Selma Erdal

Tüm Yazıları


Ve Kadınlar

  • 05 Mart 2020 Perşembe



Pırlanta reklamlarından geçilmiyor son haftalarda.... Neden?... Elbette ki 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü geldi, çattı diye...
Yine erkekler başlayacaklar aynı nakarata; KADINLAR ÇİÇEKTİR SÖZLERİ eşliğinde...
Ve yine son bir kaç haftadır; erkekler, erkeklere öğütler veriyor televizyon yansılarından, kamusal spot etiketiyle..
- Kadınları sevin, okşayın, giydirin, süsleyin, sakın kırmayın, vurmayın, öldürmeyin.
Oysa 8 Mart; emekçi kadının günü, kadın emeğine yönelik sömürülere, ücret eşitsizliklerine, işe son verirken erkeklere ayrıcalık, kadınlara öncelik verilmesine karşı çıkma günüdür.
Gerçi erkekler de en az kadınlar kadar işsiz, onlar da vahşi kapitalizmin çarklarında un ufak; ne sigorta, sen sendika, ne işgüvencesi, ne de tazminat... Kullan emekçiyi; işi bitince suyu sıkılmış limon gibi, posasını çöpe at diyor düzen.Üstelik kadını kamusal alandan atmak, izole edip, evin içine kapatmak için pusu kurmuş yoz, yobaz taife de arsızca boy gösterirken, siyasal egemenlerin açık ya da gizli destekleriyle... İnsan soyunun Milenyum diye adlandırılan 3. bin yılında sürerken yolculuğu, kadını bırakmak istiyorlar Ortaçağın karanlığında...
Ama yağma yok!... Kadın; yenilmez böylesi zorbalıklara, beynine ve bedenine vurulmak istenen zincirlere tutsak olmaz. Yürür her geçen günle birlikte; aydınlık yarınlara...
Yine de kadının bu yolculuğunda, önüne engeller koymak isteyenler var, kuşkusuz gelecekte de var olacaktır, hem de kadınlar arasından çıkacak engelleri ki kadın, kadının kurdudur söylemini doğrularcasına...
Kuşkusuz kadın; o zavallı kadınların da üzerine basıp, geçecektir korkusuzca...Ve günümüzdeki Resmi İdeoloji; Cumhuriyetin Kuruluş İlkeleri'nden giderek uzaklaştırmak isterken kadını... En çok da media aracılığıyla, durmaksızın toplumu aşağılara çeken yayınlar yaparak... Nerede varsa alt kültürden, sıradan, eğitimsiz, görgüsüz kadınlar; televizyon programlarıyla "Türk kadını budur" dercesine, toplumun gözüne, gözüne sokularak... Algıda kadını; bilgisiz, cahil, birazcık da kıt akıllı gibi göstermek için çaba harcanırken...
Örneğin; M'ACUN tv'de, Seda Sayan'lı Yemekteyiz programında... Menüde yer alan "fındık lahmacun" içinde "fındık" arayan bir kadın ki kendini yemek konusunda uzman sayıp da yarışmaya katılmış, pek çok benzeri her kanalda "kerameti kendinden menkul" uzman geçinen boş tenekeler gibi kendisi...
Ve fındık lahmacunda; fındık arayan kadını izleyince beyaz camda ya da nam-ı diğer aptal kutusunda, birden anılarımda canlandı Eski Başbakanlardan Yıldırım Akbulut ve başbakanlığı döneminde onunla ilgili anlatılan "geyik"
Başbakan Akbulut; eşine telefon ediyor ve diyor ki:
- Akşama hazır ol, Kuğu Gölü'ne gideceğiz?...
Bayan Akbulut da ona bir soru soruyor:
- Mayo mu da alayım mı?...
Ve yine televizyon yansılarında her gün kadınlara ilişkin; aldatma, boşanma, şiddet, dayak, cinayet... Bir tek başarı öyküsü, bir tek örnek alınacak olay, kadınlara ilişkin mutlu bir duyum yok. Kadınlara; eğitimli olmayı, başarılı olmayı amaç edinmelerini sağlayacak, onları kişiliğini ve kimliğini geliştirmeye yönlendirecek hiç bir örnek olay vermek yok.
Yalnızca magazinsel dayatmalar ve bir de gerçek dışı örüntüsü olan saçma sapan dizi filmler...
Ülkede ulusal medya; kadının benliğini ve beyinsel gelişimini geriletmek için görevlendirilmiş gibi...
Örneğin son günlerin gündeminde ne var diye şöyle bir baktığımızda televizyon kanallarına...
Kanal, kanal gezip; iki gözü iki çeşme ağlayan ve eşinden gördüğü şiddetten yakınan bir kadın var, üstelik de yıllardır televizyonlarda herkesin kişiliğiyle ilgili yorumlar yapan bir kadın var.
Ki o...

Ünlü astrolog Nuray Sayarı; eşinden şiddet gördüğünü tv yansılarında ağlaya, ağlaya anlatıyor.
Eee ne oldu?...
Hani siz her şeyi biliyordunuz, gelecekten haber veriyordunuz, bir KOCA seçmesini beceremediniz mi?...
Sizi gidi astrologlar, yasam koçları gibi türedi meslek erbapları ve de kurnazlar sizi!
Kendi başınızı bağlayamazsınız, gelin başı bağlamaya kalkarsınız.
Toplumu aşağıya çekenler, ahmaklaştıranlar, akıldan, iradeden uzaklaştırılanlar; toplumu sömüren parazitlersiniz, asalaklarsınız siz !...
Ne güzeldi ki dünlerde TRT kurumu; radyo ve televizyon yayınlarıyla eğitirdi halkımızı... Oysa günümüzde; her alanda olduğu gibi, yayıncılıkta da her şey tepe taklak... Her şey yozluğa, tozumaya, bozulmaya, erozyona yönelik; toplumsal yapıyı kirletmeye yönelik...
Durum böyle olunca; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde , kadınlara günün anısına armağan edilmesi önerilen pırlanta takıların reklamları yapılır, şenlikle, sazlı, sözlü kutlama programları düzenlenir.
Ne yazık ki ülkemizde ve dünya genelinde yaşayan insanların; yarısını oluşturan kadınların, sanattan- siyasete yeryüzünde üretilen ne varsa bunların yarısını üretme, ürettiğinden yararlanma ve üretilen ne varsa onlara ilişkin alınan kararlarda söz söyleme hakkı hep yok sayılır.
Kuşkusuz kadınlar yılın her gününde, ama 8 Mart günlerinde daha da yüksek sesle; biz varız, dünyanın yarısı bizim, bize sormadan karar alamazsınız diye haykırmalıdır. Bilindiği gibi hak verilmez, alınır. Kadınlar; hakkınız olan ne varsa alınız. Ama sizin hakkınız; "şiddet, dayak, ezilme, aşağılanma, ölüm" diyenlere karşı da KIZKARDEŞLİK DAYANIŞMASI ile güçlerinizi birleştirerek karşı çıkınız.
Unutmayınız ki dünyamız; yalnızca erkeklerin kullanımına sunulmamıştır. Yaşamın her alanında yürekli bir kadın olarak yerinizi alınız!...