Musa Dinç

Tüm Yazıları


Yazar Ertuğrul Erdoğan’ın “Mor Yüzdeki Hüzün” Romanı Üzerine Bir İnceleme

  • 11 Ekim 2018 Perşembe


Musa Dinç / Sağlık İletişim Uzmanı, Eğitimci-Yazar


18 Mart 2018 tarihinde Bursa Tüyap Kitap Fuarı’nda / Edebiyatçılar Derneği Standında Yazar Ertuğrul Erdoğan Beyle birlikte imza günlerimiz oldu; candan, tutarlı, sempatik ve içtenliğiyle kaynaşıp dost olduk. Karşılıklı kitap jestleriyle birbirimize kitap imzalayıp, hediyeleştik.
“Mor Gözdeki Hüzün” romanını imzalamıştı bana. Yoğun program ve tempomdan dolayı bir türlü okumaya zaman bulamamıştım. Ekim/ 2018’de merak ettiğim bu kitabı da raftan indirip, okumaya başladım nihayet. İlk başlangıçta kitaptaki yazı puntosunun küçüklüğü, her ne kadar beni ürktüyse de, romanın içeriği ve işleniş örgüsündeki ustalık becerisi, romanı okumamı kolaylaştırdı.
Yazar güzel bir önsözle romana başlamıştı.
Yunanlı Ünlü filozof Epiktetos’un özlü bir sözüyle giriş yapmıştı: Herhangi bir şey konusunda; “ Onu kaybettim!” deme, “Onu iade ettim,” de.
Çocuğun mu öldü? Onu geri verdin. Karın mı öldü? Onu geri verdin. Tarlanı mı elinden aldılar? İşte yine bir iade daha. Fakat;” onu elimden alan kötü bir adamdı,” deme. Onu sana veren elin, falânın ya da filânın aracılığıyla onu geri almasının ne önemi var? Onu sende bıraktığı müddetçe, sana ait değilmiş gibi istifade et ondan; tıpkı yolcuların hanlarından yararlanışı gibi.
Önsözün ilk paragrafı, romanın ipuçlarını veriyordu zaten. Tüm önsözünü yazmaya lüzum yok sanırım.
* Roman kitabını; ezilen ve bu uğurda yaşamını yitiren tüm kadınların anısına ithaf ediyordu, yazar.
*
Gelelim romana;
Yazar konusuna hâkim ve başarılıdır. Dili arıdır, imgelemeler yönden gayet zengin; açık ve yalın bir biçimde aile panoramasını büyüteç altına almıştır.
Mutsuzluk tablosunun nelere yol açabileceğini, ne gibi firelere sebebiyet verdiğini; yağmurdan kaçarken doluya tutulan derbeder / çilekeş bir adamın trajikomik senfonisini yüreğinizde hissedeceksiniz. Acı ve sızıyı vicdan ve merhamet muhasebesiyle; yaşamı kendi öz yaşamınızla özdeşleştirip, empatik yaklaşımla kemik iliğinize kadar duyumsayacaksınız. Ailelerin nasıl parçalandığını, geçimsiz anne ile babanın en çok mağdurlar sınıfına transfer olan çocuklarına nasıl tezahür ettiğine tanık olacaksınız. Temeli sağlam olmayan evliliklerin sürekli artçı depremler yaşadığını, her iki taraf için çekilmez bir cehenneme dönüştüğünü, kocanın teselliyi içkide bulduğunu; babanın çaresiz son çırpınışlarını ve bir çıkış yolu ararken daha büyük tehlikeli sularda yüzüp, girdaplara yakalandığını apaçık gözler önüne seriyor.
Arayış ve son çırpınışlar içinde bocalayan birinin yalnızlık sendromuyla karşı karşıya kaldığına da tanık oluyoruz. Denize düşen yılana sarılır misali hiç sevmediği ve düşman gibi görmüş olduğu eski eşine dönmesi, birbirlerini hiç sevmemelerine rağmen, ortak paydaları olan çocuklarının olması, duygu ve düşüncelerde tam tezat bir ebeveyn son kertede özveride bulunmaları, günahlarının bedelini fazlasıyla sağlığıyla ödeyip, fire veren bir aile reisinin son pişmanlık manevralarını da göreceksiniz. Çırpınışlar, acılar, şiddet ve didişmeler; sonrasında peş peşe hatalar zinciri…
Arayışlar, fantezi yaklaşımlarla sevdalandığı kadının farklı kültürden gelmesi, gerçek iç yüzünün sonradan ortaya çıkmasıyla hayal kırıklığı ve son pişmanlıklar…. Hiçbir şeyin sadece dış görünüşten ibaret olmadığını da gözler önüne seriyor.
