21 Eylül 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Cuma, 21 Temmuz 2017 11:21

FETÖ’NÜN SİYASİ BACAĞI…

Yazan Faruk Haksal

FETÖ’NÜN SİYASİ BACAĞI…

Fethullahçı Terör Örgütü’nün ülke içine yerleştirilmiş siyasi kadrolarına dokunulacak mı?

- Asla!

Çünkü dokunulamaz…

Çünkü bu kadrolara dokunmak “eşyanın tabiatına” aykırıdır…

Dolayısıyla, mümkün değildir.

Çünkü siz bir FETÖ’cü siyasetçiyi hedef aldınız mı, zincirden bir halka kopartmış olacaksınız.

Ve kopan halka, zinciri zincir olmaktan çıkartacak; ortada birbirini didikleyen/gammazlayan tek tek halkalar belirecektir.

Suçlanan siyasetçinin bir “bohça”sı vardır.

O bohçanın içinde türlü çeşitli bilgiler, isimler, sözler, vaatler gibi çok önemli “zenginlik”ler vardır.

Zincirin halkaları zehirlidir; adeta birer saatli bombadır. Saati geldiğinde, kişisel risk oluştuğunda pimi çekiliverecektir.

Sonuç, tek hanesi kopartılan zincir tümüyle çözülecektir…

Ve böylece… Yıllar yılı Fethullah Hoca Efendi ile kol kola “beraber yürünen yol” sona erdiği için, siyasi parti de tarihin çöplüğüne doğru sürüklenebilecektir.

Eşyanın tabiatı işte budur.

Tarihi determinizm bizleri böyle uyarmaktadır.

Hep söylüyoruz:

- Nehrin kaynağına doğru uzun süre yüzemezsiniz.

Yorulursunuz, bitap düşer, kutrunuzun üzerine çöker, mabadınızın üzerine oturursunuz.

İnsanlık tarihi sayılamayacak kadar çok tecrübelerle/ siyasal-sosyal derslerle doludur.

FETÖ’nün siyasal ayağına gidilemeyeceği gerçeği, Türkiye’nin yıllardan beri yönetilme stratejisinin zorunlu bir sonucudur.

Gidemezsiniz.

Giderseniz halkaları zincirinden ayırmış, yani koparmış olursunuz. Ve –ister istemez- bu hareketinizin sonuçları ile karşı karşıya kalırsınız.

Orduya, emniyete, adliyeye, eğitime ve sonuç olarak tüm Devlet mekanizmasına FETÖ elemanlarını kim soktu; kim açıktan açığa yerleşip, mevzilenmelerine göz yumdu?

Siyasetçinin örtülü ya da örtüsüz onayı olmadan bu büyük organizasyon gerçekleştirilebilir miydi?

Ve bu büyük organizasyon siyasi kadroları dışında mı tutmuştur?

- Yok canım, daha neler…

15 Temmuz kalkışmasından bugüne kadar –gerçekte- FETÖ ile mi mücadele edilmiştir?

Bizce sorgulanması gereken temel sorun budur.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

 

Çarşamba, 19 Temmuz 2017 10:30

15 TEMMUZ HEPİMİZİNDİR

Yazan Faruk Haksal

15 TEMMUZ HEPİMİZİNDİR

Toplum o kadar ayrıştırıldı ki, birinin Adediğine öteki, otomatik olarak B demeye hazır.

Soğukkanlı, yansız, objektif olarak sorgulama –neredeyse- rafa kalkmış durumda…

En yakın örnek: 15 Temmuz…

Cumhurbaşkanı’nın şahsına ve izlediği siyasetle karşı olanlar, çok önemli bir yanlışın kıyısında dolaşıyorlar.

Erdoğan’a karşıysanız, O’nun her söylediğine de karşı olacaksınız… Bu tutum bağrında ciddi yanlışlıklar barındırmaktadır.

