Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yaşadıkça Daha Neler Göreceğiz?...

  • 07 Ağustos 2019 Çarşamba


31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde ve yenilenen İstanbul seçimleri döneminde; İMAMOĞLU "öğrencilere burs verme" sözü edince, AK-BABALAR haykırdı:-Veremezsin!... Nereden veriyorsun?... Kimin parasını dağıtıyorsun?...
Oysa biz Belediyeler'in burs verdiklerini çok iyi biliyorduk; üstelik de burs vermekle kalmayıp, öğrencileri barındırdıklarını da... Kimleri?... Elbette ki birlikte aynı yolda yürüdüklerini, yandaşlarını, candaşlarını... Didim'de bile o İstanbul Belediyesi'nin burslarından yararlanıp, üniversitede "sözde" öğrencilik yapanların olduklarını biliyorduk... Bilsek ne olacaak ki?... Bir kez onlar inkar ettiler mi, biz sıradan yurttaşlar ne diyebilirdik ki?...Ama 2019 yılının Ağustos ayının ilk haftasında; AKP Milletvekili Ravza Kavakçı'nın İstanbul Belediyesi'nden aldığı bursla Amerika'da "doktora" yaptığı ortaya çıkınca... Kanıtlanmış oldu ki belediyeler burs veriyormuş.Üstelik Elektrik Mühendisiliği eğitimi almış birisine; Siyaset Doktorası yapsın diye burs verilmiş de... Üstelik 5 yıl süresinde Belediye'den burs alan ayrıcalıklı "bayan", milletvekili seçilip TBMM'ye gidince, hem burs karşılığında yapması gereken "mecburi hizmeti" yapmamış, hem de bursun geri ödemesini yapmamış.Bununla birlikte teknik eğitimle, siyaset bilimi derslerinin ortak paydası nasıl bulunmuş da Elektrik Mühendisliği eğitimi gören bir kişi, Siyaset Bilimi Doktorası'nı nasıl yapabilmiş?... Bu durum ise hiç anlaşılamamıştır.Gerçi bizim anlamamız da gerekmez; nasılsa onlar minareyi çalmada ve kılıfını uydurmada ustadırlar, mahirdirler.Bilindiği gibi lisans ve master eğitimi aldığınız alanla, doktora eğitimi aldığınız alandaki derslerin en az dörtte birinin ortak olması gerekir. Örneğin; Hukuk mezunu birisi, Kamu Yönetimi'nde doktora yapabilir. Çevre Mühendisi bir kişi de Kamu Yönetimi Bölümü'nde "Kentleşme ve Çevre Sorunları" alanında doktora yapabilir, çünkü benzer dersler alınmaktadır. Ama Elektrik Mühendisliği ile Siyaset Bilimi arasında; örtüşen, çakışan, kesişen kümeler bağlamında ortak hiç bir ders yoktur. Bu durumda... Yalnızca birbiriyle sevişen; yandaşların, yine birbirini kayırmacılığı vardır.Vay ki vay?... İstanbul'da yaşarken; Suriyeliler'e destek diye elektrik ve su faturalarımıza bindirilen paralar yetmezmiş gibi, meğer Ravza Hanımın doktora bursunu da ödemişiz de... Yeni, yeni çıkıyor gerçekler ortaya...Ne demiş bizden öncekiler?... MIZRAK ÇUVALA SIĞMAZ!... Hiç bir şey de gizli kalmaz.Şimdi anlaşılıyor İMAMOĞLU'nun mazbatasının neden geri alındığı?... Ola ki halk aldırmayıp da "mazbata" haksızlığına, daha bir istekle, hırsla gitmeseydi sandıklara, Bayan Ravza'nın "burs" gerçeği düşecek miydi sanki kamusal alana?...İMAMOĞLU; eşeledikçe geçmişi, karıştırdıkça evrak-ı sandukaları kim bilir daha neler çıkacak karşısına ve daha ne sırlar dökülecek kamusal alana?...Bekleyelim, görelim.

Ve önemli bir konu; hayvan hakları...İlgimi çekiyor, araştırıyorum, soruşturuyorum;düşünürken alnımı buruşturuyorum. Acaba diyorum; Avusturya'nın Viyana kentinde, özellikle Noel dönemlerinde, kar yağarken lapa, lapa... Kürklere bürünmüş aşıklar; dolaşırken ayaz gecelerde yıldızların altında, yudumlarken sıcak şaraplarını ve yaşarken buseler eşliğinde gece sefasını, beyaz atların çektiği faytonlarda... İşte diyorum, işte o atların; hakları yok mu?.... Ve Avusturya'da hayvan hakları savunucuları yok mu?... Yalnızca bizim ülkemizdeki "Sen bir garip Çingenesin, gümüş zurna neyine?" diye tanımlanan esmer vatandaşların faytonlarını çeken atların, yalnızca o atların mı hakları var?...Ve yine haklar hakları denince...Finlandiya'da, Lapland'da kışları kızakları çeken Ren Geyikleri; ya onların durumu?... Yok mudur onların hayvan hakları?...Hindistan'ın filleri; başının çevresine takılmış zilleri, hiç tepinmezler mi "hani benim haklarım" diye?... Üstelik Hintliler; Trump'a göre, Türkler'den daha değerli ve başarılı... Hiç mi bilmezler hayvan haklarını?... Ve onlar; yalnızca ineklerini mi sever ve sayarlar, üstelik de bizimkiler "7 kişi danaya girerken" ya da koyunları kurban ederken?...Demek ki Batılı dediğin, çağdaş bildiğin Avusturyalı, sosyal demokrat diye imrenip, özendiğin Finlandiyalı; bir nebze ibret almamış "hayvan hakları savunucusu" ve de "fayton çeken atların koruyucusu" Türkler'den?... Ne ayıp!...
Her ne ise... Son verelim gevezeliğe... Gelelim gündeme...Atların peşinde koşarken, kedileri ve köpekleri okşarken; ağaçların peşinde baltalar, yetmezmiş gibi yangınlar... Ülke; doğasıyla da, halkıyla da dolu, dizgin bir yoksulluğa sürüklenirken... Bu gidişle kim öle, kim kala?...Şu hayvanlar kadar bile haklarımız yok ey yurttaş; aç gözünü, yeter artık, var ayırdına!...