Aşk ve seksin karın doyurmadığını, kişilik bozukluğu sergileyen Ukraynalı sevgilisi Katya’nın çapsız çırpınışlarını, halüsinasyon ve hezeyanlarını da olay / olgusu içinde bizlere aktarmayı başarıyor.
Romanda aile içi şiddet ve çatışma sarmalını; neden, sonuç ve sebeplerini çok güzel bir şekilde bulgularını ortaya serip, analiz etmeyi başarıyor.
Mutluluğu yakalayamayan aile reisinin çareyi içkide bulması ve sonrasında arayışlara girmesi, kadının sadece seks objesi olarak görmesi, çıkmaz bir yola doğru sürüklendiğini görmüş oluyoruz.
Roman heyecan verici, adından anlaşıldığı gibi gerçekten çok hüzün ve acıyı barındırıyor. Yer yer empatik yaklaşımın ne kadar önemli olduğunun ayırdına insan varabiliyor. Romanı okuyunca insan kendini sorgulamadan da edemiyor; acaba ben de böyle yanlışlara girdim mi? gibi sorulara yanıt arayabiliyor.
Zorlu yaşamın yanı sıra, aile içi çatışmaların insan sağlığı üzerinde ne gibi tahribatlar yaratığını zaman içinde bunları görmemizi sağlıyor.
Bekir, çaresizdir, kolu kanadı kırılmıştır; ummadığı sıkıntılarla baş başa kalmıştır. Yılgındır, tekrar yıkık, dökük limanına geri dönmüş ve bir anlamda özeleştirisini vermiştir. Acı yaşam; yelkenlerini indirtmiştir; kolu kanadı kırık beyaz bir güvercine dönmüştür. Kabaran dalgalar, yerini sessizliğe bırakmıştır. Pamuk ipliğine bağlı bir hayatın esrikliği, duyumsanan pişmanlıkları, çöküntüler, mutluluğa yeniden odaklanmalar, sağlıklı bir yaşamın ne kadar elzem olduğunu; iş, işten geçmeden sağlığını kıymetinin çok iyi bilinmesini de satır aralarında vurgulamaya çalışmıştır.
Romanı erkek bakış açısıyla baktığımızda erkeğe o kadar acırsınız ki, ta kemik iliklerinize kadar işler. Kadın cephesinden bakıldığında, kadına acırsınız; hele çocuk / çocuklar açısından baktığınız da tam da içinden çıkılamayan bir labirent bulacaksınız.
Romanın işlevselliği ve ilişkilendirilen şahısları da psiko-sosyal ve ekonomik boyutları da tartışmaya açıktır.
Ezilen, dışlanan horlanan bir kadının son demde merhamet ve vicdan duygusunun baskın hallerini görürüz.
Bekir evliydi, ama kendisini mutsuz hissediyordu. Eşi Rezzan’da istediği meziyetler pek yoktu. Aşktan yoksun hissediyordu, sürekli arayış içindeydi; çoğu kez teselliyi içkide buluyordu. Alkolik bir hal almıştı artık. Kaçamaklarla yetinmeyen Bekir, kendisini tam bir macera içerisinde bulur. Dış güzelliğiyle, seksi ve şuhluğuyla başını döndüren Ukraynalı Katya’nın gazabına uğrar. Öyle bir girdap ki, akrep kuyusuna girmeyi bile tercih edercesine yakasını buradan kurtarmanın arayışına girer. Hatalar zinciri asla yakasını bırakmaz. Çaresiz, yılgın bitap yorgun düşen Bekir, limandan kaçak ayrılırken sandalı yaksa da, tekrar çaresiz ve pişmanlıklar içerisinde eski limanına başı önünde eğik olarak dönmüştür.
Pişmanlıklar, yanlışlıklar serisine sünger çeken karı kocanın yaşam mücadelesi ve yeniden yaşam mucizesi ile ilgili çırpınışlarına tanık oluyoruz. Yasak aşk kaçamaklarının, nikâhsız doğan çocuk ve yabancı uyruklu kadının kültür çatışmasını ve psikolojik boyutunu fazlasıyla aşan kişilik bozukluğunu da irdeleyen yazar; çok kapsamlı bir çalışmaya imza atmıştır.
Roman bir bütün olarak ele alındığı zaman; rüya, hayal, gerçek kompartıman ve vagonlarının yer yer iç içe geçtiği de gözden kaçmamıştır.
***