Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yeşil Bir Dünya…

  • 21 Haziran 2018 Perşembe


1950’lerde NATO’ya girişimizin ardından, tarımda makinalaşma derken MENDERES’in liberalleşme düşleriyle birlikte enflasyonla tanıştık… 80 sonrasında TÖ’nün ve daha sonra ÇİLLER’in; MENDERES’in düşlerini daha da gerçeğe dönüştürme girişimlerinin sonucunda BORSA’ya da bulaştık, GÜMRÜK BİRLİĞİ’ne de… Özellikle de AVRUPA BİRLİĞİ özlemlerimize kimseler ne gem vurabildi, ne de gam duyabildi…
Yeter ki girelim birliğe; ne gerek var sanki ülkemizdeki ulusal birliğe ?... Sonuçta tüm çabalar; 21. yüzyıla yönelik… Oysa kalmadı ülkede ne düzen, ne de dirlik… Sardı ülkeyi her alanda ve her anlamda kirlilik… Sanki her girişim daha güzel ve güvenli yarınlar için… Geçin bunları, bir kalemde geçin…Bu gidişle Türkiye’nin 21.yüzyıl ticaret savaşlarında gücü ne olabilir ki ?... Sanayi ülkesi derseniz; “montaj sanayinden bir arpa boyu öteye gidemediğine göre” sanayi ülkesi değil… Tarım ülkesi derseniz; “talan edilmiş tarım topraklarıyla” tarım ülkesi hiç değil…Oysa olanaklıydı sanayi çöplüğüne dönüştürmektense, yeşil bir dünya yaratmak… Bu yeşil dünyada üretilenlerle ülkeyi gönence kavuşturmak…
Düşleyin, işte yeşil bir dünya; sebze-meyve ambarı pek çok yeşil ova…İşte tüm Marmara, Trakya,Ege ve Akdeniz bölgelerimizin yeşil topraklarından fışkıran, yeşil bereket; tahıllar, sebzeler, meyveler… Üstelik de yılda en az iki kez ürün almacasına… Bunlar yalnızca Avrupa değil, Dünya pazarlarında bile para eder…Düşünün bir kez; ileri teknoloji üreten sanayileşme ve ona koşut olarak gelişen kentleşme uğruna ekilecek alanlarını neredeyse bütünüyle yitiren Avrupa anakarası, bir de onlar; dört mevsim Türkiyemiz’e gülümseyen yaşam kaynağımız güneşten de yoksunken, ülkemizin yirmibirinci yüzyıl ticaret savaşlarında üstünlük sağlaması o denli de olanaksız değildi…Örneğin bizler; bolluk, bereket ambarı yeşil alanlarımızı korudukça… Sebzelerimiz, meyvelerimiz çağdaş yöntemlerle saklanıp, bozulmasın diye soğuk hava depolarında korunarak dış pazarlara sunuldukça; biz bu ticaret savaşlarını kazanamaz mıydık?...
Nasıl ki kalem kılıçtan keskinse, bir kilo şeftali ya da bir kilo domates gereğinde bir kilo altından bile değerlidir. Çünkü insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için öncelikle havaya, bir başka deyişle oksijeni bol havaya, suya ve doğaldır ki besinlere gereksinim duyarlar. Bu temel gereksinimlerinden birinin yokluğunda, insanlar yaşamlarını yitirmek tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Onları yaşama geri döndürmek için ne kasalarındaki altınları, ne en gelişmiş teknolojiyle ürettikleri sanayi ürünleri, ne de son model arabaları yeterli olmaz. Yalnızca ve yalnızca yılın oniki ayında güneşle dans eden Türkiye’nin topraklarında, doğal koşullarda üretilmiş tarım ürünleri kurtarabilir. İşte bu nedenlerdi ki bizler bu güzel ülke Türkiye’nin, halkı olarak yeşil bir dünyada yaşıyor olmanın ayrıcalığının ayırdına vararak, geleceğimize güvenle bakmalıyız. Geleceğimize güvenle bakmakla yetinmeyip, bu yeşil dünyamızı sonsuza dek yaşatacak önlemleri de almalıyız.
Ne yazık ki 24 Haziran 2018 seçimleri için alanlardan, alanlara koşturan siyasetçilerimiz yeşil bir dünya dediğimizde; ya şeriatın yeşilini ya da PKK'nın yeşilini anlıyorlar. Oysa tarladaki, meradaki, ormandaki yeşil dünya geleceğimiz için, ülkemizin, ulusumuzun sürdürülebilir yaşamları için öylesine önemli ve öncelikli ki...Keşke bu konulara da kafasını yoran, yeşil bir dünya için sorumluluk duyan siyasetçilerimiz de olsaydı... Kavgalar, iftiralar, eleştiriler, yalanlar yerine; birazcık da kulaklarımıza yeşil bir dünya üzerine söylenmiş umut dolu sözler dolsaydı...Keşke...