Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Yol olan varlıklarımız!

  • 12 Temmuz 2018 Perşembe


Dünyada benzeri görülmemiş bir Kurtuluş Savaşı ile sahip çıkılan ve halka mal edilen varlıklar ve değerler, toplumun elinden alınınca halk insani değerlerini kaybederek köleleşir. Köleliğin oluşmasından, ona neden olanlar sorumlu tutulmalıdır.
Bir ülkede topluma ait varlıklar elden çıkarıldığında mülkiyet el değiştirir ve belirli odaklarda yoğunlaşır. Bu olumsuz oluşumların sonucunda en alt gelir diliminde açlık ve orta kesimde de yoksulluk baş gösterir; gelir dağılımı bozulur ve adaletsizlik yaygınlaşır.
“Türkiye, yıllardır tüketim merkezli yürütülen ekonomi politikaları nedeniyle “borçlandır-ertele” sarmalını yaşıyor. Bir kez daha üretmedik, borçlandık, şimdi de bir kez daha hem genel ekonomide hem de vatandaşın ekonomisinde görülen tıkanmaya “ince ayar” konuşuyoruz. Vatandaşını borçlanmadan tüketecek bir gelire kavuşturma derdi olmayan AKP’nin, yine tüketime kredi kartları, taksitler ve krediler üzerinden ayar vermeyi düşünmüş olmasına şaşırmıyoruz.
Bütüncüllüğü olan, tüm Türkiye için bir kalkınma hedefi ortaya koyan bir ekonomi vizyonu cari açık yaratmadan büyüme hedefini gerçekleştirebilir. Tüketimin sürdürülebilir bir şekilde sağlanabilmesi için ön koşul sürdürülebilir ve asgari yaşamı mümkün kılan gelirler yaratan bir ekonomik düzendir. AKP bunu beceremediği için ekonomi politikalarında bir sarmala hapsolmuş durumda. Bu durum sonucunda vatandaşımızın da ekonomi sorunları bir sarmal halinde büyüyor.
(omedya.Com, Selin Sayek Böke)
“Enflasyon genel olarak ya talep fazlasından ya üretim maliyetlerinden ya beklentilerin yüksekliğinden ya da para arzı artışından yükselir. Ve bir anda da yüksek sıçrayışlar göstermez.”
(…….)
“1980’li yılların başında 15 milyar dolarlık dış borçta bugün 453 milyar dolara yükselen bir kırılganlık öyküsü yazdı. Her geçen zamanı aleyhine kullandı, elde ettiği geliri, kullandığı dış borçları üretken olmayan, istihdam yaratmayan alanlara yatırdı. Kaynaklar tüketildi, harap edildi. Sonuç olarak üretimden tüketime dışa bağımlı, sanayisizle şen-kendi öz kaynakları ile üretemeyen, giderek daha borçlanan ve ancak bu sayede büyüyebilen bir ülke haline geldi. Bu çark her döndüğünde işsizlik ve gelir dağılımında uçurumlar yarattı.”(ASLI AYDIN)
Bir ülke, plansız ve programsız olarak tükettiği varlıkların yerine yenilerini koyamıyor veya koymuyor ise; kendini tüketiyor demektir. Aynı kural bireyler ve şirketler içinde geçerlidir. Kişiler kazandıklarından fazla harcadıklarında kaçınılmaz olarak borç bataklığına saplanırlar. Bu olgu tüketim ekonomileri içinde geçerlidir. Ürettiğinden fazla tüketenler önce daha önce biriktirdiklerini tüketirler, sonrada kendilerini sıfırlarlar!
Muhafazakarlığın temelinde, maddi varlıkların korunması var. Manevi varlıklar, maddi varlıkların payandasıdır, gerekliymiş gibi ve varmış gibi davranışlar rızaya dayalı olarak üretilir ve titizlikle de korunur(!) Şimdiki aşamada sermayenin ne dine ne de milliyetçiliklere inancı yoktur ama, varmış gibi davranarak kitleleri yanıltırlar. Tüm bunlara karşın maddi varlıklar elden çıkarılıyor ise; bu işlemden mutlaka birilerinin veya birinin çıkarı vardır!