Selma Erdal

Tüm Yazıları


Yalnızlık Üzerine

  • 30 Ocak 2018 Salı


*Hep mi iç karartan yazılar yazmalıyım?...Elbette ki HAYIR...Bu iç karartan, kaygılı, üzüntülü, endişeli günlerimizde böyle bir yazı paylaşmak istedim değerli okurlarımla...Umarım paylaşımım hoşgörüle...
İşte yeni bir gün... Yeni bir günde Güneş'le yeniden buluşmak, mutlu olmak... İnsanlarla kucaklaşmak, yalnızlıktan uzaklaşmak yaşamın en güzel yanı değil midir ?... Umalım ki yalnızlık kapımızı çalmasın...
Yalnızlık... Gerçi zaman zaman hangimiz alıp başımızı gitmek, kendimizi dinlemek, kısaca yalnız kalmak istemeyiz ki ?... Ama bu süre ne kadardır ?... Belki bir dakika, belki bir saat, belki de bir gündür... Ya sonra ?... Kuşkusuz ardından duygusal bir açlığa düşeriz. Beynimizdeki yalnızlığın açlığı, midemizdeki açlıktan bile daha çok yıpratır bizi... O an bir annenin, bir sevgilinin, bir arkadaşın, bir dostun yakınlığını özleriz. Yalnızlık duygusu o an bize ölümün soğukluğunu çağrıştırır. Ardından ruhumuzdaki dayanılmaz sancıları yenmek için bir dosta ulaşmak isteriz, belki de ayaküstü bir merhaba demek için çalarız kapısını...
Yalnızlık... Ne denli sıkılsak da, ne denli alıp başımızı çekip gitmek istesek de, en dayanılmaz, en acı veren duygulardan biridir yalnızlık. Halk türkülerimizde bu duygu ne de güzel dile getirilmiştir; "Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm" sözcükleriyle... Çünkü yalnızca bu üç olgunun da altında ortaya çıkan bir duygudur yalnızlık...
Ayrılırsınız, yalnızlık duygusuna kapılırsınız...
Yoksul düşersiniz, iyi gün dostlarınız sizi terk eder, yalnızlık duygusuna kapılırsınız...
Bir yakınınız ölür, yalnızlığı en derin hücrelerinizde duyumsarsınız...
Yalnızlık... İnsanları belki de en çok bunaltan, ruhunu daraltan bir duygudur. Kim ister ki; dostlarından ayrı, bir sözcüğe, bir gülücüğe özlem duyacak bir yaşamı ?...
Ne denli varlıklı olsanız da, eğer bu varlıklarınızı paylaşacağınız aileniz, sevgiliniz, sevdikleriniz, dostlarınız yoksa; yalnızlık denen en acı, en yalın gerçekle yüz,yüze kaldıysanız, yaşamdan nasıl tad alabilirsiniz ?...
Yalnızlık... Dar gününüzde kapınızı çalacak bir dostunuz yoksa... İçinizi dökecek bir arkadaşınız yoksa... "Bir fındığın içini, yar senden ayrı yiyemem" diyebileceğiniz bir sevgiliniz yoksa... Hastane köşelerine düştüğünüzde bir "geçmiş olsun" diyecek yakınınız yoksa... Kısacası yalnızlık kapınızı çalmış, gelip beyninizin, ruhunuzun içine dalmışsa; bu yaşamın ne tadı kalır ?... Oysa yaşam paylaşılınca güzeldir... Mutluluğunuzu, sevincinizi, kederinizi, paranızı, üzüm eziklerinden süzülen kan kırmızı şarabınızı, sağlıkla yiyeceğiniz bir lokmanızı, başınızı koyduğunuz yastığınızı paylaşacağınız birileri varsa; işte o zaman yaşam daha bir güzel, yaşamak daha bir anlamlıdır.
Ne demiş bizden öncekiler ?...
- Yalnızlık Allah'a mahsustur...
Bizler onun yarattıkları... Bize sunulan bu güzellikleri başkalarıyla paylaşamadıktan, yaşamın tadını alamadıktan sonra, bence günahların en büyüğünü işlemiş oluruz. Hem de bir başkasınınmalına, mülküne saldırmışçasına, parasını pulunu çalmışçasına, saçı bitmedik yetimin hakkını yemişçesine en büyük günahı işlemiş oluruz...
Sevgili dostlar; diyorum ki yalnızlığınıza son verin... İnsanları sevin, onlarla yaşamın güzelliklerini paylaşın...Arkadaşlarınızla gülüşün, konuşun, kolkola girin, parklarda gezin, Güneş'le sevişin, ama sakın yalnız kalmayın... Yalnızlığın karanlık dehlizlerine sakın ola ki dalmayın...

Ve şimdi oturduğunuz yerden kalkın, en yakınınızdaki bir dostunuzun kapısını çalın, onunla kucaklaşın, yanağına sevgi dolu bir öpücük kondurun, yalnızlığınızı dondurun, yanınızda armağan götürdüğünüz bir şişe şarabı da kadehlerinize doldurun... Yaşamı da, şarabı da birlikte keyifle yudumlayın...