Bir Lady Ma­sa­lı « Mavi Didim Gazetesi

21 Haziran 2021 - 21:45

Bir Lady Ma­sa­lı

Bir Lady Ma­sa­lı
Son Güncelleme :

01 Ocak 2021 - 6:54

314 views

Bir Lady Ma­sa­lı

 

Bir var­mış, bir yok­muş. İngil­te­re dev­le­ti­nin Lond­ra ta­raf­la­rın­da 1689 yı­lın­da Mary adın­da bir kız ço­cu­ğu doğ­muş. Bu kız­ca­ğız henüz çocuk yaş­la­rın­day­ken şi­ir­ler yaz­ma­ya baş­la­mış, bir de La­tin­ce öğ­ren­miş. Gel zaman, git zaman o da bir genç kız olmuş, son­ra­sın­da da ken­di­sin­de 11 yaş büyük bir si­ya­set adamı olan Ed­ward Mon­ta­gu’ya aşık olmuş, ba­ba­sı­nın karşı çık­ma­sı­na al­dır­ma­dan onun­la ev­len­miş.
Masal bu ya 1716 yı­lın­da Mary’nin eşi, İngil­te­re’nin Os­man­lı el­çi­si ola­rak İstan­bul’a atan­mış, durum böyle olun­ca Lady Mon­ta­gu eşi ve oğ­luy­la İstan­bul’a gel­miş. Lady Mary’nin İstan­bul’a gel­di­ği dönem; Lale Devri’nin baş­lan­gıç yıl­la­rıy­mış. Lady o tan­ta­na­lı, gös­te­riş­li dö­nem­de 2 yıl İstan­bul’da ya­şa­mış. İstan­bul’da ya­şa­dı­ğı gün­ler­de; İngil­te­re’deki ar­ka­daş­la­rı­na sü­rek­li mek­tup­lar yazar, iz­le­nim­le­ri­ni an­la­tır­mış.
Bizim lady daha önce ül­ke­sin­dey­ken çiçek has­ta­lı­ğı ge­çir­miş ve yü­zün­de bu has­ta­lı­ğın iz­le­ri­ni ta­şır­mış. O gün­ler­de İngil­te­re’de henüz bu­lun­ma­yan ÇİÇEK AŞISI’nın, İstan­bul’da yay­gın ola­rak kul­la­nıl­dı­ğı­nı gör­müş. Gö­rün­ce de hemen 2 ço­cu­ğu­nu da İstan­bul’da aşı­lat­mış. İstan­bul’dan yaz­dı­ğı mek­tup­lar­la ve Lond­ra’ya dön­dük­ten sonra ÇİÇEK AŞISI’nı İngi­liz­ler’e ta­nıt­mış. Os­man­lı uy­gar­lı­ğı­nı övmüş. Os­man­lı­lar’ın ka­dın­la­ra değer ver­di­ği­ni an­lat­mış. Özel­lik­le de Os­man­lı ka­dın­la­rı için şun­la­rı dile ge­tir­miş:
“Türk ka­dın­la­rı­nın en büyük süsü Türk oluş­la­rı­dır. Onlar süs­len­mek için elmas veya züm­rüt ta­kın­mı­yor­lar, belki üzer­le­rin­de ta­şı­dık­la­rı o taş­la­rı süs­le­miş ve kıy­met­len­dir­miş olu­yor­lar. Çünkü her Türk ka­dı­nı canlı bir inci ve paha bi­çil­mez bir pır­lan­ta­dır.”

Leydi Mon­ta­gu’nun İstan­bul’da yaz­dı­ğı mek­tup­lar ölü­mün­den sonra 1763 yı­lın­da kitap ha­lin­de ya­yın­lan­mış ve Av­ru­pa’da il­giy­le okun­muş. Bu mek­tup­lar Turkish Em­bassy Let­ters adı al­tın­da halen ba­sıl­ma­ya devam et­mek­te­dir ve Türk­çe’ye de çev­ril­miş­tir. Bu mek­tup­lar ge­nel­de Os­man­lı top­lu­mu­nu olum­lu bir şe­kil­de yan­sıt­mak­ta­dır. Lady Mon­te­gu; Av­ru­pa’lı­la­rın Os­man­lı­lar hak­kın­da­ki ön­yar­gı­la­rı­nı dü­zelt­mek için çaba gös­ter­miş­tir.

