18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

AÇIKLANAN BÜYÜK SIRRIN İÇERDİĞİ DERSLER

Türk siyasetinin büyük [!] sırrı açıklandı:

- Meğer Anayasa kitapçığı havalarda niçin uçmuş?..

Bu konuda yıllar sonra Sözcü Gazetesi’ne konuşan eski Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, meselenin devrin Başbakanı Bülent Ecevit’le yaşadığı bir sürtüşme olduğunu kamuoyuna açıklıyor ve şöyle diyor:

- Gerilim, Fazilet Partisi’ne açılan kapatma davasıyla başladı. Ecevit iki kez gelip Fazilet’in kapatılmaması için arkadaşım olan Anayasa Mahkemesi üyelerine telkinde bulunmamı istedi. Hukukun üstünlüğüne inanan ve yıllarca o mahkemede görev yapan bir kişiye bu sözleri söylediği için kırıldım ve reddettim… Bir süre sonra yeniden gelip aynı istekte bulundu. Yine reddettim. Aramızdaki gerginlik daha da arttı. Bu durum sürerken Milli Güvenlik Kurulu’ndaki o olay yaşandı.

O olay nedir? Devrin Cumhurbaşkanı devrin Başbakanına doğru Anayasa kitapçığını fırlatmıştır. Cumhurbaşkanı, Başbakan’a bu küçük kitabı “Oku,” demektedir…

Anayasa’da okunması gereken, yargının bağımsızlığı ve üstünlüğü ilkeleridir!

Ahmet Necdet Sezer, 7 Mart 1983 tarihinde, Yargıtay üyeliğine,27 Eylül 1988 tarihinde ise, Anayasa Mahkemesi asil üyeliğine atanmıştır. 6 Ocak 1998 tarihinde ise, Anayasa Mahkemesi Başkanı seçilmiş [sahici] bir hukuk adamıdır.

Hukuk adamının en önde gelen niteliği nedir?

Tarafsızlığı ve hukukun üstünlüğünü en üst değer kabul eden sağlam [eğilip bükülmeyen] bir kişiliğin sahibi olmak…

Ve bu hukuk adamı Cumhurbaşkanı olduğunda kendisine bu ilkelerin dışına çıkması için yapılan telkinlere [yani baskılara] direnmiş, karşı koymuş, isyan etmiştir.

Ve bu olay, zaten erimekte olan ülke ekonomisinde zaten ucu gürünmüş olan ekonomik krizin nedeni[!] olarak gösterilmiş ve zaten kriz içinde yaşayan Türk siyasetinin üstüne yamanmıştır…

Şimdi… Türk siyasetinin bugünkü temsilcileri ve tüm yandaşları “olay”a sadece siyaset gözlüğü ile bakacaklardır…

Ve asla, gerçek bir devlet ve hukuk adamı kriteri ile dürüst, ahlaklı gerçek bir birey olma nitelikleri yapılacak yorumlara katılmayacaktır…

Oysa aralarında gerginlik oluşan kişilerden bir tanesi, parlamenter sistem içinde sorumluluk üstlenen siyasetçilerin en dürüstü, en demokratı Sayın Başbakan Bülent Ecevit…

Diğeri, hukuk sistemimiz içinde en üst yargı kurumu olan Yargıtay üyeliği ve Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak hukukun üstünlüğünün sorumluluğunu üstlenmiş Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer…

Olayın içeriği, Türk hukuk ve siyaset tarihi açısından son derece önemlidir. Hatta bir kilometre taşıdır…

İşte Türkiye, o noktalardan koparak bugünkü siyaset ve hukuk kaosunun içine yuvarlanmıştır.

Yıllar önce yaşanan olayın içeriği, sakin… soğukkanlı… ve siyasal yandaşlıklarımızı [geçici olarak da olsa] bir kenara koyarak… üstünde uzun uzun düşünmemiz gereken çok önemli bir dersler içermektedir…

Eğer gerçekten bir kişi olarak, demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine kendimizi bağlı hissediyorsak bu dersleri özenle ve dikkatle sorgulamak zorundayız.