15 Temmuz, Cumhurbaşkanı’nın ve genel başkanı olduğu partinin siyaset malzemesi değildir… Bu durumdan kurtarılmalıdır.

O gün tüm ülke, çok önemli bir badirenin üstünden atlamış ve karanlığın daha da dibine yuvarlanmaktan kurtulmuştur.

15 Temmuz bütün ulusun hep birlikte kutlaması gereken bir bayramdır.

Aynı zamanda 15 Temmuz verilen şehitler için bir anma günüdür, matem günüdür.

Bu bayram tüm ulusça hep birlikte kutlanmalı ve  şehitlerimizin acısı birlikte duyulmalıdır.

Bu noktada karşı olunması gereken şey, 15 Temmuz’un kendisi değil; 15 Temmuz’un siyaset malzemesi haline getirilmesidir.

Çivisi zaten çıkmış olan adaletin iyiden iyiye zıvanadan çıkmasıdır.

Fethullahçı Terör Örgütü’nün irili-ufaklı tüm unsurları tabii ki cezalarını çekmelidirler… Ancak, böyle bir suçla suçlanan kişilerin yasal haklarını arayabilecekleri yargı mercileri de –mutlaka- mevcut olmalıdır.

Adalet –mutlaka/mutlaka ve yine mutlaka- işlemeli, işletilmelidir.

15 Temmuz; demokratik hak ve özgürlüklerin, hukuk devleti ilkelerinin iğdiş edilmesinin gerekçesi ya da bahanesi olarak kullanılmamalı, kullanılamamalıdır…

FETÖ suçlaması ile görevlerinden atılan insanlar başvuracakları adli ve idari merciler bulabilmelidirler.

Aklanma talebi bir haktır; engellenemez…

Oysa bugün idari yargı devre dışıdır.

Adli yargının hangi noktada su kaynattığı ayrıca karmaşık bir konudur.

Ancak bütün bu aksaklıkların varlığı, hiç kimseyi 15 Temmuz’un karşısında olmaya sürüklememelidir.Dünyanın birçok bölgesinde CİA ile ortak çalışan Fethullahçı terör Örgütü’nün ülkemize yönelik silahlı kalkışma hareketinin niteliği ve amaçları gözden kaçırılmamalıdır.

Türkiye ince bir ip üzerinde yürümektedir. Aşağısı uçurumdur.

Bu uçurama yuvarlanmaktan kurtulmamız ise, olayların arka perdelerini ve siyasi söylemlerin satır aralarını okuyacak bir farkındalığa ulaşmamız ile mümkündür.

 

Cuma, 14 Temmuz 2017 13:04

İLGİLİLERE DUYURULUR…

Yazan Faruk Haksal

İLGİLİLERE DUYURULUR…

Adalet bu ülkede önemli bir hedef ki, AKP’nin kurmayları partilerini kurarken bu hedefi isimlerine yazdılar…

İki önemli ihtiyacı belirlediler:

1. Adalet

2. Kalkınma…

Vakti zamanında Süleyman Demirel’in partisinin adı Adalet idi!

Ama nafile…

Gelin görün ki bugün, Adalet ve kalkınma Partisi, halkın adalet talebinin karşısındadır.

Milliyetçi “eylem” adındaki diğer parti ise, adalet talebinin karşısındaki safta “beklenen” yerini almıştır.

“İyi, güzel, ama…” diyen ve türlü-çeşitli gerekçeler üreterek bu cephenin hemen yanı başında saf tutan diğer partilerden hiç söz etmiyoruz.

Fakat…

Bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor:

Bu eylem ana muhalefet partisinin genel başkanına önemli bir söz söyletmiştir:

- CHP, artık eski CHP olmayacaktır!

İşte Türkiye halkını umutlandıran söz budur.

CHP’nin sayın genel başkanının bu sözü aklının izinden giderek yüreği ile söylediğini düşünüyoruz.

Umut ediyoruz…

Israrla devamını ve sonuçlarını görmek istiyoruz.

Hep birlikte izmekteyiz:

- Eylem, işte böyle bir şeydir!

