Selma Erdal

Tüm Yazıları


Zor Zamanlar

  • 19 Eylül 2020 Cumartesi


Devekuşunun kafasını kuma gömdüğü gibi; şu Didim'de Türk, Alman, İngiliz ve Rus ne ararsan ,her birisi mavi sularda, güneşin altında ama gömmüş gözlerini/beynini hepsi mobil telefonlarının, Ipadlerinin ya da dizüstü bilgisayarlarının içinde, herkes gerçek dünyanın dışında...Canlı, canlı, dokunmalı, konuşmalı ve heyecanlı ki bazen öfkeli, kavgalı ve bazen de sevgili, saygılı gerçek ilişkilerin yerini sanal ilişkiler aldığından beri; herkes kafasına göre bir şeyler yazıyor, bilir-bilmezler, toplum düşmanları tedirginlik, korku, endişe, kaygı ve mutsuzluk yaymak için "komplo teorileri" paylaşıyor. Özellikle bu aralar Bill Gates üzerinden paylaşımlar yapmak en moda...
Oysa dünyanın en varsılları sıralamasında ilk basamaklarda kendine yer tutmuş bu adamın "sanal toplu taşıma aracı" olarak da tanımlayabileceğim INTERNET adlı ağının bir bireyi olmaktan, gerçek yerine bu sanal ağda yaşamaktan pek mutluydu herkes... Üstelik internet okur-yazarı olmamak da küçümsenecek bir durum sayılırdı; özellikle de ülkemiz gibi azgelişmiş, buna karşın gelişmesini tamamlamak yerine, gelişmişlere öykünen ve kendi ülkesinin koşullarından sürekli yakınan toplumlarda... Ama bugün bir korku sardı, 18. yüzyılda Avrupa'da dolaşan bir hayaletin korkusu bir korku ki o günlerde Avrupalılar'ı daha doğrusu Sanayi Devrimi ile sancılı dönemler geçiren İngilizler'i korkutan komünizm korkusu gibi bir korku. Gerçi bu hayalet Ruslar'ın arasında ortaya çıkıvermişdi. İşte bu hayalet yaydığı korku gibi, 21. yüzyılda da "chiplenme" korkusu sardı pek çok azgelişmiş ülkeyi, en çok da bizimkileri...
Çünkü "üreyin" diye buyurdukça egemen ses, ürediler. Ama üreyin diyenler; yeterli aş, iş ve eş vermediler. Kaynaklar yetmiyor dediler ki toplumda en alttakilerle, en üsttekiler arasında var olan uzaklık/açıklık/ara/mesafe, her geçen gün daha da artıkça, yoksullar daha yoksul ve varsıllar, daha varsıl oldukça...
Bunca sorun arasında dünyanın toplumsal hiyerarşi piramidinin tepesinde oturan 13 Sandalyeli örgüt; yayılan olumsuz söylencelere (ya da komplo teorilerine) göre dedi ki "azalın" çünkü kaynaklar yetmiyor, sizin bu çoğalmanıza GDO'lu besinler bile çözüm olmuyor. Bu durumda ne yapmalı?... Alın size küresel salgın, alın siye yeni bir virüs... Azalmadınız mı, ölmediniz mi?... Geliyor İKİNCİ DALGA, görelim bakalım şimdi nasıl kalacaksınız ayakta?...
İnsanlığı koruma amacıyla yapılan aşı çalışmaları... Onların bile amacı insanlığı korumak/kurtarmak değil, modifiye etmek/değiştirmek/dönüştürmek ve son aşamada "chiplemek" demeye başladı komplo teorisyenleri, üstelik bu işlere çok para harcıyor Bill Gates efendi söylenceleri yayıldıkça, yayıldı.
Ama en çok da bizim ülkemizde durum daha da endişe vericiydi; çünkü bir zamanlar kendi, kendini besleyen ve buğday ambarı olan bu ülke halkı, bir dilim ekmek için bile dışa bağımlı ve NATO'nun en güçlü ordularından sayılan askeri de değil ki artık güçlü, kuvvetli, kanatlı... Durum böyle olunca Bill Gates efendinin aşıları ve chipleri gelecek bulacak Türkler'i; Ulu Manitu kurban olarak seçmiş sanki yalnızca Anadolulu yağızları... İşveçli Helgalar gibi, sanki onlar da yalnızca Türkler'e meraklı...
Sanki başka ülkelerde yok nüfus fazlalıkları... Sen, ben 2 çocuk yaparken; sorun bakalım Didim'de yaşayan İngiliz pasaportlu Galli, İrlandalı kadınlara, kaç çocuk yapmışlar?... En az yapanın ki 4 tane ve daha da yukarı sayıda olanları da var. Ülkemizde Karadenizli, Güneydoğulu yaparken en az 7'cik, 8'cik çocuk... Devlet'in 60'lı yıllarda buyurduğu "bakabileceğin kadar çocuk yap" sözlerini emir telakki eden ben gibi pek çok davar en çok 2 çocukla yetinmiş. Eh ülke koşullarına göre de pek çoğu bu çocukları iyi de yetiştirmiş, bu durumda komplo teorileri bize ne yazar demek varken... Bu korku toplumu oluşturucularının yaydığı "kirli" bilgiler yüzünden, neredeyse ölmeden kazacağız kendimize mezar...
Durun, yavaş olun; WWW ortamında ne dolaşıyorsa onlara kanma/inanma/doğru sayma illetinden bir kurtulun!...
Dünyanın en tepedeki egemenlerine dert olan, sıkıntı veren; yalnızca bizim ülkemizdeki halk mı?...
Bir düşünün bakalım ola ki bizleri yok ederlerse; nereden bulacaklar halkımız gibi sağmal inekleri?...
Ne güzel işte dış borçlanma, üretim yapmayan, sürekli dışarıdan satın alan, gelişmiş ülkelerin açık pazarı bir ülke... Üstelik haksızlığa uğradığında bile; ekonomik güçsüzlüğü nedeniyle verdikçe, veriyor ödün... Ve bir yanda da ülkeyi istediğiniz gibi güdün diyen G8 ülkeleri... Bütün koşullar onların istediği gibi bal, kaymak... Olur mu hiç bu topraklarda yaşayanlara toptan kıymak?... Süründüre, süründüre sömürmek ve öldürmek varken...