@farukhaksal42

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Çarşamba, 11 Ekim 2017 08:55

SORUN BAKALIM…

Yazan Faruk Haksal

SORUN BAKALIM…

 

İnsanların idealleri olmalı.

Kendi gelecekleri için, toplum için, insanlık için…

Çok büyük olması gerekmez, ama olmalı… Mutlaka olmalı.

Sonra, -bu idealin zorunlu sonucu olarak- amaçları olmalı.

Hele siyasetçilerin…

Siyasetçi, toplum önünde sergilediği kişiliği ile inandırıcı olabilmeli; güven vermeli.

Evet… Haklısınız, meli ve malı…

Ne yazık ki, sadece meli/malı.

Yaşanan pratik, olması gerekenlerin tam tersi.

Niçin böyle?

Çünkü siyasete bulaşanların çok büyük bir çoğunluğunun ideali yok…

Sadece kendi kişisel çıkarlarına dönük bencil amaçları var.

Siyaset, işte bu amaçların gerçekleştirme aracı [ya da yöntemi…]

Toplumun önüne bir havuç konuyor.

Ve halka, “Beni seçersen bu havucu afiyetle yiyeceksin,” deniyor.

Renkli, şatafatlı vaatlerden fiyakalı bir demet yapılıyor; sonra bu demete her gün yeni bir şeyler kakalanıyor.

Demet, oluyor kocaman bir çelenk…

Ve siyasetçinin insan ilişkileri bu çelengin kuytusunda hesaplanıyor, kurgulanıyor, allanıp/ballanıyor ve böylece örgütleniyor…

Siyasetçi, toplum içinde –irili ufaklı- saygınlık kazanmış kişilerle aynı karede görünmeye çalışıyor ve bu patikalarda yürümesini sürdürerek bohçasını zenginleştirmeye çalışıyor…

Oysa temel mesele ve yegâne hedef sadece “koltuk”tur.

Koltuk önemlidir, görkemlidir.

Koltuk, kişisel olarak ulaşılamayan menzillere siyasetçiyi bir zıplayışta ulaştıracak olan kaldıraçtır.

Rozettir!

Kariyerdir.

Her şeydir…

Alın koltuğu altından, geride kalan –her neyse- durum acıklıdır.

Bu kavşakta bir de Mustafa Kemal Paşa’yı anımsayın…

Paşa’lığının apoletlerini sökerek girdi o çetin mücadeleye…

İdeali vatandı.

Amacı, ülkenin kurtarılmasıydı.

Karakteri, bağımsızlıktı!

Tüm dünya ölçüsünde ulaştığı değeri ve saygıyı yaratan koltuk değil; yaptıkları, kültürü, gücü ve aydınlık dimağıydı…

Bu noktada azıcık soluklanın ve çevrenizdeki “Ben Atatürkçüyüm,” diyen siyaset esnafına sorun bakalım ne diyecekler:

- Toplum içinde ulaşmış bulunduğunuz değer ve saygının tabanında nelerin olduğunu hiç sorguladınız mı?

Yanıt önemlidir!

@farukhaksal42 www.haksal.av.tr Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

Cumartesi, 07 Ekim 2017 13:22

2019… UCUNDAN AZ-CIK!

Yazan Faruk Haksal

2019… UCUNDAN AZ-CIK!

 

Bir ülke tek kişinin iradesine teslim ve terk edildiğinde o ülke tarihin geçmişinde kalan –en az- iki yüzyıl geriye düşer…

Vitrine ne konursa konsun, dükkân sultanlıkla yönetiliyor demektir.

İtiraz mı ediyorsunuz?

Peki, padişahlık olsun!

Ama ismini ne koyarsanız koyun: Han-hamam aynıdır.

Batı diktatörlük, diyor. Doğu sultanlık.

Var mıdır bir farkı?