Katılanları etki çemberi içine alır, yoğurur; düşündürür… Ve öyle bir an gelir ki, bilinç dahi artık eskisi gibi değildir…

Sosyal pratik içinde gelişmiş ve kendini aşmıştır.

Eylemin heyecanı etkileyicidir.

İnsanları canlandırır.

Zihnini açar, gönlünü genişletir.

Ancak…

Açılan zihnin; soğukkanlı, stratejik, bilgi ve bilince dayalı, tarihin tecrübe birikiminden süzülmüş bir kurmaylık yeteneğine ulaştırılması [da] gerekir…

Hatta bu gereklilik, elzemdir, şarttır, zorunludur.

Aksi halde o heyecan parladığı gibi sönüp gidebilir.

Canlılık, soluk bir bana-ne-ci-liğe dönüşebilir.

Karamsarlık, korku ve yılgınlık insanlara, kitlelere ve çevreye egemen olabilir.

İşte gerçek lider, bütün bu hesapları yapabilen ve hesapların sonucunda ortaya çıkaracağı strateji ve taktik uygulamaları kitlelere mal/edebilen yaratıcı bir yeteneğin sahibi olmalıdır.

İşte zifiri karanlığa iteklenmiş olan bu ülke o lideri [özlemle, muhabbetle ve heyecanla] beklemektedir.

İlgililere duyurulur…

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

Perşembe, 13 Temmuz 2017 13:59

ADALETİN SEMBOLLERİ VE SORGULAMA İŞLEVİ

Yazan Faruk Haksal

ADALETİN SEMBOLLERİ VE SORGULAMA İŞLEVİ

Hâkimlerin, savcıların cüppelerinin önünde iliklenecek düğme yok.

Herhalde bir anlamı var bu ön “iliklememe” sembolünün…

Adalet heykelinin bir elinde kılıç, öteki elinde terazi var.

Kılıç, adaletin gücünü…

Terazi, yargının bağımsızlığını anlatıyor…

Acaba niçin güç ve bağımsızlık, adalet idealini anlatan heykelde en öne çıkartılmış?

Herhalde bunun da bir anlamı var…

Heykelin gözünün bağlı olması ise, bir başka anlamla yüklü…

Acep bu anlam, tarafsızlığın ağır yükünü mü taşıyor?

Adalet adına karar verecek olan hâkim, önüne gelen kişinin kim olduğunu umursanmadan, hiç kimseden emir almadan, sadece ve sadece yasalar ve vicdanı ile baş başa kalarak mı karar verecek, öyle mi?

Evet, öyle…

Ama nerede ve hangi ülkede?

Yargı bağımsızlığını demokrasisinin merkezine yerleştirmiş, özgür, güven içindeki aydınlık bir ülkede…

İşte hedef, böyle bir ülke olmaktır!

Adalet Yürüyüşü bu özlemi içinde, dimağında ve bilincinde hisseden aydınlık insanların “halk-hareketi”dir…

Onun için tepki çekmektedir.

Onun için, halk desteğini arkasına alan etkinlik, “bazılarını” rahatsız etmektedir.

Korkutmakta ve tedirgin etmektedir.

Bir ülkenin halkı adalet için yollara düşüyorsa, adaletsizlikleri yaratanların tedirgin olmaları doğaldır.

Küçük ve dar parti ya da grup çıkarlarını yöntem bellemiş “diğerlerinin” bu hareketin karşısında saf tutanların yanı başında olmaları da normaldir.

Adalet talebi, adil bir düzenin talebidir.

Bu nitelikteki bir özleme “acaba?” ile yaklaşanların niyeti [her türlü ön yargılardan sıyrılarak] ciddiyetle sorgulanmalıdır.

İnsan aklının sorgulama işlevi; parti disiplini, dar grup çıkarları ve ön kabul ve yargılarla engellenmemelidir.

Sorgulama işlevi, aydınlanmanın dinamosudur.

Aidiyet duygusunun iteklemeleri ile ertelenemez.

