Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yazık...

  • 13 Nisan 2018 Cuma


Cumartesi geceleri, Pazarlar'ın tembel uykularına gebedir, bir başka deyişle geç yatıp, geç kalkma özgürlüklerimiz vardır zamanın bu dilimlerinde...Pazarlar hıristiyanların kutsal günleri ya, bizlerinse kurtarılmış günleridir; dilediğimizce tembel, dilediğimizce zamandan kaygısız...Böyle düşündüğümüzde de, dar gelirlilerin tek eğlencesi-dinlencesi-söylencesi televizyonun karşısındaki yerlerimizi alıyoruz Cumartesi geceleri, Pazar sabahlarına değin...
Şimdi; eğlencesi, dinlencesi tamam da söylencesi ne ola ki şu tv'nin denecek olursa, ben de sorarım o zaman, siz hiç söylenmiyor musunuz tv yansılarından, uzman kimliğine bürünüp, töremiz, harsımız, geleneğimiz ( gerçekteyse bütün bunlar bizim bilgisizliğimiz, şarlatanlığımız, arsızlığımız demeleri gerekirken) diyenlere?...Doğrusu ben en çok söylenenlerden birisiyim, RTÜK'çüler bile yanımda ölü bir kütük sayılırlar...Ve hep sorar,sorgularım; nasıl geldik biz bugünlere diye...Şöyle bir düne baktığımızda; anılar yanıt verecekdir bize...İşte dün ve dünde bir gün; 27 Kasım 1999, televizyon yayınından, yansıya düşen TGRT'nin Savaş AY'ı...Sihirbaz babadan olma, şarkıcı anadan doğma Savaş AY'ın; toplumsal değer yargılarımızı tartışması/irdelemesi...Bu durum en dingin anlarımda bile; damarlarımda hızla dolaşan kanımın kilometre saatindeki yükselişle Ölüm Meleği'ne trafik canavarı olarak değil ama beyin kanaması biçiminde bir çağrı çıkarabilir nitelikte olsa da, yine de izlemek istiyorum. Çünkü DGM savcı ve yargıçlarının bile ilgi alanına giren Sibel CAN; bazı şeyleri Savaş Abisi'ne anlatacakmış. 27 Kasım 1999 Cumartesi gecesi...İşte o dünlerde; "Bazı şeyler yalnız Savaş Abi'ye anlatılır" söylemi çıktığından beri, Cumartesiler'i Savaş Ay'la tansiyonumu yükseliyordu. Bir yerlerde, bir zamanlarda adamlar ya da kadınlar sorumsuzca yaşıyorlar, gündeme oturuyorlar, eleştiriler, saldırlar, adı silindi, söndü gitti derken, birden Savaş Ay'ın açıklamaları, aklamaları, paklamaları...Kısacası adam başımıza MEDYA PAPAZI kesilmişdi. Her türlü çarpık ilişkiler, çelişkili yaşamlar, yasadışı tutum ve davranışlar, sonra gelsin MEDYA PAPAZI'na günah çıkarma girişimleri; "Ben bu kızı çocukluğundan bilirim, arkasındayım" ya da "Ben bu adamı iyi tanırım, delikanlıdır" açıklamaları...
ÖZAL'la başlayan yükselen değerler doğrultusunda her türlü görgüsüzlüğün, kuralsızlığın, toplumsal yozlaşmanın, bozulmanın o beylik deyişle TARİHİNİN YAZILDIĞI özel tv kanallarımızın, sonunda bir de MEDYA PAPAZI olmuşdu. Onun varlığıyla bazı şeyler yalnız Savaş Abi'ye anlatılırdı...Örneğin; Özcan Deniz'i babasıyla barıştırmışdık, o şimdi hayırlı bir evlat...Sibel Can'ı aklamışdık; o şimdi örnek bir Türk kadını...

Soruları duyar gibiyim; "Bütün bunlar senin ilgini neden çekiyordu?"...Ve hemen yanıtım da geliyordu:-Serde çevrecilik var ya, doğal ve kültürel çevremize yapılan her türlü saldırıya, saldırmadan duramam. Toplumumuz böylesi saldırılarla kirletildiğinde, özel tv yansıları karşısında savunmasız, korunmasız yurttaşlarımıza; "Türk'ün töresi, harsı böyledir" denilerek, şarkıcının, mankenin, futbolcunun, mafya babasının yaşam biçimleri, Türk'ün toplumsal yapısı olarak dayatılmaya çalışıldığında, ilgisiz kalamam, suskun kalamam...Umarım büyük çoğunluk da suskun kalamaz, kalmaz, kalmamalı...İşte ben o dünlerde; nasıl da kaygılanmışdım...Oysa ne boş sözler söylemişim; yazık, çok yazık... Yazık ama kime ya da kimlere?...Böylesi rahatsızlıklarımı dile getirdiğim için bana mı?...
Böylesi bir toplumsal yaşamın bireyleri olmak durumunda kaldığı için halkımıza mı?...
Böylesi bir toplumsal yapı sonucunda ortaya çıkan seçmen kalabalığının verdiği oylarla karanlıklara yol alan ülkemize, ulusumuza mı?...
Özellikle de sınır boylarından kameralara sırıtan; dünün batakhane gülleri, uyuşturucu ve alkol müptelası, artiz, şarkıcı takımı...Ve bir de onların akil kadrosunda olanları... Ki onlar...Unutulan/unutturulan Vatan-Millet-Sakarya söylemleri yerine; 15 Temmuz naraları atarken...Bugün toprağın altında yatan Media Papazı'nın "toplumsal kirlenme" bağlamında verdiği emekler boşa çıkmamış diyorum ve acı, acı gülüyorum...
Selma ERDAL; Kentleşme ve Çevre Uzmanı