Toparlayın farkındalıklarınızı, bölün çarpın, sonuç aynıdır:

- Bir adam vardır koltukta… İçine kurulduğu koltuğu, taht haline getirmiştir. Sözü kanundur!

Siz isterseniz, “kanun hükmünde kararname” deyin. Çevresindeki hık-deyiciler “yasa” diyor.

Siz bu ayrımı da sokun farkındalık bohçanızın içine…

Sonuç nedir?

- Halk bir tek kişi tarafından fütursuzca yönetilmektedir!

İşte 2019, bu düzeni yasal hale getirecektir. Uyanalım!

Ve tüm kişisel çekişmelerinizi, kavga-kıyamet hırslarınıza bir çeki düzen verip, özgürlük mücadelesinde saf tutalım!

Çünkü mesele özgürlükse, gerisi teferruattır…

 

Halkın adalete olan güven duygusu çöktü mü, o ülkede anarşi, zorbalık, haydutluk ve dalavere kök salar.

İstismar, yolsuzluk ve şiddet tavan yapar. Kişi güvenliği ortadan tümüyle kalkar.

Adaletin güvenli olabilmesi için ise, onu dağıtan yargıçların bağımsız olması gerekir.

Öyle veya böyle ya da şöyle bir bağımsızlık değildir bu:

- Tam bağımsızlıktır!

Yargı kararları “talimatlarla” değil, sadece hukuk kuralları ve vicdanları ile baş başa kalabilen yargıçların özgür iradeleri ile oluşacaktır.

Yargı kurumları üzerinde baskı olmayacaktır.

İşte 2019, bu adaletsizliği yasal hale getirecektir. Uyanalım!

Ve tüm kişisel çekişmelerinizi, kavga-kıyamet hırslarınıza bir çeki düzen verip, adalet cephesinde yerimizi alalım!

Çünkü mesele adaletse, gerisi teferruattır…

 

Bütün bu gerçekleri bildiğinizi ve anladığınızı biz de biliyoruz.

Ama sorun, uygulamaya geldiğimizde ortaya çıkıyor.

İşte mesele, o noktada önümüze çıkan ve mutlaka üstünden atlamamız gereken hırsımız, çıkarcılığımız ve bencilliğimizin üstüne çıkabilmektedir…

Eğer içimizdeki bu hendeği aşamıyorsak;

- Utanalım biraz yani… Ucundan az-cık!

 

www.haksal.av.tr

@farukhaksal42

 

 

 

 

 

 

 

 

Salı, 03 Ekim 2017 14:28

EYYY SİYASETÇİ ARKADAŞ!

Yazan Faruk Haksal

EYYY SİYASETÇİ ARKADAŞ!

Uzunca bir süredir bu sütunlarda boy göstermedik.

Tatilde miydik?

Hayır, değildik.

Yazımını sürdürdüğümüz bir kitaba son noktayı koymakla meşguldük. Neyse ki, sonunda o son noktayı koyabildik…

Mutlu muyuz?

Evet.

Son nokta önemlidir.

Başlamanın bir adım daha ötesindeki bir mutluluktur bu.

Ve işte kürkçü dükkânına geri döndük.

Hoş geldik mi?

Maalesef hayır.

Yazmayı sürdürmekte olduğum kitabın o “hoş” ortamından, yaşamakta olduğumuz ortamın “boş”luğuna geri dönmüş olmanın sıkıntısını yaşıyorum.

Boşluktan ziyade anlamsızlık… Daha doğru ifade bu.

Didim Ege’nin parlamakta olan bir yıldızı.

Ülkenin aydınlık Batı kıyılarının en sağlam kalesi…

Kalenin burcunda CHP’nin bayrağı dalgalanıyor.

Ama Didim CHP’nin içinde kocaman bir kazan kaynıyor.