Ertelenmemelidir.

Çünkü özgürlük kişilerin bilinçlerinin ana maddesi olamamışsa bu kişilerden oluşan toplumun özgür olabilmesi mümkün değildir.

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Çarşamba, 12 Temmuz 2017 10:04

CHP ARTIK…

Yazan Faruk Haksal

CHP ARTIK…

Sayın Kılıçtaroğlu 438 kilometre yürüdükten sonra çok önemli sözler söyledi…

Her şeyden önemlisi, sadece CHP’nin resmi genel başkanı olma çıtasını yükseltti ve toplumsal muhalefetin de lideri mertebesine yükseldi.

“Manifesto” adı verilen 10 maddelik bildiri önemlidir…

Her maddesi önemlidir; her köşesi değerlidir.

Ancak…

Kılıçtaroğlu’nun ettiği bir söz var ki… Kitleleri umutlandıran asıl altı çizilmesi gereken hedef o noktadadır:

- CHP artık eski CHP olmayacak!..

Hele şükür…

Umutlanan kitlelerin bir zerresi olarak bize de umut aşılayan bu çok çok önemli hedeften bizim anladıklarımızı sıralıyoruz:

1. Altı Ok, parti flamasından yükselecek, partinin temel ideoloji ve eylem kılavuzu haline gelecek.

2. Devrimci çizgi canlandırılacak ve tavizsiz bir uygulama sonucunda, halk uyanışının merkezine oturtulacak.

3. Sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve halkın öncü gücü işlevini üstlenmiş tüm ilerici kesimlerle organik bağlar kurulacak, güçbirliği ilişkileri oluşturulacak.

4. Köy Enstitüleri benzeri yapılanmaların kurulması ile halkın devrimci bir eğitimle donatılması temel bir siyaset olarak parti programlarına işlenecek.

5. Tam bağımsızlık siyasal bilincin omurgası haline gelecek ve bir “karakter” niteliğine kavuşturulacak.

6. Ve CHP muhalefeti, TBMM’nin dar grup çatısının üstüne çıkartılarak kitlesel eylemlerle halkla buluşturulacak.

Çok mu uçtuk?..

Bi-le-mi-yo-ruz…

Ama gerçekten bu yönde uçarsak, ineceğimiz alanda iktidar vardır.

Hem öyle böyle bir iktidar değil; halkın egemenliği vardır; halkın iktidarı vardır.

CHP bu yola girdiğinde Türkiye’nin “makus talihi” köşeye süpürülebilecektir.

Bu ülkenin aydınlık insanları, yani CHP’nin tabanı bu özlem içinde fokurdamaktadır.

Önemli olan ve bizlere umut veren gelişme, CHP yönetiminin bu fokurdamayı fark etmiş olması ve bu kaynayan kazanın sıcaklığından etkilenmiş olmasıdır.

Ürktüğümüz ve çekindiğimiz gelişme ise, bu sıcak farkındalığı soğutma çabalarıdır…

İçeriden AKP, MHP ve onlarla aynı çizgide siyaset pazarlayanlar… Dışarıdan ise, emperyalizmin türlü-çeşitli manevraları, ellerinde derin soğutucular, karşı cephede saf tutmuşlardır.

Aman dikkat!

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

ELEŞTİRİ, ÖNCELİKLE DÜRÜST OLMALI…

Hukukta ayrımcılık yapamazsınız…

Yasaları ona göre–buna göre birbirinden farklı uygulayamazsınız.

Adaletten yana görünüp, bizzat kendiniz adaletsizlik yapamazsınız.

O, PKK… Bu FETÖ de olsa değişmez.

PKK silaha sarıldığında alnının ortasından vurursunuz.

FETÖ tanklarını Cumhuriyetin üzerine yürüttü mü, o meydanda karşılığını silahla verirsiniz.

Bu hakkınız…

Ama, gerek PKK militanı ve gerekse FETÖ yanlısı “kişi” emniyet güçlerinin eline geçip, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik alanına giriş yapmışsa, artık bu kişilerin geleceğini adalet belirler…

Adalet ise, adil olmak zorundadır.

