Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Yandı Gülüm Keten Helva…

  • 11 Aralık 2018 Salı


Bazıları, sadece kendi düşüncelerini göğe çıkartır.

Yaşamın pratiğine arka sıralarda yer verir.
Onlarla yatar, onlarla kalkar. Şüphe, sorgulama gündemde yoktur.
“Acaba”nın bu düzlükte yeri asla yoktur.
Bütün mesele olayların içinden kendi düşüncelerini destekleyen unsurları bulup ayıklamaktan ibarettir.
Sonraki işlev, bu unsurları öne çıkartıp sabitleşmiş düşüncelerin haklılığını ispatlamaya çalışmaktır.
Kısır bir döngüdür bu…
Eski deyimi ile, fasit daire!
Ama gerçek anlamı ile, kör bir çıkmaz.
Meramımız özetle şudur: Düşünce mutlaka özgür olmalı…
Çıkar hesaplarından nasibini almamalı.
Şu ya da bu kişinin sultasına girmemeli.
“Bin çiçek açmalı, bin düşünce gelişmeli…”
Böyle diyor kültür ihtilalinin siyasal lideri…
Ama düşüncenin özgürce oluşturulabilmesi için öncelikli şart, düşüncenin temelinde bir kültür birikimi olmasıdır.
Mutfakta bilgi olması, farklı düşünceleri sorgulama yeteneğine sahip bir aşçı bulunmasıdır.
Çağımızın en önemli düşünürlerinden birisi olan Jean Paul Sartre şöyle yazıyor: Düşünce özgürlüğünden yoksun olmak, düşündüğünü söyleyememek değil, hiç düşünmemiş olmaktır.
Bir başka düşünür; akıl sana ait değilse, ruhun özgür kalamaz, diyor.
Aktaracağımız diğer bir özgün de düşünce şöyle: Doğruyu gördükleri halde düşüncelerini değiştirmeyenler, cahillikleriyle baş başa mutluymuş gibi yaşarlar.
Özgür düşüncenin sansürü ilkin insanın kendi içinde başlar.
Önce kişisel hedefler, birilerine yaranmak, elde edilmeye çalışılan bir koltuk, bir çıkar ya da rozet o insanı önceden belirli bir kulvar içinde düşünmeye hapseder.
Sonra…
Diyelim ki, düşüncelerinizle –her nasılsa- bu kulvarın dışına taştınız… O noktada kişisel freniniz gündeme gelir ve kulvarın dışına taşan düşüncenizin üzerine çarpısını koyar. Bu da bir iç-sansürdür.
Dış sansürden hiç söz etmiyoruz.
Düşünce özgürlüğünü kısıtlayan baskı ve dayatma yöntemleri zaten bilinen şeylerdir.
Bizim altını çizmek istediğimiz gerçek, baskı ve dayatmanın öncelikle insanın kendi içinde konuşlandığı ve bizzat o insan tarafından imal edildiğidir.
Bu imalat kişiye özeldir ve kişi tarafından oluşturulur.
Kişinin çıkar hesapları içinde yoğrulur ve hayata geçirilir.
Hayata egemen olmakla kalmaz, zamanla kişiliğin içine siner ve onun yapı taşlarını yeni baştan düzenler.
İşte bu yolu izleyen insan, kişiliğini tümü ile yitirir, ilkelerini eritir ve alelade bir yalaka ve “ha deyicinin hık deyicisi” olup çıkar.
Çıkar hesapları doğru yapılmışsa bu tezgâhtan bir koltuk da üretilebilir, yüklü banka hesapları da…
Ama bir de hesaplar yanlış yapılmışsa, yandı gülüm keten helva…

Çevirin sayfayı, hayat devam ediyor…

@farukhaksal42
farukhaksal@gmail.com
www.akceder.com
www.haksal.av.tr