortaya çıkmasına ve varlığını sürdürmesine neden olur. Dincinin problemi dine inanmak  ve onun gereklerini yerine getirmek değildir. Onların problemi inananları olan dini kendi yararına kullanmaktır. Bu nedenle dinci her koşulda ve her aracı kullanarak çıkarlarını korumak çabasındadır. Bu saptamadan hareketle şu vurgu yapılabilir: DİN ÇIKARCILARIN, DİNSİZLİK İSE CAHİLLERİN ELİNE VERİLMEYECEK KADAR TEHLİKELİ BİR SİLAHTIR!.. İnanç temelli yaklaşımlar bu silahı kullanmaktadırlar.

Milliyetçilik ise, yoksulların ve çaresizlerin sanal sahipliklerini anlatan tatlı bir öyküdür. Yalnız öyküde elma şekerini yiyenle onu elinde tutan aynı kişi değildir! İşte bu öykü sayesinde kurulu düzenler ve çıkarlar güvenceye alınır. Milliyetçiyim diyen saf ve temiz vatandaş ise, sadece ülkenin korunması görevini üstlenir. “Askerimiz fakirdendir” Bedel ödeyemediği için askerlik yapmak zorunda kalanların koruduklarından da başkaları yararlanır. Bu nedenle şehit cenazeleri yoksulların kapısına yönelir.(Savaştan yarar sağlayanların canı yansa zaten savaşlar biterdi. Çünkü yoksullar canlarını ortaya koyarak savaşırken, silah tekelleri ve yandaşları kazanırlar.) Bu başkaları, dini çıkarlarına alet edenlerle, çıkarlarını perdelemek için milliyetçilik duygularını körükleyip istismar edenlerdir. Uşaklı bir köylü Kanadalı altın çıkarıcıları ile kendi konumunu irdeleyen şu soruyu sormuştu: “Bu devlet benim devletim mi, yoksa altın yağmacılarının devleti mi?!!!

Aslında kazananların milliyetçi olmak gibi bir problemleri yoktur, onların varlıklarını güvenli bir biçimde sürdürebilmesi için milliyetçi kesimin olması gerekir. Çünkü milliyetçi, kendisine ait olmayanlar için savaşır. Bu ise, varsıllar için olması gerekenlerden biridir. Bu gereklilik her koşulda mevcut sistemler tarafından eğitim sistemi, kurumlar ve yasalarla güvenceye alınır. Bunun için devlet olmazsa olmaz koşulların önünde yer alır.

Din de milliyetçilik gibi, egemenlerin kullana geldikleri en etkin araçlardandır. Sermaye içinde bulunduğu koşulları dikkate alarak, kontrolünde olan bu değişkenlerin dozunu ayarlar. İnanalar malını, milliyetçiler de yapıya hakim olanların ülkesini savunurlar. Sonuçta efendilerin gereksindikleri maddi ve manevi varlıklar, yoksullar ve yoksunlar eliyle korunur!..

%d blogcu bunu beğendi: