Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yoksulluğun Kapalı Çemberleri

  • 14 Aralık 2018 Cuma


Ekonomi uzmanları derler ki azgelişmiş ülkeler; yoksulluğun kapalı çemberlerini kıramayan ülkelerdir.Bu kapalı çemberler tanımlaması; günlük dilde kullandığımız kısır döngülere karşılık gelen bir söylemdir.Bu çemberlerin başlıcaları; nüfus çemberi, sermaye-tasarruf çemberi ve gelir paylaşım çemberi olarak sayılabilir.
Bilindiği gibi azgelişmiş ülkelerde nüfus hızla artmaktadır. Ekonomi nüfus artış hızına denk bir hızla kalkınsa da kişi başına düşen gelirler yerinde sayar. Çünkü bu ülkeler kalkınmayı gerçekleştirecek etkenlerin yetersizliği nedeniyle düşük bir kalkınma hızı sağlayabilmekde, onu da artan nüfus emmektedir.Daha anlaşılır bir dille eve gelen ekmek çok olsa da, çocukların sayısı da çok olduğundan tam olarak hiç kimsenin karnı doymamaktadır.Yoksulluğun nüfus çemberi ancak kalkınma hızının, nüfus artış hızının üstüne çıkmasıyla kırılablir.Bu nedenledir ki "doğum kontolü" düşüncesi azgelişmiş ülkelere önerilir. Yine de doğum kontrolünün tek başına sorunu çözmeye yeterli olacağını söylemek olanaklı değildir. Çünkü nüfus artış hızı sıfıra indirilse bile kalkınma sağlanamayacakdır. Örneğin;ülkemiz bağlamında göçmenlerin girişi durdurulmadıkça, ülkenin nüfus çemberi bir türlü kırılmayacakdır.Çünkü doğumlar gibi doğal yolla değil de göçler nedeniyle yapay bir artışla;gayrisafi milli hasılamıza ortak olanlar arttıkça, kişi başına düşen gelirimiz azalmaktadır, her gelen kişi refahımızdan,gönencimizden çalmaktadır.
Bilindiği gibi yatırımlar kalkınmanın temel taşıdır, olmazsa olmazıdır. Ama azgelişmişlerde kişi başına gelirler düşük olduğu için tasarrufa, dolayısyla yatırıma giden paylar yetersiz kalmakdadır. Bu nedenle de düşük bir kalkınma hızı gerçekleşebilmektedir. Bir başka deyişle kişi başına düşen gelirlerde artış olmadığı için sermaye-tasarruf çemberini kıracak ölçüde bir artış sağlanamamaktadır.
Ve gelelim en önemli soruna; azgelişmişlerin en belirgin özelliğine, gelir paylaşımındaki eşitsizlikler sorununa...Azgelişmiş ülkelerde küçük bir azınlık gelirin önemli bir bölümünü alırken, büyük bir kitle gelirden küçük bir pay almakda ve düşük gelir guruplarında gelirin hemen, hemen tamamı tüketime gitmektedir.Çünkü düşük gelirli kazancıyla ancak karnını doyurabilmektedir.Basmakalıp bir söylemle azgelişmiş ülkelerde zengin daha zengin, fakir daha fakirdir. Orta sınıf ise hemen, hemen yok gibidir. Bunu görmek için Nazım Usta'nın Abidin'e yoksulluğun resmini çizdirmesine hiç gerek yokdur, çevrenize bakınız bu ülkede çoğunluk aç, azınlık tokdur. Dolayısıyla bu ülkelerde siyaset yapanlar bile varlıklı kişilerdir, oysa gelişmiş ülkelerde siyaset yapanlar genellikle orta sınıfdan olan kişilerdir.Durum böyle olunca azgelişmiş ülkelerdeki "siyaset yapan" varsıllar; gelir gurupları arasındaki eşitsizliği gidermek ya da azaltmak için pek de istekli olmadıklarından bu ülkelerde gelir paylaşımı çemberi kırılamamaktadır.Sonuç olarak yoksulluğun çemberlerini kıramayan azgelişmiş ya da gelişmekde olan ülkeler; bir türlü kalkınmalarını da gerçekleştiremezler. Onlar yalnızca büyümeden söz ederler.
Sanki ekonomik kalkınma ile ekonomik büyüme aynı anlama gelen kavramlarmış gibi, kavramlar arasındaki ayrımın ayırdında olmayan halka yüzde şu kadar büyüdük içerikli açıklamalar yaparlar.Oysa ekonomik kalkınma ile ekonomik büyüme arasındaki ayrım o kadar başka anlamlar içerir ki...Büyüme insanın yaşının büyümesi, kilosunun artması gibi rakamsal değişiklikleri içerir Kalkınma kavramıysa insan bedenindeki sağlığa, insanın beyinsel gelişimine, eğitimine, kültürüne yönelik artışlara karşılık gelir.Üstelik kalkınmış ülkelerde insanın değeri vardır...İnsan sağlığı pek çok değerin üzerindedir. Özel çıkarlar değil, kamu çıkarları önceliklidir. Adil gelir dağılımı vardır, ama en önemlisi de ADALET vardır. Uzun sözün kısası; azgelişmişlerde olmayan ne varsa, gelişmiş ülkelerde vardır... En önemlisi de düşünenin, yazanın, konuşanın peşinde sürekli (S)avcılar yokdur...Velhasıl azgelişmişler için gelişmiş bir ülkeye çıkan yollar oldukça yokuşdur...O yolları yapmak için henüz ihale açan da yokdur... Sabrın sonu selamet diyeceğim de...İşin gerçeği bütün bu umutsuz görünüm "selamet" partisi ile başlayan bir sürecin sonucudur. Ali Koç'un ne parası, ne fiyakası Fener'i kurtaramayacakdır.Futbolcu fabrikası Bursaspor; 14 Aralık gecesinde Göztepe ile yenişememişdir. Eski Osmanlı sömürgesi Slovenya doğumlu Melania'dan dolayı Trump bize eniştedir. Enişte; yeni bir Suriye harekatı nedeniyle yine doları yükseltebilecekdir...2019 pek çok bilinmeze gebedir.Ülke genelinde hararetle beklenen 31 Mart Vakası; sonrasında birilerinin bozulacakdır fiyakası...Kimileri gülecek, kimileri ağlayacak...Seçimlerin ardından çıkacak fatura nedeniyle gelecek zamlar cepleri dağlayacak... Ama herşeyden önemlisi; acaba Didim yerel yönetim başkanlığını kim kazanacak?... İşte bütün kaygımız budur...Şükür Yaradan'a; TCK 299 dışında başkaca bir sıkıntımız yokdur.