PKK’lıya bile, FETÖ’cüye bile!..

Çünkü “tutuklanan” PKK’lı ve FETÖ’cü artık alelade bir düşman değil; hakları olan bir kişidir…

Çünkü, adalet böyle bir şeydir.

Ve bizler dilimize yapışmış olan adalet kavramını –önce- kendimiz içselleştirmek zorundayız.

Önce kendimiz adil olmak zorundayız.

Öfkemizin kışkırttığı barbarlıktan sıyrılmak ve her koşulda ve her süreçte adil düşünmeyi ve davranmayı öğrenmeliyiz.

Bakın Kılıçtaroğlu ne diyor:

Madde 5:

- Anayasa Mahkemesi'nin içtihatları dikkate alınarak tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.

Madde 6:

- 150'nin üzerinde gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Sadece mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalı, medya üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

Bu sözlere karşı çıkabilir misiniz?

Ama çıkanlar var…

Diyorlar ki, Kılıçtaroğlu hapisteki gazeteciler ve milletvekillerinin serbest bırakılmasını, istiyor…

Ve bu kavşaktan yola çıkarak devam ediyorlar: “İşte Kılıçtaroğlu PKK’yı ve FETÖ’yü koruyor…”

El insaf!

Ayrıca Kılıçtaroğlu’nun sözleri de dürüst bir biçimde doğru aktarılmıyor. Göz göre göre sözcükler değiştiriliyor; montaj yapılıyor.

Kılıçtaroğlu, hapistekiler serbest bırakılsın, demiyor…

Tutuklu yargılama yapılmasın, diyor…

Aradaki fark çok büyüktür.

Çünkü tutukluluk koşulları mevcut değilken, yargılamayı tutuklu sürdürmek yasaya açıkça aykırıdır.

Adalete aykırıdır…

Bir hukuksuzluğa karşı çıkmak ya da karşı çıkanların safında yer almak, hukuk devletinden, özgürlüklerden ve demokrasiden yana olmak demektir.

Bu açık hukuksuzluktan yana olanları değerlendirmeye ise girmek istemiyoruz…

Bizce sadece tespit yeterlidir; geçiniz!

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

Pazartesi, 10 Temmuz 2017 11:22

ADALET BİR İMTİYAZ DEĞİLDİR

Yazan Faruk Haksal

ADALET BİR İMTİYAZ DEĞİLDİR

“Adalet herkese lazım” sözü adalet talebini tam karşılamıyor.

Bizce daha doğrusu: “Adalet herkesin hakkıdır…” sözü.

Çünkü adalet alelade bir araç-gereç değil.

Bugün bana lazım, yarın sana lazım bir meta değil.

Bir hak!

Demokratik, uygar ve çağdaş bir ülke insanının en birincil hakkı…

Vazgeçilemez, özüne dokunulamaz, asla kısıtlanamaz en temel bir insanlık hakkı…

Adaletten PKK-FETÖ yararlanacakmış…

Geçiniz.

Adaletten herkes yararlanmalıdır.

PKK’lı terörist de, eğer çatışmada “etkisiz” hale getirilmemiş ve sağ olarak teslim alınmışsa, artık adaletin kapsama alanı içindedir…

Adil bir biçimde yargılanacaktır.

Ve hak ettiği cezayı alacak ve çekecektir.

İçimizdeki öfke bizi dilediği kadar kışkırtsın, hukuk devletinin gereği budur…

Çünkü, eğer o silahlı terörist artık Türkiye Devleti’nin egemenliği altındadır. Ve Türkiye devleti uygar, demokratik bir sosyal hukuk devletidir.

Artık o terörist bir düşman değil, bir suçludur.

Türk güvenlik güçleri bir teröristi tutuklamışsa, artık onu kendisi cezalandıramaz… Gereğini yapacak ve onu adalete teslim edecektir.

