Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Zehirli Şeker

  • 28 Şubat 2018 Çarşamba


Cargill, 1960'da bir yerli ortaklıkla Türkiye'ye giriyor. Mesut Yılmaz ve Demirel bu şirkete kol kanat geriyor. Bursa valisi Orhan Taşhanlar şirkete imar izni vermeyince merkeze alınıyor. 2002'de Ülker ile ortaklığa giriyor. 2007'de Cargill için özel yasa çıkarılmak isteniyor. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yasanın 6 maddesinin yeniden görüşülmesini isteyerek iade ediyor. Meclis yasayı(AKP çoğunluğu ile) hiç değiştirmeden yeniden kabul ediyor. Sanırım Sayın Sezer yasanın iptali için AYM’ye gidebilirdi ama gitmiyor.
Cargill’in ürettiği nişasta bazlı şeker(NBŞ); İngiltere, Fransa, Avusturya, Hollanda, Danimarka’da yasak. ABD’de üretim kotası ’dan, %2’ye düşürülüyor. Bizim ülkemiz kotayı artırıyor. Bütün Avrupa’da 300 bin ton üretilirken, biz 325 bin ton üretiyoruz. Zehir olarak nitelenen bu şekerin sigaradan daha tehlikeli olduğu iddia ediliyor. Buna karşın ısrarla üretilmeye devam ediliyor. Görünen o ki, özelleştirildikten sonra tekrar el değiştirecek ve sonunda tamamı Cargill’in kontrolüne geçecek(!)
Nişasta bazlı şeker, şeker pancarı üretiminden daha ucuza mal ediliyor. Bir kilogram şekerin 1/250 fiyatına. Daha önceki yıllara bakıldığında, pancardan şeker üreten ülkeler sıralamasında dünyada Türkiye dördüncü, Avrupa’da üçüncü sırada gözüküyor. Ülkede şeker piyasasına hakim olduğu gibi, ihracat bile yapıyor. Şimdi ise pancarda kota uygulaması ve yönetimlerin gerekenleri yapmamaları sonucunda şeker üretimimiz azalıyor. 2015 yılında sıfır gümrüklü 170 bin ton şeker ithal ediliyor.
Cargill’e kimin ne borcu var ki, biz bu kadar ağır bir fatura ödemek zorunda kalıyoruz? 500 bin hektarda pancar yetiştirilirken, 270bin hektara geriliyor ve pancar ekimi yapan aile sayısı da 450 binden 120 bine düşüyor(!) Bu koşullarda halkın malı olan şeker fabrikalarının özelleştirilmesi gündeme getirilmiştir.
Konuyu irdelerken biraz daha gerilere bakmakta yarar var. Emperyalizmin mutemedi olan Kemal Derviş, olağanüstü yetkilerle donatılarak ekonomiden sorumlu bakan yapılmıştı. O koşullarda ülkenin dışarıdan borç para bulması gerekiyordu. Kemal Derviş ABD’ye gitmiş ve İMF ile görüşmeleri sonucunda borç paranın verilebilmesi için bazı yasal düzenlemelerin yapılması şart koşulmuştu. Derviş’in direktifi şöyle: On beş gün içinde bu yasalar çıkarılmaz ise, ABD’den dönmeyeceğini söylemişti. On beş gün içinde Derviş yasaları çıkarıldı. Tek amaç, emperyalistlerin alacaklarının güvenceye alınması idi. O yasalar kelimenin tam anlamıyla sömürge yasalarıydı. Şimdi söz konusu yasalara bakalım: Şeker Yasası, Tütün Yasası, Telekom Yasası, Tahkim Yasası, Tuz Yasası, Doğal Gaz Piyasası Yasası, Merkez Bankası Yasası, Bankacılık Yasası, Sivil Havacılık Kanunu, Kamulaştırma Yasası, İhale Yasası, Ekonomik Konsey Yasası gibi vb.
Yerli ve milli olduğunu iddia edenler, aslında yerli ve milli olmayan seçenekleri uygulamaktadırlar. Bu eylem ve söylem zıtlığında kitleler söylemleri duyuyor ama, eylemleri göremiyorlar. Görmek sadece nesnelerin görünürlük algısı değil, varlığa ilişkin neden ve niçin sorularının akılcı yanıtlarının bulunması gerekir.
Bizimleymiş gibi gözüken fakat “biz” olmayan ve bizden olmayanların kontrolüne geçiyor varlıklarımız. Özelleştirmenin bir sermaye istilası ve fiili işgal olduğu unutulmamalıdır. Yakın gelecekte sıradan ve normal vatandaşların elinden toprakları da alınacak.