Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Vatan adeta istila altında

  • 16 Mayıs 2018 Çarşamba


Abi şimdi kalkıp Mao’ya mı soracağız? “Ne olur üzerimde para yok. Maaşı yarın alacağız. Karşıya geçmem lazım abi ne olursun. Bana izin ver de şu Avrupa’ya geçeyim.” Olur mu olur yani. Bu güne kadar İtalyan Astaldi’ye eyvallah derken, şimdi karşımıza Çin çıktığına göre, gelecekte bakalım kimlere biat etmek zorunda kalacağız. Umarım kimseye boyun eğmeyiz.

Şimdi bu iş böyle yürüyor da, acaba meşhur müttefikimiz bu işe ne diyecek merak ediyorum. Bizimle Afrin konusunda değişik polemiğe giren, bir günü diğerine tutmayan müttefikimiz, bu konuda bakalım nasıl bir tavır alacak. Onun göstereceği tepkiye karşılık, biz başka kozumuzu oynama zamanının geldiğini hissediyoruz. Nasıl mı olacak bu iş. Elimizde önemli bir koz var. İncirlik. Yapabilir miyiz? Belli olmaz. Yaparsak ne olur? Onu şimdiden anlamak mümkün değil. Yani iplerin tamamen kopması demek, işlerin daha vahim durum alması anlamına geliyor.
Ülkemizde çok sayıda işler yaptık. Köprü sayıları boğazda üç, Marmara’da bir olmak üzere dört oldu. Bu dört köprü ile boğazı ve Marmara’yı şıp diye geçiyoruz. Köprülerin yapılma kararı alındığında, maliyetini kim ödedi diye merak edenlere şunu söylemek isterim. Bu yapım bedeli Türkiye Cumhuriyeti’nin kasasından çıkmıştır. Bu kasanın asıl sahipleri elbette bu ülkenin asıl sahibi olan halktır. Kazanımlarından kesilen vergilerin sayesinde yapılmıştır. Daha sonra ise, bu köprüler ve yollar bitirilmiş, geçişe hazır hale getirilmiştir. Her geçen şu kadar para ödeyecek denilmiştir. Bu para da zaten bu köprülerin asıl sahipleri olan bu ülke halkının cebinden çıkmaktadır. Hep yaptır, hem para öde geç. Kime gidiyor bu paralar? Elbette bu işi üstlenen şirketin kasası sayesinde, vergileri ise o şirketin ülkesine gidiyor.
Abi soruyorum bak iyi dinle. Biz bunları başarırken, elbette yapılacak işler olarak görüyorum. Lakin biz buradan faydalanırken, neden para ödediğimizi bir türlü anlamış değilim. 1970’li yıllardan beri yaptırdığımız ve sayısı dört olan bu köprülerden her ay binlerce araç geçiyor. Bu binlerce araç trilyonlarca para ödüyor. Bu paralar ile değil dört 104 köprü yapılabilirdi. Üstelik de bizim kendi malımız olabilirdi. Bu işin başka yönü. Asıl yönü gelecekte gizli gibi görülüyor.
Durun bakalım gelecek neye gebe. Bizim Rusya ile aşırı yakınlaşmamız sonucunda, şimdi yaşanan aşık atışmaları gibi görülen düellolar, bu yakınlaşmaların eseridir. Nato üyesi olan bir ülkenin nasıl bu şekilde birlikte düşünüşe sahip olduğunun stresini yaşıyor meşhur müttefikimiz. İşte bir yandan sensiz olmaz, diğer yandan seninleyim söylemleri bundan ötürü. Diğer yönü ise yakında karşımıza çıkar diye umut ediyorum. Çin’in köprümüze sahip çıkma isteği. Bu olur mu olmaz mı bilemem ama, olduğunda iş ticari de görülse, birilerinin pek hoşuna gitmeyecek gibi görülüyor. Haydi bakalım hayırlısı.