İlter Gözkaya Holzhey

Tüm Yazıları


Yazma Tutkusu

  • 06 Eylül 2018 Perşembe


İlter Gözkaya-Holzhey Didim, 23 Ağustos 2018
eMail: iltergh@t-online.de

Bir yazar yazmaya karşı aşırı istek duymasa, faydalı olduğuna inanmasa, yazmaz. Harfler yanyana dizilince sesleri gösteriyor. İletişim sağlıyor, söz gider yazı kalır. Bu nedenle nesiller arasında bir bağlantı sağlanıyor.
Matbaanın geç girdiği ülkelerin tarihlerinde kopukluk oldu, noksan kaldı veya yazanın görüş ve kanaatine göre başka ülkelerde yazıldığından dolayı yanıltabiliyor.
Bir anıyı gelecek nesillere iletme ihtiyacı insan tarihinde milâttan önceye dayanıyor. Yazıtlarda taş veya kemik üzerinde çizilen resimlerle anlatılmıya çalışılmış. İlk yazı Mezopotamya’da yazılıp Mısır, Hindistan ve Çin’de geliştirildiği görülüyor.
Bir makaleyi, şiiri, romanı veya diğer yazın türlerini okurken okur, o yazının arkasında olan insanı merak eder. Sanat dallarında geçimini doğrudan sağlayan çok az insan vardır. Yazında da bu öyledir. Aziz Nesin’e neden, niçin, ne zaman ve nasıl yazdığını o kadar çok soran olmuş ki, oldukça kızmış. Önce çırılçıplak soyunurum, diye başlayınca bir daha kimse sormaya cesaret edememiş.
Türkiye’de herkes Almanya’da Türklerin iki emekli maaşı aldığını sanıyorlar. Tamamını ödeyenler alıyor, olabilir. Fakat çoğu orada çalıştığı yıllar için anavatandan, Almanya’da çalıştığı yıllar için babavatandan alıyor. Yani iki değil tamamlayıcı oluyor.
Her iki sosyal devlete karşı kırk yıllık çalışma ve beni yetiştirme borcumu gönüllü yazarak, teşekkür ediyorum. Çok yorgunum, ama ağrı sızım olmadığı için okumaya, tartışmaları dinlemeye, medyayı takip etmeye vaktim var.
Bu görevi torunlarımı ihmâl etmeden yerine getiriyorum. Emekli tanıdık, dostlara ve bazı yazılarımda altı ay Türkiye’de Yaz tatili yapanlara, doğru bulmadığımı, söylüyorum. Çocuklarımızı Türkiye’de bırakıp altmış yıllarında Almanya’ya geldik. Şimdi de ilk nesil annebabaları çalışırken torunları burada yalnız bırakıp gidiyorlar. Almanya gibi gençlerin aslını, köklerini her fırsatta dile getirilen bir ülkede doğru değil. Yemyeşil, rengarenk çiçekler gibi açılmış çocuk ve torunları görmelerini sağlamak gerekir.Hep aşağıya bakmanın bir anlamı yok, ağacın kökünün varlığını biliyor, ama göremiyoruz.
Bildiklerimi, okuyarak öğrendiklerimi, deneyimlerimi yazıyla bu dünyada bırakarak okurlarıma faydalı olmaya çalışıyorum. Elbette her yazar çok okuru olmasını arzu eder, ama nitelik de önemli. Bir okur bile hocam bu hafta hangi konuyu işleyeceğinizi bekliyorum, derse de benim için kıymetlidir.
Önemli olan çeşitli konularda okuyunca ufku açılıyorsa, işine yarıyor, yaşamına uyguluyorsa ne mutlu yazanlara.
-2-

Toplumun yarısı kadın, yarısı erkek, ama köşeleri genellikle erkekler kapmış. Bu nedenle az da olsa hemcinslerimin de temsil edildiğine inanarak yazıyorum. Bir hafta boyunca bir heykeltraş gibi okuyup, düzeltiyor veya tamamlıyarak değiştiriyorum ki, yayın yönetmenime düzeltme için fazla iş kalmasın. Basında sansür olmayan bir ülkede yaşamanın tadını çıkarıyorum.
Bu arada kolalı gömlek giymesede sekreterimin Türkçe’yi iyi bilmediği halde Dünya’nın en iyi yazmanı olduğunu belirtmeyide unutmamalıyım.
Avrupa ülkelerinde Türkler ya yok sayılır, ya da negatif haberlerle gündeme gelir. Ben olumlu örneklerle gençleri teşvik etmeyi destekleme amacıyla yazıya döküyorum.
Türkçe yazarak düşünce olgunlaşır, ilk nesil ile genç nesiller arasında iletişim dil ile sağlanır. Derneğin birinde ilk nesil kurduğu derneklere genç nesillerin yaşadığı ülke dillerine de açılmazsa kapanmak zorunda kalacaktır, dedim ve köşemde bazan yazıyorum, ama Türkçe’ye karşı gibi algılandı. Öğrencilere en iyi bildiği, okulda öğrendiği ülke diline açık olunursa, daha iyi Türkçe öğretilebilir, diye düşünuyorum.
Fakat gençler yolunu buldu, onlar ülke dilinde dernekler kurarak, internette sayfa açarak çok övülecek şekilde, şahane bir iletişim ağı kuruyorlar. Tüm göçmen kökenli genç nesillere iletişim ağıyla ulaşıyorlar. Takip etmeye çalışırken ben de dinç ve genç dimağa sahip olabiliyorum.
İkinci ve üçüncü neslin Almanca yazdıkları kitapları okuyunca çok mutlu oluyor, seviniyorum. İlk neslin biriktirdikleri, söylemedikleri haksız, ayırımcı, hatta gizli ırkçılık deneyimlerini dahi dile getiriyor, yazıyor ve medyada anlatıyorlar. Teşekkürler Mesut Özil, arkın önündeki taşı kaldırdın, biriken su kükrüyerek sel oldu akıyor.
Çalışan beyinler demenz veya Alzheimer hastası olsalarda, geç oluyorlarmış.
Kendimizi unutmadıkça, nereden gelip nereye gideceğimizi biliyorsak, biz emeklilerin şükretmeleri aşıkârdır.

Hoşça ve kendinizi unutmadan kalın!