Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Yaptığım gözlemler pek hoş değil

  • 26 Şubat 2018 Pazartesi


Çalıştığım yıllarda, kulakları çınlasın yöneticimiz, bir yere seyahate gitmeden önce orayı ilk defa inceleyin. Nerededir, nasıl bir yer, nerede yemek yenir, tarihi yerleri neresidir. Ben de bu bilgilerimi her iş seyahatimde yapma alışkanlığını edindim. Gittiğim yerlerin gerek tarih gerekse sosyal yönlerini sorgulayarak oraya ulaştım. Bana nasıl faydası oldu diye soranlara şunu demek gerekiyor. Elbette çok faydası oldu. Bunlardan en önemlisi, çağdaş bir yapıya sahip olmam nedeniyle, insanlar için nelerin faydalı olduğunu düşündüğüm yerleri öğrenme şansını yakaladım.

Yıllardır bu iş seyahatlerimde, gittiğim yerlerdeki araştırdığım yerlerin başında oranın kültürünü araştırmak benim en önemli araştırmamdı. Nerede kitap satılır. Oranın halkı kitap okumada nerededir. Okuma yazma kültürü nasıldır diye hep değerlendirdim. Daha sonra bölgedeki gazeteleri gezmeye başladım. Yerel gazeteler kimler, nasıl çalışıyorlar, elemanları ne kadar, haberlere bakış açıları ne gibi araştırmalarımı yaptım. Onlarla tanıştım ve dost edindim. Nerede yemek yenir, bölgeye ait yemekler neler gibi konularda da araştırma yaptım. Kısacası kitap yazmaya kalksam sanırım bir kitap da bu konularla ilgili yazarım diye düşünüyorum.
Son söyleşilerim için gittiğim Alanya’da da bu tür eski alışkanlığımı boş vaktimde yaptım. Turizm bölgesi olarak bildiğim bu yerde, başta beni dostça ağırlayan Atatürkçü Düşünce Derneği başkan ve yöneticilerine, ayrıca Seydişehir ve Konya’daki tüm dostlara teşekkürlerimi iletiyorum. Alanya’da hareket saatimin gelmesini beklerken, aklıma bu eski alışkanlığım gelerek, kitapçı aramaya başladım. Sahildeki caddeyi neredeyse baştan sona yürüdüm. Her yüz metrede bir karşıma gelen kişilere, kitapçı nerede var diye sorgulamayı da ihmal etmedim. Sonunda bir kırtasiyenin önünde durarak içeriye girdim. Emekli öğretmenim beni davet ederek, sattığı az sayıdaki kitapları göstererek, bunları satmak için elimde bulunduruyorum dedi. Merak ettim, burada kaç kitapçı var. Aldığım cevap çok ürkütücü geldi. Geçen zamanda bir kitapçının yakıldığını anlattı. Bir başka biri kapanmış. Başka iki tane kitapçının iş yapamaması sonucunda yakında kapanacak konuma geldiğini söyledi. Bir iş merkezinin içinde bulunan bir kitapçının ise kitap satamadığı görüşüyle yakında kapatacağını veya devredeceğini konuştuklarını bana iletti. Harika bir güzelliğe sahip olan bu yörenin nüfusu üç yüz bine dayanmış. Fakat işin başka bir yanı nüfusun büyük oranı göç aldığından olsa gerek, okuma diye bir şeyin olmadığını, sadece bazı kişilerce kitap satın alındığı bana iletilince üzüntümün çok arttığına üzüldüm. Daha sonra Seydişehir bana bu üzüntümü az da olsa hafifletti. Söyleşi saatim gelmeden şehirde yaptığım gezintide, altmış beş bine yakın nüfusuyla çok sayıda kitapçının iş yaptığını gördüm. Okuyan toplumların, ülke için değer kaydederek, geleceğin garantisi olarak görmek gerekir. Okumayan toplumlar ise, her zaman ezilmeye, yaşam tarzı kısıtlanmaya, birilerinin boyunduruğuna girmeye mahkumdur.