Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yeter ki...

  • 17 Şubat 2018 Cumartesi


Yeter ki...
Genellikle günümüzde yaşananlara geniş bir perspektif açısından baktığımdan, bugünlerde yaşananları yorumlarken yeniden düştü usuma 2007 yılında yaşanan bir olay…Anımsanacağı gibi Adana’nın Kozan İlçesi’nde düzenlenen bir kompozisyon yarışmasında “türbanlı bir kız çocuğu” birinci gelmiş, protokolun önünde ödülünü almak için beklerken; başındaki “türban” nedeniyle, Garnizon Komutanı ve Kaymakam tarafından horlanarak kürsüden indirilmişti…Bu olayın ardından, konuyu hemen köşesine taşıyan ve yine o günlerde ateşli bir AKP dalkavuğu olan Ahmet Hakan’ın söylemiyle “bu hoyratlıkdan ziyadesiyle etkilenen” RTE ve eşi Emine Hanım; bu kız çocuğunu ve ailesini arayarak yine Ahmet Hakan’ın söylemiyle “müthiş bir dayanışma” sergilemişlerdi…
Türbanlı kız çocuğu olayının birkaç gün öncesinde de yine Kozan İlçesi’nde yaşanan bir başka olayda da...Kız öğrencilerin etek boylarıyla kafayı bozmuş kadın öğretmenle (gerçekte “hocanım” demek daha yerinde olur) tartıştığı için, kadın öğretmenin yine bir başka okulda öğretmen olan eşi ve onun yanındaki üç serseriden; "eteklerinin kısalığı gerekçesiyle" kız çocuğunun gözleri önünde babası dayak yemişdi...Üstelik dayak yine baba da aynı okulda öğretmendi... Acaba bu babayı ve kızını da arayarak, Başbakan “müthiş bir dayanışma” sergileyebilmiş miydi ?... Elbette ki HAYIR...Ve kuşkusuz Ahmet Hakan da bu konuyu köşesine taşımamışdı o günlerde...
"Hani RTE herkesin başbakanıydı ya…Yoksa yalnızca “türbanlı” kız çocuklarının başbakanı mıydı ?..." diye sormakdan kendimi alamamışdım ben de...