Cumhuriyetin savcısı ve hakim, kara kaplı kitapları açacak ve o kişiyi adil bir biçimde yargılayacaktır.

Hukuk, bize-size uygulandığı zaman değil, adalet huzuruna sevk edilen her “insan” için geçerli bir üst-yapı kültürüdür.

Bugün Türkiye’nin en güçlü ve en nitelikli halk hareketini, PKK ve FETÖ’ye bulaştırma çabaları, hukukun çivisini çıkartanlara hizmetten başka bir amaca hizmet etmez.

Her şartta, her ortamda ve her süreçte hukuku savunacağız; adalet talebinin safında olacağız…

Bu safın dışı karanlıktır…

Türlü çeşitli hesapların, başka türlü siyasetlerin izlerini taşımaktadır.

Selam olsun Türkiye’nin aydınlık insanlarına…

Selam olsun her türlü hukuksuzluğa meydan okuyup, adaletin peşine takılanlara…

Hedef; tam bağımsız, laik, sosyal hukuk devletidir…

Bilincimiz ve kişiliğimiz bizleri bu yolun dışına çıkartmasın; şu ya da bu nedenlerle, başka-başka yönlere saptırmasın!

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Cumartesi, 08 Temmuz 2017 10:04

MERAK,UYGARLIĞIN CAN DAMARIDIR…

Yazan Faruk Haksal

MERAK,UYGARLIĞIN CAN DAMARIDIR…

İnanç, insanın gününe enerji pompalayan önemli bir motivasyon kaynağı…

İnanç, hele hele kurumlaştırılarak, sosyal ve siyasal bir yapılanma düzeyine ulaştırıldığında günlük motivasyonunun çok üzerinde bir etki alanına kavuşuyor…

Birey artık günlük yaşantısı içinde sadece psikolojik olarak motive edilen, destek gören bir “süje” değil, bütünlüğüne katıldığı ve içinde eridiği bir “obje”nin [yani toplumun] bir parçası haline geliyor…

“Kişi” artık toplum içinde yalnız değildir.

Büyük bütünün [altı çizilen] bir parçasıdır…

Geleceğe doğru yürüyen toplumsal organizmanın bir unsurudur…

O artık, toplumun resmi inanç bütünlüğünün bir tuğlasını oluşturmaktadır; bu anlamda “görevli”dir

Psikolojik varlığı, tabi olduğu disipline sadakatı oranında desteklenmekte, “aidiyet” duygusu ile toplumsallaşmaktadır…

Kabaca kültürel koordinatlarını belirlemiş olduğumuz bu inanç tabanlı “zenginlik”, kendi var oluşunu, kendi aklı, hayat tecrübesi ve iradesi ile yaratma meşgalesine kendisini adamış olan yaratıcı insan kişiliğinden önemli farklılıklar göstermektedir.

Birinci insan tipinde, toplumun değer ya da inanç külliyesini şaşmaz bir rehber olarak yaşamının eksenine yerleştirmiş olan bir kişililik yapılanmasını görüyoruz. Bu kişi için bir inanç sistemine bağlılık, “aidiyet duygusu” içinde eritilmiş ve adeta kişiliğin en temel ve vazgeçilemez bir unsuru düzeyine dönüşmüştür.

Siz o aidiyet duygusuna sorgulayıcı bir rasyonellikle yaklaştığınız anda, kişiliğin savunma mekanizmaları en üst düzeyde alarma geçer… Ve hele, sorgulamanızın sonucu bir eleştiriye yöneldiğinde olaşacak tepki, her türlü tahminin üzerindedir.

İkinci kişi ise, daha çağdaş ve uygar, ama bunun yanında da, çözümlenmesi gereken bir yığın soru, sorun ve sorunsalın göbeğinde sürekli olarak devinen [zaman zaman huzursuz] bir zihin faaliyeti içindedir…

Ünlü Yunan filozofu Pisagor;

- İnsanlar, anlam arayan yaratıklardır, diyor… Temel olan anlamdır!.. Anlamlı kılma çabası, Dünya’daki varlığımızın en önemli parçasıdır. O olmadan, ileriye doğru gelişimimizin ana fikri de kaybolacaktır…

Evet… “Anlam,” yaşamın ve ilerlemenin merkezindedir.