CHP, ülkeyi 2019 sınavına taşıyacak olan kadrolarını oluşturmak amacıyla Kurultay’a koşuyor. Kurultay delegelerini taban belirleyecek. Taban dediğimiz, delegeler,il ve ilçe örgütlerinin başkanları, yönetimleri…

Bu hareketlilik içinde Didim CHP, birkaç gün sonra kendi ilçe başkanını ve ilçe örgütünün yöneticilerini belirleyecek.

İşte kazan bu meydanda kaynıyor.

CHP’nin bir türlü tedavi edilemeyen hastalığı olan hizipler, gruplar, köşe başlarında küme küme bölünmeler yine gündemin en başındaki temel madde…

- Ben delegeleri cebime koyar, sonra başa güreşenlerle pazarlığa otururum…

Gerekçe, “vatan-millet-sakarya”dır… Küçük ölçekte ise, [sanki] bir mahallenin yararı gözetilmektedir…

Gerçek midir bu gerekçe? Yanıtı kolay:

- Kah gidi kah kah!

Öte yanda sönmeyen bir koltuk hırsının ateşlediği “Bitmeyen Kavga![lar]”…

Ama bu kavgayı sakın, Steinbeck’in devrimci kavgasıyla karıştırmayın… Kavga değil, çekişme… İtişme, kakışma!

Eeee, sonra?..

İnsanın umudu kırılıyor bu “kakışma”yı görünce…

Bizce bu kaos ortamında şu sorunun yanıtı çok önemli:

- Ülke 2019 engelini aşamadığında senin uğrunda tozu dumana kattığın koltuk ne işe yarayacak?

Eyyyy siyasetçi arkadaşlar… İçinde yaşamakta olduğun itiş-kakış ortamında bu soruyu yanıtlayacak küçük bir zaman bulabilecek misin?

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

Cuma, 21 Temmuz 2017 11:21

FETÖ’NÜN SİYASİ BACAĞI…

Yazan Faruk Haksal

FETÖ’NÜN SİYASİ BACAĞI…

Fethullahçı Terör Örgütü’nün ülke içine yerleştirilmiş siyasi kadrolarına dokunulacak mı?

- Asla!

Çünkü dokunulamaz…

Çünkü bu kadrolara dokunmak “eşyanın tabiatına” aykırıdır…

Dolayısıyla, mümkün değildir.

Çünkü siz bir FETÖ’cü siyasetçiyi hedef aldınız mı, zincirden bir halka kopartmış olacaksınız.

Ve kopan halka, zinciri zincir olmaktan çıkartacak; ortada birbirini didikleyen/gammazlayan tek tek halkalar belirecektir.

Suçlanan siyasetçinin bir “bohça”sı vardır.

O bohçanın içinde türlü çeşitli bilgiler, isimler, sözler, vaatler gibi çok önemli “zenginlik”ler vardır.

Zincirin halkaları zehirlidir; adeta birer saatli bombadır. Saati geldiğinde, kişisel risk oluştuğunda pimi çekiliverecektir.

Sonuç, tek hanesi kopartılan zincir tümüyle çözülecektir…

Ve böylece… Yıllar yılı Fethullah Hoca Efendi ile kol kola “beraber yürünen yol” sona erdiği için, siyasi parti de tarihin çöplüğüne doğru sürüklenebilecektir.

Eşyanın tabiatı işte budur.

Tarihi determinizm bizleri böyle uyarmaktadır.

Hep söylüyoruz:

- Nehrin kaynağına doğru uzun süre yüzemezsiniz.

Yorulursunuz, bitap düşer, kutrunuzun üzerine çöker, mabadınızın üzerine oturursunuz.

İnsanlık tarihi sayılamayacak kadar çok tecrübelerle/ siyasal-sosyal derslerle doludur.

FETÖ’nün siyasal ayağına gidilemeyeceği gerçeği, Türkiye’nin yıllardan beri yönetilme stratejisinin zorunlu bir sonucudur.

Gidemezsiniz.

Giderseniz halkaları zincirinden ayırmış, yani koparmış olursunuz. Ve –ister istemez- bu hareketinizin sonuçları ile karşı karşıya kalırsınız.