Ve o günlerde bu olayın kamuoyuna yansıtılış biçimi; Garnizon Komutanı ve Kaymakam tarafından “masume ve madure sabi” türbanlı kız çocuğunun kürsüden indirilme sorunsalı…
Halk dalkavukluğu yapmak uğruna; nasılsa kaymakam görevden alınır, alınır da (her ne kadar “mülki amir” olsa da ünvanı, sonuçda Devlet’in memuru, çekersin merkeze), ama Garnizon Komutanı’na nasıl ceza verilir ?... Elbetteki Komutan halka şikayet edilir… Ki işte o günlerde Ahmet Hakan Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 30 Kasım 2007 günlü yazısında bu görevi evecenlikle üstlenmişdi; türbanlı oy depolarının Garnizon Komutanı üzerinden ordu, asker düşmanlığını körükleyerek…Kuşkusuz Ahmet Hakan efendi; son yıllarda Laik saflara yanaşma faslında ama...Geçmişde yazdıkları elbette ki bizim de anılarımızda, usumuzda, aklımızda... Her ne ise...Gelelim sadede...Kozan'da yaşananlar ve benzeri böyle küçük, küçük olaylar üzerinden “laik” Türk Ordusu’na yapılan saldırılar bir yandan sürerken, diğer yandan da HUKUK düzenimizi değiştirmeye yönelik girişimler...
ANAYASA’nın değiştirilmesi tartışmalarının bir ileri, bir geri gündeme sürülüşü… TBMM’de olmazsa; referandum yapılarak ANAYASA’nın değişeceği söylemleri…YASAMA-YÜRÜTME’nin yanı sıra; YARGI’nın AKP’nin rayına oturtulmasına ilişkin istemlerin ötesinde, başlatılan girişimler…
ANAYASAL HUKUK düzeniyle oynayıp, bu ülkede ADALET/HAK/HUKUK kavramlarını gönüllerince biçimlendirmek, yorumlamak…Ve sonra sesler daha da yükseliyor; açık, açık tehditler, tehlikeli söylemler...İşte bunun bir örneği için yine düne bakıyoruz...9 Ocak 2010 Pazar günü Altan TAN ki o günlerde AKP'liydi kendisi; Star’da Ruhat Mengi’nin “her açıdan” adlı tartışma programında; “bana göre, bence” söylemleriyle “Müslümanlar için demokrasi ve insan hakları” konusundan ve de Müslümanlar için başkalarının dayatmalarda bulunamayacağından...Örneğin; türbandan, miras konusuna değin İslami kuralların geçerli olmasından ve her alandaki uygulamanın İslami kurallara göre olmasından söz ediyordu… Bu sözlere karşın AİHM Eski Yargıcı Rıza TÜRMEN; demokrasilerde yalnızca “Müslümanlar” için demokrasinin varlığı ve demokrasiye özgü hakların kullanılması, uygulaması olmaz…Çünkü o zaman bu demokrasi olmaz... Demokrasi bütün insanlar için olur diyerek bu şeriatın TARAFlı borazancı başına “demokrasi-laiklik-insan hakları” kavramlarını anlatmaya çalışıyordu…
Ve bir açıklama da Prof. Dr. Ersin KALAYCIOĞLU’ndan geliyordu:
-Demokrasi-laiklik-insan hakları kavramlarının olduğu yerde; bana göre, bence olmaz...
Ve KALAYCIOĞLU sözlerini şöyle sürdürüyordu: -Sanıyor musunuz ki halkın öncelikli sorunu türban ya da İslami hukuk kuralları ?… Hayır… Halkın yüzde 90’ının en öncelikli sorunu; işsizlik, açlık, ekonomi…
Adana’nın Kozan ilçesinde yaşanan “türbanlı kız çocuğu” olayı… Altan TAN ve türevlerinin İslamiyet adına laik düzene saldırıları… Laik düzenin en birincil koruyucusu, savunucusu Türk Ordusu’na “İslamiyet göndermeli” yıpratmalar… AB’li olma masalıyla Türk Ordusu’nun “darbeci” yaftasıyla anti-demokratik yapılanması nedeniyle eleştirilerek, giderek karalanarak sinsice halkın indinde “kurt kocayınca, köpeklerin maskarası olurmuş” deyişindeki gibi bir duruma düşürülmesi için her yolun denenmesi…
Ve o günlerde ORDU’nun sınır savunması görevinden alınacağı duyumları… Devlet’in Ordusu’na karşın; “Latin Amerika ülkelerindekine benzer” Hükümet Yanlısı Ordu, doğrudan Hükümet’e bağlı kuvvetler oluşturulacağının duyumları…Ve us dışı açıklamalar sürüp gidiyordu;Ulus Devletimiz’in çökertilmesi için gerekli tüm koşullar gündeme getiriliyordu, AB’ye giriş koşulları maskesinin ardında gizlenmiş olarak…Bu açıklamalar duyuldukça yurtseverler endişeleniyordu; SEVR paçavrası da, en az TÜRBAN paçavrası kadar kutsal sayılacak diye…Yedi düvele karşı verilmiş bir bağımsızlık, bir KURTULUŞ SAVAŞI ve LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI yok sayılarak, SEVR’in koşullarının uygulanması istenecek… Ve işte o günler geldiğinde de bu DEVLET’i koruyacak bir ORDUSU bulunmayacak diye yurtseverler endişeleniyordu...Yıllardır kendisine yönelik bunca saldırıya karşınAfrin Harekatı nedeniyle; işte Türkün Ordusu yine görev başında...
Kıvançla izlediğimiz, ama şehidlerimiz oldukça üzüldüğümüz şu kahraman ordumuz; yedi düvele inad işte dimdik ayakda...Yeter ki siyasetçiler; yanlış politikalarıyla, onların başarılarına gölge düşürmesinler, Türkün onurunu, kıvancını, saygınlığını yerlerde süründürmesinler...Ülkemizin bölünmez bütünlüğüne ve ulusal birliğine bir halel getirmesinler...Yeter ki...