Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yeniden Türklük Bilinci

  • 27 Ocak 2018 Cumartesi


Yeniden Türklük Bilinci
Bugün her ne kadar çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma, 21. yüzyıl (ki kimileri de 6.yüzyıla ulaşmayı amaçlasalar da) vahşi kapitalizm savaşlarını kazanma uğraşları içindeysek de üzerinde kesinlikle her zamankinden daha çok yoğunlaşmamız gereken konu; ulusal birlikteliğimizin ve ülke bütünlüğümüzün korunması konusudur. Kuşkusuz bunu gerçekleştirmek için uygulanacak yöntem de, yetişen nesillere Amerikan ya da Arap kültürlerinin aşılanmaya çalışılması değil, ancak ve ancak Türklük bilincinin uyandırılması için gerekli eğitimin verilmesidir. Bununla birlikte burada özellikle belirtilmesi gereken bir başka konu da eğitim kavramının kapsadığı alanın yalnızca okullarda; öğretmenler, eğitmenler aracılığıyla verilecek eğitim olmadığı, toplumun çekirdeği aileden başlatılacak bir eğitimin yaşamın tüm alanlarına yayılması gerekliliğidir.
Bilindiği gibi ulusal kimlik bilincinin oluşturulması dediğimiz olgu; siyasal toplumsallaşma alanına girer ve yine bilindiği gibi siyasal toplumsallaşma da öncelikle ailede başlar, sonra okulda, ardından iş ve arkadaş çevresinde ve de toplumsal örgütler içerisinde ki siyasal partilerden derneklere, meslek odalarına değin demokratik kitle örgütlerinde yaşam boyu sürer, gider.
Bugün yaklaşık 95 yıllık Cumhuriyetimiz’in ardından; ulusal bilincimizde Türk kimliğinin dışında başka arayışlara yöneliş varsa, bu bilincin verilişinde yetersizlikler ya da yanlışlıklar olmalıdır…Ki bu arayışlar ortaya çıkmıştır. İşte o zaman bu bilincin daha sağlıklı yöntemlerle; ulusumuza yeniden verilmesi, Türk kimliğinin (NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE bağlamında) kıvancından kuşku duyanları yönlendirici bir eğitimin kitle iletişim araçlarıyla gerçekleştirilmesi gerekir. Çünkü çevremize baktığımızda;-Ulusal Marşımız söylenirken yüreği titreyerek, Ulu Önderimiz Atatürk ve Cumhuriyetimiz için şehid olanların anısına saygıyla duramayanlar giderek çoğalıyorsa…- Türk kimliğini umursamazcasına Arap ya da Amerikan yaşam biçimine özenç duyanlar hızla artıyorsa…- Anadolu göreneğimize özgü İMECE’nin yerini, YEMECE düzeni alıyorsa… - Genelkurmay’ın; “Askerlik görevinden kaçanlar na’merttir” açıklamalarına, “Toprağın altında mert olacağıma, toprağın üstünde na’mert olayım” tümcesi yanıt olarak veriliyorsa…İşte o zaman ülke bütünlüğümüze, ulusal birlikteliğimize ve en önemlisi de Türk kimliğimize yönelik içten ve dıştan yapılan saldırılar, bazı sarsıntılara, zedelenmelere, örselenmelere neden oluşturmuştur ve artık önlem almanın zamanı da çoktan gelmiş demektir.

Elbetteki bizim burada önereceğimiz önlem biçimi; askeri ya da siyasi içerikli değildir. Öylesi önerileri getirmek bu Cumhuriyetin kurucusu ve koruyucusu TÜRK ORDUSU’nun görevidir…Ve elbetteki Anayasamız’a göre and içerek göreve gelen TÜRK HÜKÜMETİ’nin görevidir...Biz yalnızca ve yalnızca; eğitim diyoruz, yalnızca eğitim…

