Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yaşamın İçinden

  • 13 Ağustos 2020 Perşembe


Didim Altınkum'da eğlence yerlerinde sahneye çıktığı halka duyurulan şu DRAG QUEEN resimlerini her gün gördükçe duvarlarda... Şu ÜÇÜNCÜ CİNS olarak varlıklarını saydırmak, sevdirmek, toplumsal yaşama yerleştirmek isteyenler geliverdi düşüncelerime...
Bu arada Amerikalılar'ın dünya kamusal alanına sürdüğü bu DRAG QUEEN kimliğinin anlamı; kadın gibi giyinip, sahnelerde gösteri yapan erkek demek oluyor ki Osmanlı'da var olan ZENNE kimliğinin birebir karşılığı desek yeridir.

Dünya genelinde onları eğlendirici bulup hoşgörüyle yaklaşanlar da var, çocukların "cinsiyet" kavramı bağlamında kafalarını karıştırdıkları gerekçesiyle karşı çıkanlar da var.

Bu bağlamda dönersek şu ÜÇÜNCÜ CİNS diye bir kimlik arayışına çıkanlara...

İnanıldığı ve de bilindiği gibi; yaradılış efsanesine de, Darwin’in “türlerin kökeni” savına göre de Doğa’da iki cins var; erkek ve kadın… Ki yaradılış efsanesine göre; çamurdan yaratılan Adem’in canı sıkılınca, Tanrı ona armağan etmiş kadını, onun kaburga kemiğinden… İnanır mısınız, inanmaz mısınız; elbette ki sizlerin seçimi, ama kutsal kitaplar böyle yazıyor, yersen…
Kutsal kitapların yaradılış efsanesi ya da Darwin’in “türlerin kökeni” kuramı; yalnızca kadın ve erkek cinsinden söz eder. Üçüncü Cinse ilişkin bir veri, bir bulgu ya da fiziksel anlamda bir olgu yoktur ortalıkta… Ama insan beyni ve bedeni safsatalara, dayatmalara, kalıplara, baskılara, zorlamalara evvel ezelden beri hedef bilindiği gibi...

İlk çağlardan beri ister karşı cinsel, ister eşeysel; sevişir. Tüm insanlık; Lesbos adasının Sapho’sunu… Ve belki de kendi suretinde erkek-erkeğe aşka düşmüş Narkissos’u bilir. Eski Yunan’da, eski Roma’da ve kuşkusuz Bizans sarayında ve koskocaman Britanya’da Üçüncü Cinsiyet’e ilişkin örneklere bolca rastlanır. Özellikle de Osmanlı’da; padişahlarımıza layık civanlar Sakız Adası’nda yetiştirilir. Günümüzde bile Arabın çöllerinde aşkın en ateşlisi; neredeyse yüzde 90 oranında, iki erkeğin arasında yaşanır. Ki bu nedenle kadına nefret kusarlar ve kadınlar da insan olduklarının sanki ayırdında değillermiş gibi onların karşısında hep susarlar.
Ve...
70’lerdeki “cinsel devrim”in ardından, bedensel olmasa da, tinsel olarak insanın evrim geçirdiği de bilinir; serbest/özgür/free takılır. Her türlü haz adına; cinsiyet ayrımı yapmaksızın herkes birbirine sokulur. İşte bu nedenle yadsıyamayız ve de yadsımıyoruz; insanların cinsel seçimlerini ya da kendilerini Üçüncü Cins olarak tanımlamalarını, tanınmak istemelerini… Kime ne ?… Elbette ki bize ne?...
Ama yok mu ya şu “ama” sözünü söyleten tutum ve davranışlar?… Ne yazık ki bazıları; bu Üçüncü Cins tanımlamasıyla bırakınca kendini, insan kümesinden yaşamsal alana (ki kamusal demek istemedim), işte o zaman, benim canımı sıkan, birazcık da kızdıran durum; şu ayrıcalıklar beklentisine ilişkin kurum, kurum süzülmeler… AB normları bağlamında tanımlanan ve edinilen haklar, öncelikler, ilgiler… Sanki demokrasinin olmazsa, olmaz koşulu; Üçüncü Cins için yapılması gerekli düzenlemeler… İsterler ki cinsel seçimlerinden dolayı onlara; ayrıcalıklar ve öncelikler tanınsın, yansısın ve de yerleşsin kamusal alana da…
İşte bu olmadı!... Dur bakalım sen orada !...
Hey; beyler, bu toplumda pek çok normal ya da güncel söyleyişle "düz cinsel" kadın var. Onlar okudular, evlendiler, çocuklar doğurdular, yetiştirdiler. Her sıradan ölümlü bir yurttaş gibi çalıştılar. Mektep, medrese görmüş birer “beyaz yakalı” olarak emeklerinin karşılığını aldılar; doydular, doyurdular yetiştirdiklerini de… Ama hiç kimse demedi ki bu kadınlara; işte bu ayrıcalıklar da KADIN YALNIZCA SANA !… Senin yaşamını kolaylaştırmak, senin bir KADIN kişi olarak haklarını sağlamlaştırmak için hazırlandı bu yasa… Nedendir bilinmez(mi acaba?) hiç kimse demedi kadınlara; ne AB normları, ne İnsan Hakları Mahkemesi, ne küreselleşen dünya düzeni… Yalnızca çevresini sardı kadınların; acımasızca onu üzeni, aşağılayıcı gözlerle süzeni... Üstelik kadının öncelikleri arasında da olmadı; cinsel yaşamına ilişkin benliğini, bedenini teşhir… Tersine her türlü konum ve koşulda kadına uygulanan yalnızca tehcir ve yok etme ya da yok sayma… Normal, sıradan, üretken ve doğurgan kadının; İKİNCİ SINIF bir varlık olduğuna ilişkin görüşleri toplumsal cinsiyetçilik bağlamında kamusal alana yayma… Ama sen, gay ya da lesbien; ayrıcalıklar istiyorsun ÜÇÜNCÜ CİNS olarak şu insanlıktan…Toplumsal yaşamda her an çıkarmaya hazırsın bir çatışma ya da atışma; bir başkalığın yok ki senin de pusuda bekleyen yeni bir dünya savaşından…
Ve sen ister bedenine hapsolan diğer cinsiyetle barış, istersen 45 numara stilettolarınla, 35 numara Cinderella ayakkabı giyenlerle yarış… Ama bekleme bu denli ayrıcalık; saldırma ve düşman olma özendiğin/öykündüğün o gerçek kadına... Üstelik kadınlar "adaklık koyunlar" gibi kurban edildikçe cinsiyetçi bir toplumda acımasızca... Sen koştun mu hiç onun yardımına?...