Önceden tanımlanmış “anlam”ları sorgusuz-sualsiz bellemek ise, yaşamın gerisine düşmekten başka bir şey değildir.

Dünya’yı ve yaşamı, ezberlenmiş “ön-kabuller” içinden algılamak [ve sorgulamadan kabullenmek] bizi düşünsel ve duygusal bir sığlığa götürür.

Dünya’nın anlamsız karmaşa olduğuna inanmak da kişiyi benzer bir duygusal ve zihinsel sağırlığa taşır…

Sözünü ettiğimiz sığlık ve sağırlık ise bizleri, hayatla ilgili tüm “merak”larımızı yitirmeye ve yaşamlarımızı adım adım söndürmeye sürükler…

Oysa, merak etmek, hayattan alınan tadı geliştiren önemli bir öğedir.

Ünlü bir tarihçi bu gerçeği şöyle özetliyor:

- Merak, gerçek uygarlığın can damarıdır…

Merak etmeyen insan, dogmaların üzerine çıkamaz… Onları sorgulayamaz; var olan [statik] gerçekleri tükenmeyen sorgulamaları ile eskitip, yeni ve daha doyurucu gerçeklere ulaşamaz.

Bir başka deyişle uygar insan, gerçeği merakı ile öğüten ve böylece yarınların aydınlanmasına omuz veren aydın kişidir… Kendisine belletilmiş “doğru”larla yetinip, aidiyet duygusunun içine bir kirpi gibi büzüşerek, hayattan gizlenen bir âdem değil…

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

ADALET YÜRÜYÜŞÜ ELEŞTİRİLEMEZ Mİ?

Adalet Yürüyüşü, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk mücadelesi tarihinin en önemli kilometre taşlarından birisidir.

Çivisi çıkmış adaleti eleştirmemek ve adil bir yargılama yapılanması talep etmek her uygar insanın, demokrasiden yana her toplumun birincil hakkıdır; en önde gelen sorumluluğudur.

Bu talebi [şu ya da bu nedenle] bulandırma çabaları ise, abesle iştigaldir… Bir adım ötesinde: Bulandırılan suda balık avlama fetbazlığıdır…

Bir adım daha ötesini ise, söylemeye dilimiz varmıyor!

Adalet Yürüyüşü eleştirilemez mi?

Tabii ki eleştirilir.

Örneğin;

Niçin bu kadar yıl beklendi?

Türk Ordusu ve yurtsever aydınlar Silivri’de tutsak edilirken nerelerdeydiniz?

Toplumsal muhalefet niçin bunca zaman TBMM’nin salonlarına ve Ankara kulislerine hapsedildi?

Ancak… Lütfen dikkat buyurun:

- Eleştirinin merkezinde “neden yapıldığı değil, niçin yapılmadığı” düşüncesi var…

Ve bugün ülkenin ana muhalefet partisi memleketin en önemli sorununa parmak basıp, çözümü halkla birleştirmişse, buna ancak alkış tutulur… Destek olunur, omuz verilir.

Öz-eleştiri yapılıp, kitlelerin oluşturduğu bağımsızlık-hukuk devleti – ve aydınlanma cephesi içinde saf tutulur…

Bu noktada bir gelişmenin sorgulanması gerekir:

Adalet talebi karşısında birleşen siyasi güçlerin hedefi nedir; nedenleri nelerdir?

AKP’yi anlamak mümkün… Adaletin çivisinin çıkarılmasında sorumluluğu olanların adaletin yeniden bağımsız terazisine ulaşmasına karşı gösterdikleri tepki anlaşılır bir şeydir.