Şöyle bir anımsayalım geçmişi...
Dünlerde Celal BAYAR yıllarca; “Bu kış ülkeye komünizm gelecek” diye halkı ürküttü…Halk ne siyasal “izm”leri öğrenebildi, ne sınıf bilinci, ne de siyasal toplumsallaşma bağlamında gelişimini tamamlayabildi, oldu demokrasi cahili…
Ve Balkanlar’dan gelecek soğuk hava akımları gibi; düşmanı da hep dışarıdan bekledi..
Oysa ne Orta Asya’dan bugüne değin atalarının, ne de üzerinde yaşadığı toprakların antikiteden beri tarihini bilmeyen, öğrenmeyen bu halk; çok yıllar öncesinde içine girmiş, yerleştirilmiş olan TRUVA ATI’nı da, atın içinde palazlanan yedi düvel işbirlikçilerini de hiç görmedi…
Ve bugünlerde de küresel salgında İKİNCİ DALGA geliyor korkusu sardı bu sıradan halkı, esnafı, bakkalı, manavı, kasabı...Oysa bir köşede de bu salgından yararlanacak, fırsatı ganimete çevirmesini bilecek/başaracak yandaşı, candaşı, kandaşı sabırsızlıkla bekliyor.
Ve bugünlerde Celal Bayar'ın "Bu kış ülkeye komünizm geliyor" sözleri yerine "bu kış ülkeye İKİNCİ DALGA Covid 19 salgını geliyor" çığlıkları yayılıyor, üstelik halkın aç kalma korkusuyla birlikte... Ve Osmanlı'dan başlayarak, 1998 yılına kadar "19 çeşit aşı" üreten bu topraklarda, artık ölüm korkusu duyuluyor.
Böylesine güvensizlik ortamında, küresel iletişim ağında paylaşılan komplo teorilerinin neden olduğu olumsuz dışsallıklar bağlamında da umutsuzluk tüm benlikleri sarıyor. Sözde ileri teknoloji insanlara daha güzel bir gelecek verecekti, ama zor zamanlar düştü payımıza...