ÇEVRE YAŞAM DEMEKTİR. « Mavi Didim Gazetesi

21 Haziran 2021 - 22:34

ÇEVRE YAŞAM DEMEKTİR.

ÇEVRE YAŞAM DEMEKTİR.
Son Güncelleme :

07 Haziran 2021 - 16:02

88 views

ÇEVRE YAŞAM DEMEKTİR.

Öncelikle çevrenin tanımlanması gerekir. Kısaca şöyle bir tanım yapabiliriz: Varlıkların oluşmasına ve gelişimlerini sürdürmelerine olanaklar sunan her ortam çevredir. Yaşamın varlığına ve varlığını sağlıklı biçimde sürdürmesine olanaklar sunan ortamlara çevre diyoruz. Çevre doğadır. Öncelikle doğa; akarsular, göller, denizler ve hava bu kapsamdadır. En güncel sorun, Marmara Denizidir. Musilaj denen illet Marmara ile sınırlı kalmayacak gibi gözüküyor. Ege ve Akdeniz’i de etkilemesi söz konusu olabilir.

Çevreye ilişkin soyut tanım bir pozitif bakış açısını yansıtır. Çünkü kapitalizmin yağmacı yaklaşımları çevreyi olumsuz yönde etkilemekte, kirletilen çevreler de üzerinde yaşayan canlıların yaşamlarını tehdit etmektedir. Uşak’ta, Kütahya’da, Kaz dağlarında, Artvin’de yaşanan güncel olay bunun kanıtıdır. Gözü dönmüş altıncılar çetesi ve yandaşları daha çok çıkar elde etmek için farklı yöntemler uygulamaktan kaçınarak, bölgede yaşayan tüm canlıların ve hatta yaşama kaynaklık eden cansız diye adlandırdığımız varlıkların varlığını tehlikeye atmaktadırlar. Kirletilen bir toprak üzerinde sağlıklı bir canlı barındırabilir mi?

Çevre öncelikle her koşulda varlıkları barındıran bir ortamdır. Varlıkların üremesine ve varlıklarını sürdürmelerine olanaklar sunar. Bu nedenle her şeye karşın, öncelikle çevrenin korunması gerekir. Bu noktada insan duyarlığının devreye girmesi ve çevrenin korunmasının ötesinde genişletilerek etkinleştirilmesi de gerekir. Özelliklede tür ayrımcılığından kaçınmak olmazsa olmaz bir temel koşuldur!

Her canlı vücut bularak varlığını sürdürebildiği bir ortama ihtiyaç duyar. Yaşama varlığı ile bağlı olan bilinçli insanlar, varlıklarını sürdürebilmek için, var oldukları çevrenin korunması gerektiğini bilirler. İnsanlar yaşadıkları çevre ile bütünleşirler. İçinde yaşam buldukları çevrenin varlığını sürdürmesi, insanlığın geleceğinin güvencesidir. Bir Kızılderili atasözü der ki; “Biz dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan emanet aldık!” Bu özlü söz bize şunu söylüyor; bu dünya sadece üzerinde yaşayanlara ait değil, gelecekte yaşayacak olan insanlarında hakkı var. Bunun için doğada yapılacak olan değişiklikler, yaşamları güvenceye alan ve zenginleştiren türden olmalıdır. Bu nedenle, geri dönüşü olmayan yıkımlardan kaçınmak gerekir. Şu anda hiçbir kuvvet ve servet, Kaz dağlarını geri getiremez! Sömürge mantığı ile yapılan madencilik sadece yağmacılarını zengin eder. Onlar haksız bir biçimde zenginleşirken; doğa ve üzerindeki tüm varlıklar yoksullaşır. Oysa Kaz dağları talan edilmeden önce yaşamlara daha çok katkı sunuyordu. Doğrudan yaşama katkısı sınırsız ve sonsuzdu. Altın yumurtlayan tavuğu boğazlamak sadece katiline bir kez yarar sağlar. Bu nedenle, çevre dendiğinde şimdilerden ve gelecekten söz edildiği bilinmelidir.

Çevre tahribatı genellikle kar hırsıyla hareket eden kapitalist-emperyalist çıkarcıların çevreye ihanetidir. Çevreye yönelik ihanetler tüm varlıkları tehdit eder. Yaşam zinciri küre bazında bir bütündür. Bu bütünün her halkası öteki halkaların varlığından beslendiği gibi, öteki halkaların varlığını sürdürülebilir kılar. Bu nedenle hiçbir halkanın kopmaması ve yok edilmemesi gerekir! Hemen hemen ülkenin her tarafı, maden arayıcıların hizmetine sunulmuştur. Bu yağmacı madenciliğin ülkemize katkısı nedir? Bu sorunun yanıtını bilen var mı? Benim kanaatim, bir ülkede madencilik yapıldığında; ulusal gelirin artması, refah düzeyinin artması ve gelecek kuşaklara daha yaşanır bir çevre bırakılabilmesidir(!)