Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Vatan haini...

  • 08 Şubat 2018 Perşembe


“En çok karşılaştığımız suçlamalardan biri“ vatan haini” suçlamasıdır. Aynı anda aynı nedenden ötürü karşıt taraflar bir birini aynı şekilde suçlamaktadırlar. Örneğin; özelleştirme yapanlar bu şekilde suçlanırken, özelleştirmelere karşı çıkanlar da aynı şekilde suçlanmaktadır. Son zamanlarda AB’ye katılmak isteyenlerin bir kesimi de böyle suçlanıyor ama; AB’ye girmeğe karşı çıkanlar da vatan haini olarak suçlanıyor. Örneğin, baraj yapımı girişimlerinde ve atom santraları kurulması girişimlerinde de benzer şeyler yaşanıyor. Ormanların yağmalanması, su havzalarının gerektiği gibi korunmaması, kent arsalarının yağmalanması süreçlerinde de aynı tür suçlamalar gündeme geliyor. Kentsel dönüşüm projelerinin uygulanmak istenmesi bir yağma ve kayırma girişimi midir, yoksa bu projelerde kamu yararı ön planda mıdır? Bu konuda da vatan haini suçlaması iki yönlü yapılmaktadır. Ama Cargill için özel olarak çıkarılan yasa topraklarımızı yabancılara peşkeş çekme girişimi olarak değerlendirilerek vatan haini suçlamalarına neden olmaktadır.
Vatan haini suçlaması iki ucu açık ve olabildiğince görece bir suçlama. Burada olaya kimin nereden baktığı çok önemlidir. Bundan daha önemli olan ise, tanımın içeriğinin ve sınırlarının belirlenmesidir. Bu yaklaşım konuyu; kişisellikten, en önemli belirleyen olan sınıfsallıktan ve yerellikten kurtararak bilimsel bir tabana oturtur. Bilimsellik kesin doğru anlamına gelmez ama en azından doğruya giden yolda bir durak anlamına gelir. Değişim ve dönüşümler sürekli olarak tanımların yenilenmesini gerektirir. Çünkü tanım, objenin anlığını yansıtan en iyi fotoğraftır. Bu nedenle doğruya giden yolda bir durak olarak belirlemek yanlış olmaz.
Vatan hainliği kapsamına girecek davranış ve girişimleri belirlemek gerek. Kısaca bir ulusun ortak çıkarlarına karşı olan kişisel çıkarlar vatan hainliği kapsamında değerlendirilebilir. Ama her koşulda bir ulusu oluşturan tüm bireylerin tüm çıkarlarının ortak olduğunu ileri sürmek olanaksızdır. Farklı çıkarlar nedeniyle tanım ve kavramlar da farklılaştırılmaktadır.
Öncelikle bir gerçeğin altını çizmeliyiz: Yetki ve kaynak kullanmayan kişi istese bile vatan haini olamaz. İşçini, köylünün, dar gelirlilerin ve küçük esnafın vatan haini olma olasılığı yok. Peki, her yetki ve kaynak kullanan kişi vatan haini midir? Bu sorunun yanıtı kesinlikle hayırdır. Çünkü yetki ve kaynak kullanan kişinin bunları kamu yararına aykırı kullanması ihanet ya da vatan hainliği olarak nitelendirilebilir. Ancak burada kusur ve hata olgularını da dikkate almak gerek. Yani hata ve kusura rağmen bir iyi niyet unsurunun olması vatan haini suçlamasını haklı kılmaz. O zaman kavram biraz daha netleştirilebilir; Bilerek, isteyerek ve tasarlayarak kamu yararına aykırı, aynı zamanda mevcut yasalara aykırı veya onların boşluklarından yararlanarak kendisi ya da mensup olduğu grubun çıkarı için yapılan şeyler vatan hainliği kapsamına girebilir.
Vatan hainliği suçlaması öyle bir malzeme ki, çamur atıldığı zaman tutmasa bile izi kalır. O yanıltıcı izleri silmek ya mümkün değildir, ya da çok büyük çaba ister. Örneğin; Nazım Hikmet vatan haini olarak suçlanmış ve yargılanmıştır. Oysa bizler artık çok iyi bilmekteyiz ki;suçlamalar,yargılamalar ve mahkum etmeler artık hiçbir anlam ifade etmemektedir.Çünkü o Nazım Hikmet en büyük yurtsever olduğunu şu dizeleriyle Türk Ulusu’na ve dünya insanlık ailesine miras olarak bırakmıştır:
DAVET
Dört nala gelip Uzak Asya’dan/ Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan/Bu memleket bizim!/
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak/ Ve bir ipek halıya benzeyen toprak/ Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın/ Yok edin insanın insana kulluğunu/Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ Ve bir orman gibi kardeşçesine/ Bu hasret bizim!