Orduya, emniyete, adliyeye, eğitime ve sonuç olarak tüm Devlet mekanizmasına FETÖ elemanlarını kim soktu; kim açıktan açığa yerleşip, mevzilenmelerine göz yumdu?

Siyasetçinin örtülü ya da örtüsüz onayı olmadan bu büyük organizasyon gerçekleştirilebilir miydi?

Ve bu büyük organizasyon siyasi kadroları dışında mı tutmuştur?

- Yok canım, daha neler…

15 Temmuz kalkışmasından bugüne kadar –gerçekte- FETÖ ile mi mücadele edilmiştir?

Bizce sorgulanması gereken temel sorun budur.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

 

Çarşamba, 19 Temmuz 2017 10:30

15 TEMMUZ HEPİMİZİNDİR

Yazan Faruk Haksal

15 TEMMUZ HEPİMİZİNDİR

Toplum o kadar ayrıştırıldı ki, birinin Adediğine öteki, otomatik olarak B demeye hazır.

Soğukkanlı, yansız, objektif olarak sorgulama –neredeyse- rafa kalkmış durumda…

En yakın örnek: 15 Temmuz…

Cumhurbaşkanı’nın şahsına ve izlediği siyasetle karşı olanlar, çok önemli bir yanlışın kıyısında dolaşıyorlar.

Erdoğan’a karşıysanız, O’nun her söylediğine de karşı olacaksınız… Bu tutum bağrında ciddi yanlışlıklar barındırmaktadır.

15 Temmuz, Cumhurbaşkanı’nın ve genel başkanı olduğu partinin siyaset malzemesi değildir… Bu durumdan kurtarılmalıdır.

O gün tüm ülke, çok önemli bir badirenin üstünden atlamış ve karanlığın daha da dibine yuvarlanmaktan kurtulmuştur.

15 Temmuz bütün ulusun hep birlikte kutlaması gereken bir bayramdır.

Aynı zamanda 15 Temmuz verilen şehitler için bir anma günüdür, matem günüdür.

Bu bayram tüm ulusça hep birlikte kutlanmalı ve  şehitlerimizin acısı birlikte duyulmalıdır.

Bu noktada karşı olunması gereken şey, 15 Temmuz’un kendisi değil; 15 Temmuz’un siyaset malzemesi haline getirilmesidir.

Çivisi zaten çıkmış olan adaletin iyiden iyiye zıvanadan çıkmasıdır.

Fethullahçı Terör Örgütü’nün irili-ufaklı tüm unsurları tabii ki cezalarını çekmelidirler… Ancak, böyle bir suçla suçlanan kişilerin yasal haklarını arayabilecekleri yargı mercileri de –mutlaka- mevcut olmalıdır.

Adalet –mutlaka/mutlaka ve yine mutlaka- işlemeli, işletilmelidir.

15 Temmuz; demokratik hak ve özgürlüklerin, hukuk devleti ilkelerinin iğdiş edilmesinin gerekçesi ya da bahanesi olarak kullanılmamalı, kullanılamamalıdır…

FETÖ suçlaması ile görevlerinden atılan insanlar başvuracakları adli ve idari merciler bulabilmelidirler.

Aklanma talebi bir haktır; engellenemez…

Oysa bugün idari yargı devre dışıdır.

Adli yargının hangi noktada su kaynattığı ayrıca karmaşık bir konudur.

Ancak bütün bu aksaklıkların varlığı, hiç kimseyi 15 Temmuz’un karşısında olmaya sürüklememelidir.Dünyanın birçok bölgesinde CİA ile ortak çalışan Fethullahçı terör Örgütü’nün ülkemize yönelik silahlı kalkışma hareketinin niteliği ve amaçları gözden kaçırılmamalıdır.

Türkiye ince bir ip üzerinde yürümektedir. Aşağısı uçurumdur.

Bu uçurama yuvarlanmaktan kurtulmamız ise, olayların arka perdelerini ve siyasi söylemlerin satır aralarını okuyacak bir farkındalığa ulaşmamız ile mümkündür.

