Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Yandık ki ne yandık

  • 21 Haziran 2018 Perşembe


Milletin merak ettiği en önemli konulardan biri, ülkemizdeki mülteci sorunu. Aslına bakılırsa herkes kendi kendine ne olacak bu işin sonu diye soruyor. Bu konunun dillendirilmesinin sakınca doğuracağını her ne kadar düşünse de, ortaya konulan maliyetin, yapılan sözleşmelerin ardından tamamının ülkenin sırtına yük olarak binmesidir. İşin aslının ne olduğunu anlatmakta yarar görüyorum. Maliyetlerin bu denli yoğunluğunun artması, elbette ekonomiden anlayan herkesin kafasında soru işareti oluşturmaktadır. Acaba, ülkenin içinde bulunan ekonomik yük ve ardında bıraktığı ekonomik çırpınışın, bu yük olmasaydı daha da mı sıkıntısız günler yaşanacaktı sorusu akıllara geliyor.

Hükümet politikasının nelere göre yapılmak istendiği hakkında vatandaş o kadar bilmese de, bu işin aslının, savaşın kısmi olarak sona ermesinin ardından, gelen mültecilerin ülkelerine geri dönmeleri halinde, ekonomik sıkıntılardan büyük ölçüde kurtulacağı hakkında düşünceler hakim. Ülke olarak herkesin düşüncesi içinde yer alan duygusallık konusunun ağır basması, onlara gösterilen şevkati biraz daha arttırdığı gerçeği var. Fakat bu gün için böyle olan düşünceler, ileride ne olacağı belli olmayan sorunlara gebe olabilir. Yaşantılarımızın farklılığından tutun, iki ülke halkının farklı kültürleri bile etkileyici olmaktadır. En büyüğü ise, duygusallığın bir yana konulması ve ileride doğacak işsizlik ve benzeri konulardaki gerilimin daha fazla artmasından doğacak sosyoekonomik sorunlar.
Yaptığım kişisel araştırmalarımdan aldığım sonuç çok çarpıcı. Mesela Türkçe bilen gençlerle yaptığım ayak üstü sohbetlerde, biz burayı çok seviyoruz ortak görüşündeler. Gerekçesini sorduğumda, Suriye’de savaş var. Biz burada mutluyuz. Geçimimiz çok rahat. Sağlık sorunlarımız çözülüyor diyorlar. Genel anlamda verilen bu cevaplara bir de kendi halkımızın yaşamını karşılaştırırsak, işlerin hiç öyle duygusal yanı ile nitelendirilecek yönün olmadığını işaret etmektedir. Ülkede yaşayan kendi öz evladımız iş bulmazken, sağlık sorunlarımız devam ederken ve şu an her türlü sağlık hizmetleri paralı olan bir konumdan nasıl hoşnut bir düşünce çıkabilir. Bence iyi bir tezat var.
Bu gün için duygusallık, yarın daha ileri düzeyde yaşanacak toplumsal bir çözümsüzlüğe gidebilir. Çünkü sosyal sıkıntılar hoşgörüyü nefrete dönüştürebilir. Aslında her iki toplum da aynı sıkıntıları yaşıyor. Onlarda burada bulunmaktan o kadar sanıldığı gibi pek mutlu olmadıklarını görmek mümkün. Kanaatimce, iki ülke arasındaki bağların yeniden atılarak, ortak görüşlerin ele alınacağı radikal çözümlere ulaşmak gerekiyor. Yani bu iş toplum düşüncesinden çıkarılarak, ülkeler arası siyasi çözümlere ulaşarak çözümlenme zamanına geldiğini işaret ediyor. Birbirlerini suçlayan iki ayrı toplumun lideri ile sorunların nasıl çözümleneceğini aslında kimse bilmiyor. Olan kadın ve çocuklara oluyor. Arada kaynayan onlar. Benim görüşüm, her sefer düşüncelerimi yazılarıma döktüğüm şekliyle, onlara sunulacak ayrı bir yerleşim olabilir. Bence bu da fazla bir şeyi değiştirmeyecektir. Devletler, enerji rezervleri için Akdeniz’e tampon bölge oluşturacaklarına, buralarda Suriyeli kendi halkının sağlıklı yaşayacağı bölgeler oluşturularak, oralara götürülmelidir. Sadece mülteci konusu Suriye’nin yaşadığı savaş ile bağlantılı değil. Bir çok ülkenin sorununu çözen bir ülke gibi görülen ülkemiz, çizdiği duygusal yönetim ile, bir çok ülke insanının ileride hayat bulacağı yer olarak görülmesi, cazibesini her geçen gün arttırıyor.