Çünkü 29 Ekim 1923’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğunu tüm dünyaya duyuran Ulu Önderimiz de TÜRKLÜK bilincini uyandırmak için; eğitimden yararlanmıştır. Öncelikle Türk Dil ve Tarih Kurumları’nı oluşturarak bu kez de halkını; Osmanlı’nın ümmeti sanısından kurtarıp, sindirilmiş, unutturulmuş, uyuşturulmuş, bastırılmış ve giderek yok sayılmış TÜRK kimliğini yeniden yaratmak, TÜRK kimliğini bağımsızlığına kavuşturmak için bir savaş başlatmıştır. Daha önce başlattığı ulusal bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlık savaşlarını başlattığı gibi… İşte bu bağlamda bazı alıntılara değinmek istiyorum:
“Son yıllara gelinceye kadar TÜRK TARİHİ memleketimizde en az tetkik edilmiş mevzulardan biri halinde idi.1000 yıldan fazla süren İslamlık-Hıristiyanlık davalarının doğurduğu husumet duygusile mutaassıp müverrihler bu davalarda asırlarca İslam’ın piştarlığını yapan Türkler’in tarihini kan ve ateş maceralarından ibaret göstermeye savaştılar. Türk ve İslam müverrihler de Türklüğü ve Türk medeniyetini İslamlık ve İslam medeniyeti ile kaynaştırdılar. İslamlığa tekadüm eden binlerce yıla ait devreleri unutturmayı ümmetçilik siyasetinin icabı ve din gayreti vecibesi bildiler. Daha yakın zamanlarda Osmanlı İmparatorluğu’nu dahil bütün unsurlardan tek bir milliyet yaratmak hayalini güden Osmanlılık cereyanı da, Türk adının anılmaması, Milli Tarih’in yalnız ihmal değil, hatta yazılmış olduğu sayfalardan kazınıp silinmesi yolunda üçüncü bir amil halinde diğerlerine eklendi.
Bütün bu menfi cereyanlar, tabii olarak, mektep programları ve mektep kitapları üzerinde dahi tesir gösterdi ve Türklük’ün çadır, aşiret, at, silah ve muharebe mefhumlarile muradif tutulması an’anesi mektep kitaplarımıza kadar girdi.
Türk Tarihi’nin, inkar edilmiş ve unutturulmuş olmasını ve mahiyetini, bütün hakikatlarile meydana çıkarabilmek için çalışmakta olan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti bir kısım azasını tarih tedrisatında ki bu boşluğu doldurabilecek bir kitap hazırlamağa memur etti.”

Bu alıntılar, Ulu Önderimiz Atatürk’ün önerileriyle, 1931 yılında bugünkü Türkçemiz’le; Türk Tarih İnceleme Kurulu’na hazırlattırılan TARİH kitabındandır ve kitabın eski dilden sözlerle dolu Mukaddimesi’nden, günümüz Türkçesi ile önsözünden alıntılardır. Üstelik Atatürk’ün Türklük bilincini yaratma, Anadolu’da yedi düvele karşın bir bağımsızlık savaşı veren bir ulusu, Türklük kimliğini yeniden kazandırma uğraşlarının bir aşamasıdır.

Günümüzden 87 yıl önce Ulu Önderimiz’in Türklük bilinci ve kimliği üzerine başlattığı bu uğraşların, Atatürk’ün yaktığı bu aydınlanma ateşinin günümüzde O’nun düşmanlarınca küllendirilmesine, giderek söndürülmesine karşın…O’nun yaktığından da daha güçlü yakılması, alevlendirilmesi gerekmektedir. Üstelik bu alevlendirilme, ateşlendirilme; aydınlık günler için yakılan birer mum gibi, her bir bedende, her bir beyinde, her bir gönülde olmalı, bulutlandırılmak, karartılmak istenen Türklük bilinci, Türk kimliği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bir güneş gibi yeniden doğmalıdır.

Bu yeniden doğuş için; TARİH kitapları yeniden yazılmalı…Türküler, öyküler, masallar yeniden söylenmeli…Türkün kiliminin, çorabının nakışı yeniden işlenmeli… Yeni bir bin yılda yol alırken Cumhuriyetimiz; Türkiye’de aşımızla, işimizle, töremizle, yöremizle kıvanç da duyaraktan NE MUTLU TÜRKÜM diyebilmeli ulusumuz…

Düşman boş durmuyor…Onlara uyup da yolunu şaşıran… Ulu Önderimiz Kemal Atatürk, yedi düvele karşın verilen Kurtuluş Savaşımız, Atatürk İlkeleri ve Devrimlerimiz içerikli sözlerimize; VATAN-MİLLET-SAKARYA EDEBİYATI YAPMAYIN diye sataşan…Üstelik de ÖZBEÖZ TÜRK OLAN yurttaşlarım; yeter bu aymazlığınız, artık uyanın !...