 

Cuma, 14 Temmuz 2017 13:04

İLGİLİLERE DUYURULUR…

Yazan Faruk Haksal

İLGİLİLERE DUYURULUR…

Adalet bu ülkede önemli bir hedef ki, AKP’nin kurmayları partilerini kurarken bu hedefi isimlerine yazdılar…

İki önemli ihtiyacı belirlediler:

1. Adalet

2. Kalkınma…

Vakti zamanında Süleyman Demirel’in partisinin adı Adalet idi!

Ama nafile…

Gelin görün ki bugün, Adalet ve kalkınma Partisi, halkın adalet talebinin karşısındadır.

Milliyetçi “eylem” adındaki diğer parti ise, adalet talebinin karşısındaki safta “beklenen” yerini almıştır.

“İyi, güzel, ama…” diyen ve türlü-çeşitli gerekçeler üreterek bu cephenin hemen yanı başında saf tutan diğer partilerden hiç söz etmiyoruz.

Fakat…

Bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor:

Bu eylem ana muhalefet partisinin genel başkanına önemli bir söz söyletmiştir:

- CHP, artık eski CHP olmayacaktır!

İşte Türkiye halkını umutlandıran söz budur.

CHP’nin sayın genel başkanının bu sözü aklının izinden giderek yüreği ile söylediğini düşünüyoruz.

Umut ediyoruz…

Israrla devamını ve sonuçlarını görmek istiyoruz.

Hep birlikte izmekteyiz:

- Eylem, işte böyle bir şeydir!

Katılanları etki çemberi içine alır, yoğurur; düşündürür… Ve öyle bir an gelir ki, bilinç dahi artık eskisi gibi değildir…

Sosyal pratik içinde gelişmiş ve kendini aşmıştır.

Eylemin heyecanı etkileyicidir.

İnsanları canlandırır.

Zihnini açar, gönlünü genişletir.

Ancak…

Açılan zihnin; soğukkanlı, stratejik, bilgi ve bilince dayalı, tarihin tecrübe birikiminden süzülmüş bir kurmaylık yeteneğine ulaştırılması [da] gerekir…

Hatta bu gereklilik, elzemdir, şarttır, zorunludur.

Aksi halde o heyecan parladığı gibi sönüp gidebilir.

Canlılık, soluk bir bana-ne-ci-liğe dönüşebilir.

Karamsarlık, korku ve yılgınlık insanlara, kitlelere ve çevreye egemen olabilir.

İşte gerçek lider, bütün bu hesapları yapabilen ve hesapların sonucunda ortaya çıkaracağı strateji ve taktik uygulamaları kitlelere mal/edebilen yaratıcı bir yeteneğin sahibi olmalıdır.

İşte zifiri karanlığa iteklenmiş olan bu ülke o lideri [özlemle, muhabbetle ve heyecanla] beklemektedir.

İlgililere duyurulur…

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

Perşembe, 13 Temmuz 2017 13:59

ADALETİN SEMBOLLERİ VE SORGULAMA İŞLEVİ

Yazan Faruk Haksal

ADALETİN SEMBOLLERİ VE SORGULAMA İŞLEVİ

Hâkimlerin, savcıların cüppelerinin önünde iliklenecek düğme yok.

Herhalde bir anlamı var bu ön “iliklememe” sembolünün…

Adalet heykelinin bir elinde kılıç, öteki elinde terazi var.

Kılıç, adaletin gücünü…

Terazi, yargının bağımsızlığını anlatıyor…

Acaba niçin güç ve bağımsızlık, adalet idealini anlatan heykelde en öne çıkartılmış?

Herhalde bunun da bir anlamı var…

Heykelin gözünün bağlı olması ise, bir başka anlamla yüklü…

Acep bu anlam, tarafsızlığın ağır yükünü mü taşıyor?

