Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yollarda

  • 05 Aralık 2019 Perşembe


Kukusuz herkes kadar öfkeliydik, tepkiliydik; İstanbul-İzmir yolunun yapılması aşamalarında... Üstelik yolun Bursa'yı da içine alarak yapılmasının planlandığı ve Bursalı TBMM üyelerinin yolun Bursa sınırlarından da geçmesi için ısrarcı olduklarını açıkladıkları 2000'li yılların başında... Çünkü her yeni yapılan karayolu; tarım topraklarından, sebze-meyve bahçelerinden, zeytin bağlarından verimli toprakları çalıyordu. Sonucunda da Anayasamız'a göre korunması gereken tarım alanlarımız giderek azalıyor, tarım işkolu sürekli geriliyordu. İşte bu nedenle karayollarının yapılmasına, konut alanları için tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasına "akademik olarak kentleşme ve çevre sorunları uzmanı kimliğimizle" hep karşı çıkmışızdır ve çıkıyoruz da...Ama bunca tartışmalı ve özellikle de "vergilerimizle değil de sanki AKEgemenlerin cebinden halka bağışlanmış gibi AKYandaşlarca kafalarımıza kakılmalı" İstanbul-İzmir karayolu; abartıldığı kadar "görsel anlamda" fiyakalı olmasa da, araç sürüşünde, yol güvenliğinde geçer puan aldı bizden... Yine de 3 buçuk saatte, 120 kilometre hızla; İzmir'den, İstanbul'a varacağız diye, kesinlikle basmadık gaza... Neyimize yetmemiş yağmurlu sisli, puslu havada 100 kilometre hızla araç sürmek?...Ecele randevu vermek gibi bir amacımız, özlemimiz yok ki bizim... Ayrıca İstanbul kaçmıyor ki, duruyor yerli, yerinde üstelik İsa doğmadan 8 bin yıl öncesinden beri... 3 buçuk değil de 4 buçuk saatte gelsek ne olur ki dedik. Elbette ki dönüş yolculuğumuzda da aynı duygu ve düşüncelerimizle yolculuk ederken; sağımızdan, solumuzdan en az 140 km hızla geçenleri gördükçe de "canınıza mı susadınız?" diye sorduk. Evet, susamışlar.4 Aralık Çarşamba günü hiç durmayan yağmurlu havada, basanlar gaza; yapınca zincirleme kaza, yolun açılması için bir saat bekledik. Dört ambulans geldi kaza geçirenleri almak için ve kaç ölü, kaç yaralı var diye sormaya korktuk. Özellikle ters dönmüş ve paramparça olmuş aracın motoru bile yolun ortasına fırlamış, bir diğerinin ön kaportası gitmiş. Diğer yanda iki araç daha... Hani denir ya "can pazarı" ki yürekler acısı... Kim bilir yine kimlerin canını aldı o hız tutkusu?... Kim bilir kimler için sonsuza dek bitti; İstanbul-İzmir arasındaki 3 buçuk saatlik yolculuk?...Yazıktır bu ülkeye; yitirilen can ve mal kayıpları nedeniyle, yazıktır!...Onca uyarı, onca trafik kuralı; ama ne yazık ki çoğunluğun hiç değil umuru...Kazanın ardından, yol açıldığı gibi, belli ki kimseler almıyor kazadan ibretlik dersini, gaza basan yollara revan... Bursa-İzmir arasında hiç durmayan yağmur altında, başka kazalar da yaşanmıştı ve yardım ekipleri çalışıyorlardı yollarda ama neyse ki ölümcül değildi bu diğerleri...
Yine de hava durumuna göre, özenli sürüşlerle yolculuk edilirse; yol kesinlikle çok güvenli, en azından Bornova'nın trafiğinden kurtulmak, Sabuncubeli'nde Ölüm Meleği karşımıza çıkar mı diye kaygılanmak artık bitti!...Ama konu yola ödenen ücretlere gelince; yakınmalar sürüyor ne yazık ki!...Ola ki yolun rahatlığı için "ödediğimiz vergilerin yanı sıra" bir de bunca ücreti ödüyoruz diye yakınmasak bir dert "alimallah aforoz ediliriz", yakınsak başka bir dert... Ama desek ki bu halka; verdiğiniz oylarla, yaptığınız seçimlerle, bu düzeni sizler istediniz. Kimseler "haklısın" demez, çünkü "kabahat" öyle bir gelindir ki onu kimseler almaz!...Çünkü...Liberal ekonomiyi istediler, önce Turgut Özal'a, sonra Çiller'e ve daha sonra da bu hükümete oy verdiler. Öyleyse kimseler yakınmamalı bu düzenden. 12 Eylül 1980 öncesinde bu ülkede Devletçi ekonomi politikaları "İnönü dönemindeki kadar olmasa da" yine de vardı. Devlet fiyatları denetler, halktan yanan kararlar alırdı. Ama Devlet'den yakınanlar, liberal partilere oy verenler nedeniyle artık ülkede düzen böyle ve ne yazık ki kurunun yanında yaş da yanıyor. Ayrıca İzmir-İstanbul arası harcama; gidiş 255 TL ve dönüş de 255 TL, toplamda 510 TL... Yakıtı da eklediğinizde dizel araçlar için ortalama 700 TL gidiş-dönüş mazot parası... Sonuç olarak ülkenin AKBaşkan'ın yönetimi diyor ki bu halka; yoksa paran otur evinde, bitkisel hayat yaşa!.... Ne yazık ki durum böyle...
Ve yolculuk sırasında gözlemlediğimiz en önemli sorunsala sıra gelince...Giderken de, dönerken de; içimize dert olan Soma'nın üzerindeki zehirli dumanlar...Madenden vurgun yemiş, ana-babalarının yüreği yanık, yetimlerinin boynu bükük SOMA... Termik Santralın filtresiz bacasından çıkan zehirli dumanlarla acil yardıma muhtaç ki durumu: KOMA...Ve yeni yapılan yol, kentin içine girmese de... Yakınından geçerken araçların içine sızıyor zehirli duman... Bir de kentte sürekli yaşayanların sağlık durumları; kim bilir ne yaman?... Halkın tepkileri karşısında "halkını düşünen" AKBaşkan hemen buyruk verse de, SOMALI kurtulsa bu zehirli havayı solumaktan... Hem de ivedilikle; halkın sağlığı için çok iyi olacak!...
Neyse ki Didim'deyiz, "anadan doğma değil, ama sonradan olma" Didimliyiz… İstanbul'un ve diğer kentlerin özellikle kirli havasını geçici bir süre solumak zorunda kalsak da... Didim'de yaşadığımız için, bilmelisiniz ki hepimiz çok şanslıyız. Üstelik Didim'in yaşanabilir bir kent olma özelliklerini korumak amacıyla da paragöz çevre düşmanlarına karşı "Didim ve çevresini korumak için" hepimiz birer savaşçı olmalıyız. Çünkü Didim gibi bir başka yer kalmadı. Bu nedenle bizler de onu korumak için çok özenli ve özverili olmalıyız. İnsan sağlığı; yalnızca beslenmeyle değil, yaşanan yörenin de sağlıklı olmasıyla ilgilidir. Bunu da sürekli anımsamalıyız!...