Amerikan Kadını « Mavi Didim Gazetesi

21 Haziran 2021 - 22:19

Amerikan Kadını

Amerikan Kadını
Son Güncelleme :

08 Şubat 2021 - 6:15

405 views

Amerikan Kadını

Yanılmıyorsam 2013 yılında olmalı, Hillary Clinton ile bir görüşme yapılıyor. Görüşmeci Bayan Clinton’a bir soru soruyor:
– Hangi tasarımcıyı tercih edersiniz?…
Hillary yanıtlıyor:
– Giysi tasarımcısı mı?…
Görüşmeci “evet” diyor.
Bu kez Hillary bir soru soruyor:
– Bu soruyu bir erkek siyasetçiye sorabilir miydin?…
Görüşmeci yanıtlıyor:
– Olasılıkla HAYIR…
Kim ne derse desin, Hillary Clinton; akıllı ve saygın bir kadın…Kendisini; siyaset dışında başka konulara çekmeye çalışan görüşmecinin sorusunu; Amerikan toplumsal gerçeğini özetleyen bir soruyla ters, yüz eden bir kadın…
Çünkü… Ve ne yazık ki… Dünyanın en demokratik ülkesi olduğu savındaki Amerika’da; kadınlar en değerli diplomaları ve konumları elde etmiş olsalar da… Amerikan toplumu ki bu toplumu erkeklerin toplumu olarak da tanımlayabiliriz (ataerkilliğin dışında); kadınların beyninden, entellektüel birikimlerinden, gelişmişliklerinden çok, bedensel özellikleriyle, dış görünüşleriyle ilgileniyorlar.
Buna karşın bizim toplumumuzda; bir kadın siyasetçiye, böyle sorular sorarak, onu aşağılara çekmeye çalışan görüşmecilere henüz rastlanmamıştır günümüze kadar… Ama bundan sonrası için her türlü olasılıklar sözkonusu olabilir, bu da iyi biline, ne de olsa toplumsal yapımız hızla değişiyor, biçimsel ilişkiler giderek yüzyüze, sıradan ilişkilere dönüşüyor, toplumsal kirlenmeye eşgüdümlü olarak…
Çünkü Atatürk İlke ve Devrimleri yok sayıldıkça, belki kadınlar gün gelip de ayılacaklar ama bugün için kadınlar beyninin değil, bedeninin güdümünde bir yozluğa doğru koşar adımla ilerliyorlar. Üstelik aydın kadınlar; Atatürk İlke ve Devrimleri’nin aydınlığını, tüm Anadolu kadınlarına aşılamak istedikçe ne yazık ki birileri onları aşağıya çekmek, ilkel benliklerinin tutsağı kadınlarmış gibi göstermek için tüm  güçleriyle çalışıyorlar. Her gün televizyon kanallarında bu kadınları, hem de kadın sunucuların/görüşmecilerin aracılığıyla izliyoruz. Örneğin kuruluş adı “aktüel” olan ama günümüzde bir bakıma yandaş AK tv olarak yayın yaşamını sürdüren “atv” adlı kanalda Müge Anlı her gün böylesi bozulmuş, yozlaşmış kadınları getiriyor sanal kamusal alana…
Salt ilkel benliğinin tutsağı olmuş kadınların; çarpık yaşam biçimleriyle tanıştırıyor bu toplumu ve sanki alıştırıyor da onların yaşam biçimlerine izleyenleri… Yanlış, yanlışı doğurur, yanlış örnek olmamalı, bunlar toplumun gözüne, gözüne sokulamamalı diye “hiç” düşünmeden… Türk aile yapısının; nerelere doğru evrildiğini izlerken, ürküyoruz gelecekten ve bu kadınların doğurduğu, büyüttüğü çocukların oluşturacağı toplumsal yapıdan…
Amerikan kadınından sözü açmıştık… İşte bir başka televizyon kanalından, bir başka programdan izlenimler…
Digitürk platformunda yayın yapan Home and Entertainment adlı tv kanalında “Project Runway” adlı bir “moda tasarımcısı” yarışması yayınlanıyor.
Yarışmanın jüri koltuklarında da 4 kişi var ve onların değerlendirmelerine sunulan; değişik ülkelerden gelen  yarışmacılar var.
Yarışmacılardan her birisi daha önce ülkelerinde yapılan yarışmalarda birinci seçilmiş tasarımcılar ve  ülkelerinden bu yarışmaya katılmak için ABD’ye gelmişler.