MHP’nin borazanını öttüren rüzgârın ise, Saray’dan üflendiğini de bilmeyen, anlamayan kalmamıştır…

Peki ya Vatan Partisi?..

İşte bunu anlamamız oldukça güçtür…

Hele bu satırları karalayan kişi olarak bizim, gelinen çizgiyi sindirmemiz –asla- mümkün değildir.

Hele hele bu garip çizginin AKP-MHP koalisyonu ile aynı safta yer alıyor olmasına gözlerimizi yummamız bir kez daha mümkün değildir.

Bu çizginin altını bir kez daha çizmek ve sorgulamak ise, yaşamı sol tabanlı bağımsızlık mücadelesi içinde geçmiş bir hukukçu olarak, im-kan-sız-dır!

Üzüntü vericidir.

Ve [ne yazık ki] her şeyi yeniden sorgulama gerekliliğinin fitilini ateşlemektedir…

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Perşembe, 06 Temmuz 2017 13:13

GARİP… GERÇEKTEN ÇOK GARİP!

Yazan Faruk Haksal

GARİP… GERÇEKTEN ÇOK GARİP!

Türkiye’de “adalet talebi ile” tarihin en büyük kitle eylemlerinden birisi yapılıyor…

Karşı cephede üç odak var:

AKP

MHP

VP [Vatan Partisi]

Garip!..

Vatan Partisi’nin genel başkanı şöyle buyuruyor:

- Yürüyüş, gerçek yüzünü gösterdi. En sonunda planlandığı gibi CHP yönetimi HDP/PKK’ya kavuştu. Kucaklaştılar ve kol kola girdiler

Ve devam ediyor:

- Yürüyüş’ün hedefi, HDP/PKK ve FETÖ’yü kurtarma amacının ötesindedir. Bu Yürüyüş, CHP’nin HDP/PKK ve FETÖ ile hükümet kurma sevdasıyla yapılıyor. Koalisyonun ortakları arasında Abdullah Gül ve Davutoğlu’nun AKP’si de bulunuyor.

Ve…

- CHP’nin yüzde 49 hesabı şu anda yüzde 19’a düşmüş bulunuyor ve bu gidişle yüzde 9’a kadar düşer.

Sonuç:

- Vatan Partisi ve vatansever olan güçler, AKP’ye rakip olacak iktidar seçeneğini üretiyorlar.

Vatan Partisi artık Türkiye için biricik çözümdür ve görevinin başındadır.

 

Varılan nokta [artık], “garip”in de ötesine varmıştır…

CHP’nin siyasetini kıyasıya eleştirebilirsiniz.

Genel başkanın şu politikasını- ya da bu politikasını yerden yere vurabilirsiniz… Zaman zaman haklı da olabilirsiniz, ama…

Şu gerçeği de kabul etmek zorundasınız: Türkiye’nin içine iteklendiği bu karanlık günlerde Cumhuriyet değerlerini, devrimleri, aydınlık Türkiye’yi ve adaleti savunun tek bir kitle örgütü vardır; onun da bayrağında altı oklu CHP arması bulunmaktadır…

Bu gücü, bu yapılanmayı yıpratmanın kimlere hizmet ettiğini düşünmek zorundasınız.

Bu birlikteliği bölerek ve yıpratarak partinizin oy oranını yüzde SIFIR-virgül-35’den biraz daha yukarı çekme siyasetinin [aslında] kimlere yarayacağı gerçeğini sorgulamak zorundasınız.

Eleştiri; düzeltmek, geliştirmek ve onarmak için yapılır.

Bunun için de, çözüm üretmek ve yol göstermek temel yöntem olmalıdır.

Cumhuriyetimizin ve tam bağımsız sosyal hukuk devletimizin son dayanağı olarak ayağa kalkma hamlesine adım atmış olan bir partinin tümünü, terör örgütleri ve emperyalist güçlerle birlikte göstererek karalamak vatanseverlikle ve iyi niyetle bağdaşmaz. Bağdaşamaz.

Bağdaştırılamaz!

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

Sayfa 1 / 36