Musa Dinç

Tüm Yazıları


Zeki Sarıhan’a ait Mamak Mektupları üzerine

  • 01 Şubat 2018 Perşembe


Musa Dinç / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar
musadinc2109@gmail.com

Zeki Sarıhan’a ait Mamak Mektupları üzerine


26.01.2016 Pazartesi günü PTT kanalıyla orta büyüklükte zarı bir zarf içinde Sayın Zeki Sarıhan’a ait “ Mamak Mektupları “ adlı yapıtını aldım.
Büyük incelik gösterip, yazarı tarafından imzalanıp gönderilmişti bana.
İlk sayfasına: “Musa Dinç kardeşime sıkıntıların ve yazıların paylaşıldığı 2015 yılı anısına. Ankara 15.01. 2016 İmza / Zeki Sarıhan “
Bu güzel jest karşısında duygulanmamak mümkün mü (?!) Haliyle çok sevinmiştim.
Zeki Ağabey ile dostluğumuz çok eski yıllara dayanıyordu. Öğretmen Dünyası Dergisi’nin Yazı işleri Yönetmeni olduğu yıllarda (1990-2000 ) bende uzun yıllar derginin Diyarbakır temsilciliğini üstlenmiştim. Zeki Ağabey’in köşe yazılarını mutlaka okurdum. Yazım dili arı, yalın, gerçekçi ve akıcı bulurdum. Öğretmen Dünyası Dergisini onun şahsında çok sevmiştim; sonra derginin Yönetim Kurulu’nda görev alan Sayın Özden Yılmaz Bilgin, Sayın Nazım Mutlu, Sayın Bilge Öngöre gibi çok değerli eğitimci ve yazar arkadaşlarla da yakın dostluklarımız oldu ve halen devam ediyor. Diyarbakır’da babam adına işletmiş olduğum Diclem Sahaf Kitap Evi ve Yayıncılık’ı da ziyaret etmişlerdi.
Sayın Zeki Sarıhan’ın kalemi de yüreği gibi çok güçlüdür. Hümanisttir, dünya görüşü de evrenseldir, kendimi ona çok yakın görürüm. Onun birçok eserini soluksuz okumuştum. “Benim Hapishanelerim” , “Öğretmen (im) Sizi Çok Seviyor(uz) “ gibi…
“Mamak Mektupları “ yapıtını zarı zarfın içerisinden çıkardığım gibi, soluksuz aynı gün okudum. Diğer yapıtlarında olduğu gibi özgündü, çağına tanıklık ediyordu. Annesine ve bacısına içini döken mektuplardı… ( 94 sayfa)
Yazarın aynı zamanda İyi bir arşivci olduğu da gözden kaçmıyordu. İdealist bir eğitimcinin en verimli olduğu yıllarda demir parmaklıklar arasında sıkıştırılıp, özgürlüğünden yoksun bırakılması, beni derinden üzdü ve karamsar düşüncelere daldırdı. 141 ve 142 maddelerden yargılanıyorlardı gencecik beyinler… Çalmamışlardı, çırpmamışlardı; zulme karşı ve mazlumdan yana tavır almışlardı. Tek suçları buydu. Körpecik fidanlar yılmıyorlardı ve umutlarını saklı tutuyorlardı.
Kitabın son sayfalarına doğru cümleler, paragraflar büyülüyordu adeta. Bir bölümünü paylaşmadan edemeyeceğim:
“ Ne güzel! Yaşamak halk için ölmek ne güzel!
Mücadelenin devam etmesi dışarıda, köylülerin toprağa susamışlığı, grevler fabrikalarda, 1 Mayıs bildirileri, antifaşist gösteriler, âşıklar geceleri, tüfek gibi saz, gülle gibi söz ne güzel!
Yeni çocukların doğması, yeni çiçeklerin tomurcuklanması, serpilip gelişmek, suyun ağaca yürümesi ne güzel!
Ne güzel kara tahtaya ak tebeşirle bağımsızlığı yazmak, tohum ekmek aç topraklara, susamış gözlerin kocaman açılması, kalem tutmak, şiir yazmak, yaratmak, yaratılmışı çoğaltmak, ne güzel. Ne güzel gecenin içinde ışık yakmak, sabırsız olmak, hata yapmak, düzeltmek hataları, halkla birleşmek ne güzel!
Toplanmak, saf tutmak, kenetlenmek haykırmak, öfkelenmek yumruk sıkmak, yürümek omuz omuza, pankartlar, dövizler, megafonlar ne güzel!
Ne güzel geçmişi bilmek, bugünü anlamak, geleceğe yürümek ne güzel!
Direnmek, teslim olmamak, yılgınlığa kapılmamak, çözülmemek, yıkılmamak, boyun eğmemek, dayanmak ne güzel!
Düş görmek, hayal etmek, özlemek, ümit etmek, beklemek, sabretmek, ne güzel!
Savaşmak, Vietnam’da, Kamboçya’da Filistin’de, Angola’da… Tüfek silmek, ordular kurmak, atılmak alıcı bir kuş gibi düşmanın üstüne, şehirler almak, yere sermek, emperyalizmi, Sakaryaları, Dumlupınarları Yaşatmak ne güzel!
Tefeciyi, soyguncuyu, ağayı, beyi, haini, işbirlikçiyi, zalimi, ispiyoncuyu alt etmek ne güzel!
Tükürmek, yüzüne cellâdın ne güzel!
Zafer kazanmak ne güzel!
Sabah olması ne güzel! Geceden gündüze, kıştan bahara çıkmak, halay çekmek, şenlik yapmak, kırmızı bayrakların sallanması rüzgârda, hür ve bağımsız olmak ne güzel!
Hürriyeti ve barışı bölüşmek halkla sıcak bir somun gibi, ne güzel, ne güzel!... “
Ha unutmadan, cezaevinde edindiğin romatizmalarından dolayı çok geçmiş olsun, umarım kronik hal almamıştır. Kaleminize, yüreğinize ve belleğinize sağlık Zeki Ağabey!...
27.01.2016