İlter Gözkaya Holzhey

Tüm Yazıları


Yaşam Karnesi

  • 27 Ocak 2018 Cumartesi


Non scholae, sed vitae discimus!
Okul için değil, hayat için öğrenilmelidir! (Latince deyim)

Öğrenciler Türkiye’de yarıyıl karnelerini aldı. Almanya’da da eyaletler bir kaç gün arayla karnelerini alıyor ve on gün süreyle Kış tatiline giriyor. Yani kayak yapacak aileler Kış sporu yapılacak turizm merkezlerine gidiyor.
Karne kavramı Fransızca’dan dilimize geçmiştir. Okul sistemi uniformasıyla Fransa’dan örnek alınmıştı. Öğrencinin sınıfında
gösterdiği başarıyı açıklayan öğretmenin yazdığı belge, çocuğun gencin ailesi için yazılır. Okulu bitirmede aldığı diploma ise öğrencinin devam edeceği okula kayıt edilirken gereklidir.
Karne Almanca’da şahitlik (Zeugnis) anlamına geliyor, yani öğretmen öğrencinin başarısına tanıklık ediyor.
Gittiği sınıfta zayıf alan bir öğrenci, başka bir öğretmen ve öğrenci ortamında pekiyi alabiliyor. Deneyimli yıllarımda dışlanan, notları zayıf olan bir öğrencinin sınıf veya okul değiştirince, yeni sınıfında birinci olduğuna sık sık şahit oldum.
Bu nedenle öğrenci ne zayıf notları için cezalandırılmalı, ne de iyi notlar için ödüllendirilmeli. Karnede iyi not için hediye olmaz, zira hediye karşılıklı değil, gönülden karşılık beklenmeden verilendir.
Öğrenci yorulduğu ve gayret gösterdiği için ödül verilirse, notlar için verilmediği mutlaka söylenmeli. Yaşamı, geleceği için öğrendiği sorumluluğuna dikkat çekilmelidir. Öğrenci iyi not almak için okula gidiyorsa ezberler veya kopya çekmeye itilebilir.
En iyi hediye tatilde çocukla konuşmak, birlikte sinema, sergi, yüzme ve tiyatro gibi etkinliklere katılmaktır. Bu durumda çocuk ekrandan hiç değilse tatil boyunca uzaklaştırılmış olur.
Berlin’de ilkokulda karnede öğrencinin çalışması ve sosyal davranışı yazılır. Bu bölüme aileler önem vermelidir. Derse zamanında gelmesi, arkadaşlarla geçinmesi, yardımsever ve dayanışma göstermesi yazılıyorsa, bu notlardan daha önemlidir. Ev ödevini yaptın mı, diye sormaktan ziyade, bu ödevle ne öğreneceksin, diye sorulmalıdır.
Okul tatillerini çocuğun iç dünyasına yaklaşmak, duygu ve düşüncelerini dinlemek ve kavramak için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
Bu durumda öğrenci bluğ çağında sorunlarını daha kolay atlatır, kötü yollara düşmez ve zararlı arkadaşlar edinmez.
Pedagoji öğretmenimiz, öğrencilere dinlenmeyi boş durmak anlamına gelmediğini etkilememizi söyler, tekrarlardı. Yani çocuk resim yapmaktan yorulmuşsa, kitap okuyacak, ondan yorulmuşsa top oynayacak.
Dijital teknoloji, internet sosyal medya, tıp çok hızlı gelişiyor. Öyle ki takip etmede oldukça zorlanan bir zamanda yaşıyoruz. Geçmişten ders almak, geleceğe fantazi geliştirmede çok faydalı olan tarihi anlatma çok noksan kalıyor.
O halde bilhassa yurtdışı Türklerin büyük anne ve babaların tatilleri fırsat bilmeleri çok faydalı olur. Çocukluğu ve gençliğinden hatırlananlar bir masal tadında anlatılmalı. Ki gelecek nesiller köksüz kalmasınlar, yaşamlarının daha iyi olduğunun kıymetini bilsinler.
Büyük anne şöyle anlatıyor:
“Orta Anandolu’da köyümüz Ankara’dan Adana’ya geçen anayola yakındı. Karanlıkta kaç araba geçtiğini ışıklarından sayardık.
Yıldızları saymakta zorlanırdık. Hayvanların dışkılarından toplanıp, kurutulan tezekler sobada saman tandırda yufka yaparken yakılırdı.
Dedemin verdiği tek odada, sonra iki odalı bir evde dört çocuk ana babayla altı kişi yaşardık. Tek odanın bir köşesine yeni doğan buzağılar gece ahır soğuk olduğu için içeri alınırdı.
Süt, yoğurt boldu, beslenme gıda ürünleri tamamiyle köyde elde ediliyordu. Alışveriş mal değişerek yapılırdı. Parayı ilk defa oniki yaşında ilkokulu bitirip yatılı okula gidince gördüm. Harmanda döven sürmeden hoşlanırdık. Meyva ve sebze herkesin kendi bahçesinden gelirdi. Evlerin önünde bulunan kuyulardan helkeyle su çıkarılırdı.
Bulgur kaynatma ve çekme imece usulüyle yapılırdı. Kızlar bulgur çekerken türkü söyler, delikanlılar kızları görebilmek için yarışırdı.
Ev ödevlerimizi gruplar halinde evlerde toplanarak yapardık. Okul müsamereleri heyecanla beklediğimiz etkinliklerdi.
Dedem köyümüzün tek hocasıydı, akşam ezanından sonra köyden çıkıp bostana gelişini sevinçle gözlerdim. Bostan bekleme zamanı bitmişti, eve gidebilirdim artık.
Yavrum, haydi şimdi uyuyalım artık, yarın devam edelim... .”
Torun evet, şimdi iç dünyamızdaki sinemayı açalım derse, gerçekte yaşanan hikâye yerine ulaşmıştır.
Hiç değilse tatilde televizyonda savaş haberlerini çocuklara göstermemeye çalışılmalı. Her türlü olumsuz olaylara rağmen, çocukların dinlenmesine yardım edilmelidir.
Dinlenmeden, enerji toplamadan ve tatili iyi değerlendirmeyen öğrenciler şevkle okula gitmediği gibi, başarılı olmaları beklenemez.

Hoşça kalın!