Adalet adına karar verecek olan hâkim, önüne gelen kişinin kim olduğunu umursanmadan, hiç kimseden emir almadan, sadece ve sadece yasalar ve vicdanı ile baş başa kalarak mı karar verecek, öyle mi?

Evet, öyle…

Ama nerede ve hangi ülkede?

Yargı bağımsızlığını demokrasisinin merkezine yerleştirmiş, özgür, güven içindeki aydınlık bir ülkede…

İşte hedef, böyle bir ülke olmaktır!

Adalet Yürüyüşü bu özlemi içinde, dimağında ve bilincinde hisseden aydınlık insanların “halk-hareketi”dir…

Onun için tepki çekmektedir.

Onun için, halk desteğini arkasına alan etkinlik, “bazılarını” rahatsız etmektedir.

Korkutmakta ve tedirgin etmektedir.

Bir ülkenin halkı adalet için yollara düşüyorsa, adaletsizlikleri yaratanların tedirgin olmaları doğaldır.

Küçük ve dar parti ya da grup çıkarlarını yöntem bellemiş “diğerlerinin” bu hareketin karşısında saf tutanların yanı başında olmaları da normaldir.

Adalet talebi, adil bir düzenin talebidir.

Bu nitelikteki bir özleme “acaba?” ile yaklaşanların niyeti [her türlü ön yargılardan sıyrılarak] ciddiyetle sorgulanmalıdır.

İnsan aklının sorgulama işlevi; parti disiplini, dar grup çıkarları ve ön kabul ve yargılarla engellenmemelidir.

Sorgulama işlevi, aydınlanmanın dinamosudur.

Aidiyet duygusunun iteklemeleri ile ertelenemez.

Ertelenmemelidir.

Çünkü özgürlük kişilerin bilinçlerinin ana maddesi olamamışsa bu kişilerden oluşan toplumun özgür olabilmesi mümkün değildir.

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Çarşamba, 12 Temmuz 2017 10:04

CHP ARTIK…

Yazan Faruk Haksal

CHP ARTIK…

Sayın Kılıçtaroğlu 438 kilometre yürüdükten sonra çok önemli sözler söyledi…

Her şeyden önemlisi, sadece CHP’nin resmi genel başkanı olma çıtasını yükseltti ve toplumsal muhalefetin de lideri mertebesine yükseldi.

“Manifesto” adı verilen 10 maddelik bildiri önemlidir…

Her maddesi önemlidir; her köşesi değerlidir.

Ancak…

Kılıçtaroğlu’nun ettiği bir söz var ki… Kitleleri umutlandıran asıl altı çizilmesi gereken hedef o noktadadır:

- CHP artık eski CHP olmayacak!..

Hele şükür…

Umutlanan kitlelerin bir zerresi olarak bize de umut aşılayan bu çok çok önemli hedeften bizim anladıklarımızı sıralıyoruz:

1. Altı Ok, parti flamasından yükselecek, partinin temel ideoloji ve eylem kılavuzu haline gelecek.

2. Devrimci çizgi canlandırılacak ve tavizsiz bir uygulama sonucunda, halk uyanışının merkezine oturtulacak.

3. Sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve halkın öncü gücü işlevini üstlenmiş tüm ilerici kesimlerle organik bağlar kurulacak, güçbirliği ilişkileri oluşturulacak.

4. Köy Enstitüleri benzeri yapılanmaların kurulması ile halkın devrimci bir eğitimle donatılması temel bir siyaset olarak parti programlarına işlenecek.

5. Tam bağımsızlık siyasal bilincin omurgası haline gelecek ve bir “karakter” niteliğine kavuşturulacak.

6. Ve CHP muhalefeti, TBMM’nin dar grup çatısının üstüne çıkartılarak kitlesel eylemlerle halkla buluşturulacak.

Çok mu uçtuk?..

Bi-le-mi-yo-ruz…

Ama gerçekten bu yönde uçarsak, ineceğimiz alanda iktidar vardır.

