Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Yazma fiilinin "mişli geçmiş" teranesi...

  • 17 Ocak 2018 Çarşamba


Yazmak tuhaf bir şey, konuşmak gibi değil.Yazmak; tasarladığınız, gerçekte var olmayan, ama nitelikleri belli-belirsiz soyut bir insana yönelik bir şeyler “söylemek”ten ibaret…Ancak ondan azade bir şey.Yazmak, yazdığın an içindeki “kendi”n ile oluşturduğun düşünce ya da yaşadığın duygusal ortam arasındaki köprünün terazisindeki hesaplaşma “gibi” bir şey…Sanki belirlediğin bir kişiye yazıyormuş gibi yaparak, kendi öznel düşüncenin suyuna tirit, olağanüstü ciddi bir “muhabbet”e verilen isim yazmak…Örneğin, bu gazete köşesinin içeriğinden etrafa sıçrayan heyecan, öfke, düşünce ve tutku yumağının kökü beyninize çöreklenmiş oturuyor da olsa, o yumağın saçakları nerelere uzanıyor bilemiyorsunuz…Ancak, bu acımasız hesaplaşma ortamında ortaya çıkan kesin bir gerçek var: Bu gerçek, yazılanların yazan kişinin “ben”ini bir yerlere götürdüğü… Bu sonuç ilginç!Örneğin bu satırları karalayan kişinin, kendi bireysel esintilerinin doğrultusunda gezinmeye çalışan düşüncelerinde, [zaman içinde] bir bütünlük ve sorumlu bir bağlılık oluştu…Hatta bu düşünceler [dahi] artık, eskisi kadar özgür ve “dediğim dedik, çaldığım düdük”, değil…Ünlü bir düşünür şöyle buyuruyor:- Bir insanın düşüncesini, düşlerini, tasarılarını ve tasarımlarını, matematiksel bir düzlemde doğanın ve toplumun nedenselliğinin akışına bırakırsanız… Artık o insanın bir yerlerden hareket edip, bir yerlere ulaşması kaçınılmaz bir yokuşu izler…Ve eğer bir kez de yola çıkmışsanız… Artık önemli olan, vardığınız yer değil, yolun [bizatihi] kendisi, yani gitmekte oluşunuz ve istikametinizin hedefi olur çıkar...Netice olarak yazmak, [kısaca] bir hesaplaşma eylemidir!..Sorumluluklarınızla, seçtiğiniz yolun doğruluğu, tutarlılığı ve yönü ile ilgili olarak her an yeniden gözden geçirilmesi gereken bir muhasebe işlemidir.Yazmak, gerçek anlamda bir “çalışma”dır.İnsanın; “kendi kendisi” ile, değer yargıları ile, ülkesine ve halkına karşı üstlenmesi gereken sorumlulukları ile, klavyenin her tuşuna vuruşta yeniden ve yeniden gözden geçirmeye mecbur olduğu dingin ve gergin, güçlü ve etkin bir didinmedir yazmak...Rüzgârı yazmak… Tutkuları yazmak… Denizi, gülü, bülbülü yazmak…Ve bir de acılı insanların, yoksul ve sömürülen bir halkın kaderini değiştirmek için didinen aydınlık insanlara omuz vermek için yazmak…Ufku daraltılmış, gönlü devşirilmiş çıkarcı, liboş, kariyer ve makam dükünü aydın kimliğinin foyasını gün yüzüne çıkartabilmek için yazmak…Ve bu uğurda kalem sallarken meseleyi kişiselleştirmeden, “kamu yararı” ilkesine sadık kalarak, toplumsal yarara katkısı içinde ve bu düzlemde yazmak…Evet, bu iş oldukça yorucu ve güç.Yoğun, ciddi, dürüst bir “duruş” ve emek gerektiriyor.Ve bir yerlere yaranmak için değil, gizli saklı mesajları satır aralarına sokuşturarak değil, arınmak için yazmak, aydınlanmak için, aydınlatmak için yazmak…Yıkanmak…Ve uygar bir insan olma yolunda her gün bir adım daha atarak, çıtayı yükseltme uğraşında “Kerem gibi yana yana…” sarp dağlara tırmanma eylemidir yazmak...

@farukhaksal42
www.haksal.av.tr
farukhaksal@gmail.com