Bu somut gerçekten hareket ettiğimizde suçlamanın ayaklarının yere basmadığını görürüz. Çünkü genelde suçlayanlar kendi suçlarını perdeleme girişiminde bulunanlardır. Yani gerçek vatan haini olanlar suçlarını gizlemek için bu yönteme başvururlar.Bunun için bazı etkili araçları kullanma olanağına sahiptirler.Bu araçların önde geleni kamuoyunu yanıltarak istediği şekilde koşullandırmaktır.Tarihten izlenebilecek örnekler bu savımızı kanıtlamaktadır.Yönetenler genellikle suçlar yaratarak suçlular üretmişlerdir.Bu konuda suçlanan en geniş kitleyi Aleviler oluşturmaktadır.Bu kesim gerçek dışı suçlamaların muhatabı olmuştur.Kuyucu Murat bu unvanı nasıl kazanmıştır?Bu süreci yaşayıp da yaşamını yitiren kırk bin kişiyi unutmamak gerek.Ama bu insanlar Celali olarak nitelenmiştir.Daha sonra otoriteye karşı başkaldıranlar Celali olarak adlandırılmış ve genellikle yoksul köylüler yok edilmiştir.Kır yoksulları çaresizlikler içinde kıvranarak merkezi otoriteye baş kaldırdıklarında hep Celali olarak suçlanmışlardır.Anadolu’da tanık olunan tüm ayaklanmalar aynı şekilde değerlendirilmiştir.Kendi yaşadığımız süreçte ise,komünistler düşman olarak belletilmiş ve birçok olayın hesabı onlardan sorulmuştur.Tıpkı 6-7 Eylül olaylarında olduğu gibi…Kadrolu sağcıların çıkardığı olayların ve vahşi yağmaların faturası solculara çıkarılmış ve onlar suçlanarak hapse atılmışlardır.
Tehlike paranoyası bilinçli bir tercihin ürünüdür. Komünizm uzun süre bir umacı olarak belletildi. Bunun için ideolojik koşullandırmalar eşliğinde bilinçli çarpıtmalar yapıldı. Ne yazık ki komünizme karşı olanların büyük çoğunluğu onun ne olduğunu bilmeyenlerdi.
Komünizmin arkasından bölücüler düşman olarak ilan edildi. Bunu da irtica izledi. Şimdi ise hala bölücüler birinci sırada yer alıyor. Yeterince güçlü ve demokratik olmayan her devlet benzer yol ve yöntemlerle sanal düşmanlar yaratmaktadırlar.
Buradan çıkan bir başka sonuç ise şudur: Sıradanların vatan haini olma ihtimali hiç yok gibidir ama,çoğunlukla vatan haini olarak suçlanmaları mümkündür.Bunu kanıtlamak için 33 Kurşun olayını anımsamak yeterlidir.33 tane sıradan ve gariban köylü,sorgusuz ve yargısız olarak suçlanmış ve sonra da vatan haini oldukları gerekçesiyle kurşuna dizilmişlerdir. Günay Aslan Yas Tutan Tarih 33 Kurşun adlı röportajında bu olayı ayrıntılı olarak inceliyor.Olaydan sağ kurtulan kişinin ve olayda yaşamını yitirenlerin yakınlarının anlatımlarıyla olayı açıklığa kavuşturmaya çalışmıştır.Aynı zamanda bu yargısız infaza katılan biriyle de görüşerek anlattıklarını belgelemiştir: “Ateş komutuyla birlikte yumdum gözlerimi.Şuursuzca basmışım tetiğe. Mermim bitmiş,ben hala ateş vaziyetindeyim.Üsteğmenden yediğim tekmelerle sırtüstü düştüm yere. Bana’ Bu adamları teker teker çöz’ dedi.Hepsini çözdüm.Baktım biri canlı.Göz göze geldik.Öğle bir hal oldum ki anlatamam.( ) Yaralı adamı ben sırtlayıp götürdüm. Başkası bilse mutlaka öldürürdü. Nihayet bu adam kurtuldu. Kaçıp İran’a geçmiş.” (Günay Aslan-Yas Tutan Tarih 33 Kurşun.Say,28 ) Ünlü ozan Ahmet Arif “OTUZ ÜÇ KURŞUN” şiirinde bu olayı anlatır:
“Vurulmuşum/ Dağların kuytuluk bir boğazında/ Vakitlerden bir sabah namazında/ Yatarım/
Kanlı, upuzun…
Vurulmuşum/ Düşüm, gecelerden kara / Bir hayra yoranım çıkmaz/ Canım alırlar ecelsiz/ Sığdıramam kitaplara / Şifre buyurmuş bir paşa / Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız
Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz / Rivayet sanılır belki / Gül memeler değil / Domdom kurşunu / Paramparça ağzımdaki…
Sistemler kendilerini savunmak istediklerinde ve kendi suçlarını örtmek isterken suçladıklarını topluma bir canavar gibi tanıtarak kitleleri korku ile esir alırken, aynı zamanda sıradanları da arkasına alarak suçladıklarını farklı kılıflarla ve kolayca yok ederler (!)
Örneğin; Başbakan Adnan Menderes’i vatan haini olarak suçlayarak asmanın ayıbı tarihimizde bir kara leke olarak durmaktadır. Sonradan yapılan itibar iadesi bile o kara lekeyi silememiştir.
Bütün bunlar dikkate alındığında vatan haini suçlaması yaparken daha sorumlu ve bilinçli davranmamız gerektiğine inanıyor ve özellikle de sıradanlardan vatan haini olmayacağını tekrar vurgulamak istiyorum.”
2006 yılında yayınlanan bu makalemi okurlarımla paylaşmak istedim.