Bu arada il­gi­le­nen­ler için:Şark Mek­tup­la­rı, Mary Wort­ley Mon­ta­gu, Ter­cü­me­si Ahmed Refik, Timaş Ya­yın­la­rı, İstan­bul 1998 ISBN 975-362-408-5

Ve…
Masal bir yana, dö­ner­sek ger­çek dün­ya­mı­za…
Bu ül­ke­de, Kemal Ata­türk’ün kur­du­ğu Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Dev­le­ti’nde Hıfz-ı Sıhha Ens­ti­tü­le­ri bu­lu­nur­du ve bu ül­ke­de türlü, çe­şit­li aşı­lar üre­ti­lir­di. Ül­ke­nin yö­ne­ti­mi “Yeni Os­man­lı­cı­lık” mü­sa­me­re­si oy­na­yan­la­rın eline ge­çin­ce, muh­taç edil­dik ya­ba­nın üret­tik­le­ri­ne… Nasıl ki buğ­da­yı, mer­ci­me­ği, no­hu­tu ya­ban­dan alır ol­duy­sak, hal­kın sağ­lı­ğı için aşıyı da ya­ban­dan alır du­ru­ma ge­ti­ril­dik. Eli­miz , ko­lu­muz bağlı; Çin’den aşı bek­li­yo­ruz; Covid Vi­rü­sü’nden ko­run­mak için. Bek­ler­ken de ku­lak­la­rı­mız­da es­ki­le­rin söz­le­ri yan­kı­la­nı­yor:
“Ölme eşe­ğim, ölme !… Kar­puz ka­bu­ğu ye­ti­şecek !”
“Ellen gelen öğün olmaz. O da aran­dı­ğın­da bu­lun­maz !”
Do­la­yı­sıy­la yal­nız­ca MAS­KE-ME­SA­FE-HİJYEN de­mek­le kal­mı­yo­ruz, ken­di­mi­zi ko­ru­mak için SÜ­REKLİ EVDE KA­LI­YO­RUZ ve el­bet­te CO­RO­NA KİLO­LA­RI alı­yo­ruz.
Aman, ala­lım; olsun di­yo­ruz ve başka ne di­yo­ruz?…
Gün olur; bun­lar da geçer. Daha sonra kilo ve­ri­riz, yeter ki Co­ro­na ne­de­niy­le can ver­me­ye­lim!…
Ve şunu da çok iyi bi­le­lim:
Bize, biz­den/öz­ben­li­ği­miz­den başka yar ve yar­dım­cı yok. Yine es­ki­le­rin de­di­ği gibi “tır­na­ğı­mız varsa, ba­şı­mı­zı ka­şı­ya­lım” eğer be­ce­re­bi­li­yor­sak geç­miş gün­ler­de ol­du­ğu gibi ye­ni­den kendi üret­ti­ği­miz aşıy­la, hal­kı­mı­zı aşı­la­ya­lım. Ül­ke­de her ilde, il­çe­de, köyde üni­ver­si­te aç­mak­la bilim ya­pıl­mı­yor. Bütçe’den ok­ka­lı­ca kay­nak; bi­lim­sel araş­tır­ma-ge­liş­tir­me için ay­rıl­ma­dık­ça, işte böyle elin üret­ti­ği aşıya şaşı ba­kı­lı­yor.

Sonuç ola­rak;
Aşı olu­rum da, olmam da diye kendi, ken­di­miz­le kavga et­me­ye­lim.
Bir başka de­yiş­le doğ­ma­dık ço­cu­ğa don biç­me­ye­lim.
Aşı var mı, aşı?…
Maske, me­sa­fe, hij­yen nasıl ki yok aşı da yok, aşı da!… Bunu da ak­lı­mız­da sü­rek­li tu­ta­lım!…

* Bir başka söz daha
Yeni yılda yeni söz­ler söy­le­me­li el­bet­te, ama bi­ri­le­ri bozuk plak gibi ta­kı­lıp ka­lın­ca Men­de­res dö­ne­min­den beri “Türk­çe iba­det kar­şıt­lı­ğı”na… Bu du­rum­da biz de on­la­ra yıl­lar­dır söy­le­di­ği­miz söz­le­ri­mi­zi bir kez daha söy­le­ye­lim ve di­ye­lim ki bu ka­fa­la­ra:
Eğer Arap­ça bu kadar kut­sal bir dil ise…
Neden bütün Arap ül­ke­le­rin­de İngi­liz­ce de resmi dil ola­rak yer al­mak­ta­dır acaba?… Neden İsa’nın yo­lun­dan gi­den­le­rin dil­le­ri “resmi dil” ola­rak yer alır İslam’ın kut­sal top­rak­la­rın­da?… Varsa bunun bir açık­la­ma­sı; söy­le­sin­ler, açık­la­sın­lar, izah et­sin­ler, ondan son­ra­sın­da Türk­çe iba­det dili olmaz, ola­maz diye te­pin­sin­ler!…