Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yaşamın İçinden

  • 07 Şubat 2019 Perşembe


Her şey biz insanlar için...Yaşadıkça ve insan olarak var oldukça; neler görüyoruz, duyuyoruz, öğreniyoruz şu gezegenimiz Dünya Güneş'in çevresinde döndükçe...Atasözlerimiz, atalarımızın sözleri...Gerçekden de yok mu o sözlerin başkaca söylenme biçimi?...Üşenmeyip, düşünürsek buluruz dedim; kendimce sözler türetdim...Demiş ki atalar; yuvarlanan taş yosun tutmaz...Tamam anladık, anladık da; yuvarlanmayan taş da yontulmaz...Demişler ki sakla samanı gelir zamanı...Oysa düşünmemişler ki saman saklanmayınca, ithali var /dışalımı var bunun yabandan, yabancıdan...Atalar hiç düşünmemiş ki bunu...Maksat muhabbet olsun, atasözleri konumuza girizgah olsun; yoksa onların yaşam deneyimlerinden imbiklerden geçer gibi süzülen bu sözleri eleştirmek ne haddimize?...Derdimiz saman ithali konusundan,başlayıp da şöyle bir bakacağız bir kez daha dünlere, artık anılarımızda bile silinmeye yüz tutmuş o geçmiş günlere...
Belgeler, günlükler, unutulmasın dünlükler/dünde yaşananlar ve günümüzle dünü karşılaştırmalar gerekli, önemli, yararlı bana göre...Başkaları ne düşünür bilmem ama, ben ara sıra dalarım belgelerimin arasına, özellikle de geçmiş yılların gazetelerine bakarım, sayfalarını karıştırırım.En son gözüme takılan; 6 Şubat 2000 günlü Star gazetesinin EKOSTAR sayfasında yer alan bir duyum...5 cm boyutundaki iri puntolarla şöyle yazıyor başlıkda: YASAK MEYVENeden "yasak meyve"?...Çünkü...Dönemin Başbakanı; Bülent ECEVİT...Ne yapmış biliyor musunuz?...HASAT döneminde; yabancı ülkelerden meyve ithal edilmesine sınırlama getirmiş ve Tarım Bakanlığı da bu sınırlandırmaya ilişkin MEYVE İTHALATI TEBLİĞİ yayınlamış.Bugün AKP yönetimine kızıyoruz, öfkeleniyoruz;TARIM POLİTİKALARI nedeniyle...Oysa 2000 yılında bile meyvede dışalım varmış, üstelik de yerli üretimi ve üreticiyi düşünmemecesine...Dolayısıyla ECEVİT de meyve dışalımına kısıtlama getirme kararı almış, özellikle de yerli üretimin HASAT dönemlerinde...Ve biliyor musunuz ki en çok hangi ülkeden meyve satın alınıyormuş?...Elbette ki Yunanistan'dan...Ülkemizdeki tarım topraklarının yüzölçümü ki Yunanistan'dan çok daha büyükken...Dağlık, engebeli alanları o kadar da çokken; Yunanistan'dan meyve alıyormuşuz 2000 yılında bile...Yunanistan'ın ardından gelenlerse; sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri,Almanya, İran, İtalya, Mısır, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Hollanda, Tunus,Hindistan,Ukrayna, Meksika,Malezya...Ve dahası da var ama içim acıyor adlarını sıraladıkça...Şu dört mevsim, yedi bölge, yedi bahar ülke, nasıl olur da yabana avuç açar diye kendimize/bize/halkımıza/yöneticimize/yönetilenimize kızıyorum.Ne yazık ki sorun 2000 yılında değil, 1980 sonrasında; Turgut ÖZAL'ın iktidar oluşuyla başladı ve o günlerden beri, bu halk her geçen gün daha da çok el açar oldu yabanın ürettiklerine...Parayla değil mi a canım, ne olmuş?...Alıyoruz, yiyoruz, aç kalmıyoruz diyenler olursa sorumsuzca...Dışarıya giden döviz, her geçen günle artan dış borç...Yükselen enflasyon...Ve öldürülen tarım işkolu...Hiç mi vicdanınız sızlamıyor?...Sonuç: Ba-tı-yo-ruz!...Sonuç:Dibe vu-ru-yo-ruz!...
Türk halkı; dibe vurduğunda, bir tepikle çıkar suyun yüzüne denirdi dünlerde...Artık herkes dibe vurdukdan sonra, yüzeye çıkabileceğimiz olasılığına ilişkin umutlarını çokdandır yitirdiğinden beri...Yalnızca merak ediyoruz; acaba arzın merkezi neresi?...Bu dibe yönelik yolculuğumuz Jules Verne'nin ARZIN MERKEZİNE SEYAHAT yolculuğunu bile geçdi.Ne diyelim?...Sağlık olsun...En sonunda bizler de İKLİM GÖÇMENLERİ'nin arasına katılır, besin aramak için yollara düşeriz. Kimler gibi?...İlk atalarımız gibi...Kim onlar?...Hani şu HOMO SAPIENS diye bilinen adamlar...Homo Sapiens neden hep göçmüş?...Avcı, toplayıcı olduğu için, av peşinde koşturmuş. Bulunduğu yerdeki avlar bitince, hep göç etmiş.Kanımca bugün de göç edenlerin bilinç altında Homo Sapiens atalarının avını arama içgüdüleri, genetik davranış biçimleri var sanki...Bulunduğu yerde durup da toprağı ekip, biçmek varken; başvuruyor kolaycılığa...Şimdilik yiyeceklerini ithal ederken, gün gelip de kendini bu topraklardan ihraç mı edecek acaba?... Daha kolay yiyecek bulacağı umuduyla başka topraklara doğru ilk ataları gibi göç mü edecek?...Bu kadar hazırcılık, tembellik, kolaycılık...İnsanın aklına neler getirmiyor ki...Toprakla uğraşmak varken özveriyle...
Ve bu arada SİGARA denen illetle uzak, yakın hiç bir ilişkim olmasa da...İsterim ki hiç kimseler de kullanmasın. Bu nedenle ne yazık ki sigara bağımlıları hep kızarlar bana, onlara "sigara kullanmayın" dediğim için... İşte yine günlerden 9 Şubat;DÜNYA SİGARA BIRAKMA GÜNÜ...Ve ben her yıl olduğu gibi bu yıl da diyeceğim ki sigara bağımlılarına:SİGARALARINIZI SÖNDÜRÜN...CİĞERLERİNİZİ SEVİNDİRİN...YAŞAMINIZI GÜLDÜRÜN!...Biliyorum ki onlar aldırmayacaklar bana;diyecekler birbirlerine "yak bir sigara daha" ve kastedecekler sağlıklarına...
Sigarayı bırakma günü iyi,güzel, hoş da...Ah bir de UYUŞTURUCUYU BIRAKMA, HER TÜRLÜ UYUŞTURUCUDAN İNSANLARI UZAKLAŞTIRMA GÜNÜ de olsa, iyi olmaz mı acaba?...