Hem öyle böyle bir iktidar değil; halkın egemenliği vardır; halkın iktidarı vardır.

CHP bu yola girdiğinde Türkiye’nin “makus talihi” köşeye süpürülebilecektir.

Bu ülkenin aydınlık insanları, yani CHP’nin tabanı bu özlem içinde fokurdamaktadır.

Önemli olan ve bizlere umut veren gelişme, CHP yönetiminin bu fokurdamayı fark etmiş olması ve bu kaynayan kazanın sıcaklığından etkilenmiş olmasıdır.

Ürktüğümüz ve çekindiğimiz gelişme ise, bu sıcak farkındalığı soğutma çabalarıdır…

İçeriden AKP, MHP ve onlarla aynı çizgide siyaset pazarlayanlar… Dışarıdan ise, emperyalizmin türlü-çeşitli manevraları, ellerinde derin soğutucular, karşı cephede saf tutmuşlardır.

Aman dikkat!

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

ELEŞTİRİ, ÖNCELİKLE DÜRÜST OLMALI…

Hukukta ayrımcılık yapamazsınız…

Yasaları ona göre–buna göre birbirinden farklı uygulayamazsınız.

Adaletten yana görünüp, bizzat kendiniz adaletsizlik yapamazsınız.

O, PKK… Bu FETÖ de olsa değişmez.

PKK silaha sarıldığında alnının ortasından vurursunuz.

FETÖ tanklarını Cumhuriyetin üzerine yürüttü mü, o meydanda karşılığını silahla verirsiniz.

Bu hakkınız…

Ama, gerek PKK militanı ve gerekse FETÖ yanlısı “kişi” emniyet güçlerinin eline geçip, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik alanına giriş yapmışsa, artık bu kişilerin geleceğini adalet belirler…

Adalet ise, adil olmak zorundadır.

PKK’lıya bile, FETÖ’cüye bile!..

Çünkü “tutuklanan” PKK’lı ve FETÖ’cü artık alelade bir düşman değil; hakları olan bir kişidir…

Çünkü, adalet böyle bir şeydir.

Ve bizler dilimize yapışmış olan adalet kavramını –önce- kendimiz içselleştirmek zorundayız.

Önce kendimiz adil olmak zorundayız.

Öfkemizin kışkırttığı barbarlıktan sıyrılmak ve her koşulda ve her süreçte adil düşünmeyi ve davranmayı öğrenmeliyiz.

Bakın Kılıçtaroğlu ne diyor:

Madde 5:

- Anayasa Mahkemesi'nin içtihatları dikkate alınarak tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.

Madde 6:

- 150'nin üzerinde gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Sadece mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalı, medya üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

Bu sözlere karşı çıkabilir misiniz?

Ama çıkanlar var…

Diyorlar ki, Kılıçtaroğlu hapisteki gazeteciler ve milletvekillerinin serbest bırakılmasını, istiyor…

Ve bu kavşaktan yola çıkarak devam ediyorlar: “İşte Kılıçtaroğlu PKK’yı ve FETÖ’yü koruyor…”

El insaf!

Ayrıca Kılıçtaroğlu’nun sözleri de dürüst bir biçimde doğru aktarılmıyor. Göz göre göre sözcükler değiştiriliyor; montaj yapılıyor.

Kılıçtaroğlu, hapistekiler serbest bırakılsın, demiyor…

Tutuklu yargılama yapılmasın, diyor…

Aradaki fark çok büyüktür.

Çünkü tutukluluk koşulları mevcut değilken, yargılamayı tutuklu sürdürmek yasaya açıkça aykırıdır.

Adalete aykırıdır…

Bir hukuksuzluğa karşı çıkmak ya da karşı çıkanların safında yer almak, hukuk devletinden, özgürlüklerden ve demokrasiden yana olmak demektir.

Bu açık hukuksuzluktan yana olanları değerlendirmeye ise girmek istemiyoruz…

Bizce sadece tespit yeterlidir; geçiniz!

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

Sayfa 1 / 36