Yarışmanın bir bölümünde “smokin” olarak adlandırılan  erkek giysisini yorumluyor yarışmacılar ve onlardan birisi yaptığı smokinle “muhteşem 50’li yıllar”a göndermede bulunduğunu, o yıllarda yalnızca bir tek babanın çalışıp eşi ve 3 çocuğuna bakabildiğini anlatıyor. O günlerin “Amerikan Rüyası” olarak tanımlanan en güzel yıllar olduğunu ve yorumladığı smokinle de o günlere özlem duyduğunu belirtiyor.
Jüri üyelerinden “siyahi” bir kadın anında karşı çıkıyor yarışmacının sözlerine ve ” Yanlış mesaj göndermesi bu… Çünkü o yıllarda siyahiler ve kadınlar eziliyordu” biçiminde ağır bir eleştiri yapıyor.
Yarışmacı özür dilemek zorunda kalıyor.
Küresel salgın nedeniyle; evlerimizde tutsak edildiğimizden beri, bir elimizde kitap varsa, diğer elimizde de tv kumandası, zaplaya-zıplaya düşüyoruz bitap… Aman Covid 19 ve mutasyonlu türevleri etmesin bizlere hitap diyerek televizyon izliyoruz.
İzlerken de uluslararası toplumsal analizler yapıyoruz; kendimizce… Sonuç olarak sokaklarda yaşayıp, gerçek yaşama dokunmak yerine; sanal yaşamda televizyon kanallarında gezerek, değişik toplumları izliyoruz, izlerken de izlenimler ediniyoruz. Üstelik gelecekte yaşam biçimlerimiz hep böyle olacakmış, hep evlerde tutsak kalacakmışız gibi; küresel salgın gerekçesiyle, geleceğin yaşam koşullarına alıştırılıyoruz. Kim bilir?… Belki de…
Geleceğe ilişkin öngörülerde bulunmayı, varsayımlar türetmeyi şimdilik bir yana bırakalım, şu “siyahi” kadının karşı çıkışına odaklanalım.
Kadın; kapitalist düzenin kaymak tabakasının kazanç sağladığı moda işkolunda kendisine yer edinmiş, para kazanıyor. Ama geçmişte ırkının yaşadığı acıları, dışlanmaları hiç unutmuyor ve her ortamda, yeri geldiğince “beyazlar”ın yüzüne “ırkçı” tutum ve davranışlarını bir tokat gibi çarpıyor.
Bu tepkisel durum ister, istemez insana Osmanlı’ya övgüler düzenleri çağrıştırıyor. Elbette ki daha başka bir yaklaşımla…
Şöyle ki;
Osmanlı’da sanki her şey çok muhteşem ve herkes çok mutluymuş gibi, o döneme özlem duyanlar ve öykünenler var günümüzde… Oysa o dönemde ayrıcalıklı olanlar; yalnızca devşirmeler ve azınlıklardı. Ezilenler ve yok sayılanlar da Osmanlı’nın temel unsuru, kurucusu Türkler’di ki onlar reaya sınıfından, aklı olamayanlar diye aşağılanan Türkler’di.
İşte o Türkler’i; Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, ayaklar altından aldı, onlara gerçek değerini verdi, kurduğu Devlet’e de Türkün Devleti anlamında Türkiye Cumhuriyeti Devleti dedi.
Ama o Türk; gün geldi Atası’na ihanet etti, O’nun değerlerine, ilkelerine, devrimlerine, ülküsüne sırtını döndü. Tarikatların peşine düştü ve en çok FETÖ’nün oyuncağı oldu. FETÖ’nün  elinde kimlik bilincini yitirdi. Sonunda; kendisini yok sayan dünün Osmanlısı’nın torunu olduğu sanısına, belki de sanrısına kapıldı.
50’li yıllara kadar ırkının nasıl da ezildiğini, acı çektiğini, yok sayıldığını “günümüzde yaşadığı iyi koşullara karşın” asla unutmayan bir siyahi kadın kadar bile olamadı. Kendisini yok sayan dönemin, düzenin; günümüzde sahiplenicisi, savunucusu oldu. Kendisine emanet edilen bir Cumhuriyet’i sonsuza dek yaşatma görevini unutaraktan…
Üstelik bu yanlışı, yanılgıyı yalnızca sıradan Türk yapmadı. Eğitimlisi de, entellektüeli de, donanımlısı da, bilgesi de yaptı. Dünlerde yaşanan gerçekleri yok sayarak, çarpıtarak, kendisini süründüğü yerlerden  kaldırıp, ayağa diken , yurttaş kimliğiyle onurlandıran Atası’na minnettar olacağına; O’na ihanet edenlerle aynı yolda yürümeye başladı. Ve ne yazık ki yürüyor da… Yürüdükçe de çürüyor da…
Oysa bir başka “siyahi” Amerikan kadını da; 46. Amerikan Başkanı Biden’ın yanında, onu ezen ülkeyi yönetmek için sırasını bekliyor şimdilerde…