Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Yaşamak Şakaya Gelmez…

  • 30 Mart 2018 Cuma


Mutfakta pirinç, yağ, su, tuz ve ateş yoksa pilav yapamazsınız…
Beyninizin içine de, [tıpkı bunun gibi] gerekli bilgiyi depo etmemişseniz, sağlıklı düşünemezsiniz…
İnsan beyni ancak kendisine iletilen bilgileri taban alarak düşünce üretebilir…
Demek ki, ilk koşul, bilginin varlığıdır…
Sonra, gerçekliği.
Sonra tutarlılığı.
Ve en sonunda da, bilginin, hayatın gerçeği ile doğrulanıyor olması…
İşte tam bu noktada “bilgi”nin tanımı önem kazanıyor.
İnsanlığın kültür mirasının en önemli taşıyıcılarından birisi olan felsefe öğretisi, “bilgi”yi müstakil olarak ele almış ve “Bilgi Teorisi” adını verdiği bir düşünce diliminde incelemeye tabi tutmuştur.
Bilgi nedir?
Nasıl oluşur?
Bilgi oluşumunun unsurları nelerdir?
Bilginin niteliği nelerdir?.. Ve benzeri kategorilerde ele alınan “bilgi olgusu,” insan düşüncesinin işleyiş biçimini de içine alan son derece önemli felsefi [bilimsel] bir alan oluşturmaktadır.
Bir başka anlatımla bilgi, düşünce eyleminin ön-şartıdır…
Bu noktada şu soru önem kazanmaktadır:
§ Belirli bir düşünceyi, hiç değilse bir seviyede üretmeden [böyle bir deneme ya da çaba içerisine girmeden] yazı yazmak mümkün müdür?..
§ Evet, bizce mümkündür…
Çünkü insanlar, sadece ürettikleri düşünleri değil, duygularını da yazmayı değer görebilirler…
Ama bu noktada da temel ölçü, duyarlılığın [ortaya konurken], içtenliğin, aklın ve sahip olmamız gereken kültürel mirasın süzgecinden geçirilmesi zorunluluğudur.
İşte bizim “ıslak duyarlılık” adını verdiğimiz şey, böyle bir süzgeçle damıtılmamış olan ham, kaba ve bir anlamda da ilkel duyarlılık çeşididir…
Bir insanın, ızdırabını karşılayış biçimi, sevinçlerini seyreltiş düzeyi ve sevgisini yaşayış tarzı… Hatta örneğin, güneşin batışını seyrederken hissettiği basit tabanlı duygularını ifade ediş biçimi dahi, onun kimliğini, kişiliğini ve ruhsal yükseklik veya seviyesizliğini gösteren önemli bir ölçüttür…
Bilinçli insan kendisini, yaşamın ve kültürün önüne koyduğu o kadar çok sorumlulukla sarmal hale getirmiştir ki, atılacak her adımın inceden inceye düşünülmesi, duyguların yürekten beyne giden yolda yükseltilebilmesi, adeta kendiliğinden işleyen bir mekanizmaya dönüşmüştür…
Sıkıcı ve zor bir hayat mıdır bu yaşama biçimi?..
Hayır, tam aksine…
Eğlenceli, lezzetlerle dolu, heyecanlarla kaplı ve yükseklik duygularının özlemleri ile sarmaş-dolaş… Ama çileli… Ve lezzetli… Ve şakaya gelmez bir yaşam!..
Ne demişti Şair Baba?..
“Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın,
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak…”

İşte böyle sayın “yaşamacı” kardeşlerimiz.
İşte böyle!..

@farukhaksal42
www.haksal.av.tr
farukhaksal@gmail.com