Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Varlıklar Tüketiliyor

  • 09 Mayıs 2018 Çarşamba


Hiçbir şekilde halkla ilgisi olmayan projeler halkın sırtına kamburlar yükleyerek geleceğini rehin almıştır. Aydınların görevi, gördüklerini göremeyenlere göstermektir. Fikret Başkaya yeni kitabı ÇÖKÜŞ ile ilgili röportajında şu gerçeklere vurgu yapıyor:
“Büyük Projeler demek, ‘büyük yağma’, ‘büyük talan’, ‘büyük yıkım’, ‘büyük çevre tahribatı’ demektir aslında.(…). Bir proje ne kadar büyükse kâr da soygun da ve tabii doğal çevre tahribatı da o kadar büyüktür. Aslında “Büyük Projeler” kapitalizmin (Türkiye’de komprador kapitalizmin) tıkanmışlığının, ‘yeni değer’, ‘fazla değer’ üretme kapasitesinin aşınmasının sonucu olarak gündeme geliyor. İşin esası bu projeler krediyle yapılıyor ve o krediler de sonuçta halka çıkıyor. Halkın cebinden bir hovardalık söz konusu... Fakat en önemlisi bu projelerin tam bir doğa tahribatına neden olmaları. Söylemek istediğime en iyi örnek, Üçüncü Köprü, Üçüncü Hava Limanı, Şehir Hastaneleri, nükleer santral saçmalığı, vb... Bu projeler doğal çevre tahribatını, ekolojik yıkımı daha da derinleştirecek ve tabii yıkımın faturası da halka ve doğaya çıkarılacak. Enerji sorunu varsa bunun çözümü nükleer santraller olamaz. Ama oradaki asıl amaç enerji sorununu çözmek değil. Onun için ne yapıp-edip bu tehlikeli tırmanışı durdurmak gerekiyor. Maalesef insanlar yıkımı kalkınmayla, refahla, “ilerlemeyle” özdeş görme eğiliminde.(BİRGÜN Pazar eki, Sayı: 582)
“ Herkesin olanı çalıyorlar ve buna da ‘özelleştirme’ diyorlar. Türkiye kapitalizmi bir değer üretemiyor, çözümü üretilmiş değerlere el koymakta görüyor. Artık yağmalanmamış, talan edilmemiş, ‘çalınmamış’ bir şey bırakmadılar.”(Fikret Başkaya)
Artık eskisi kadar kolayca borçlanamıyoruz. Normal ülkelerin çok üstünde faizler ödeyerek borçlanabiliyoruz. Aldıklarımızı ve sattıklarımızın paralarını akılcı bir biçimde ve ülke yararına kullanmadığımız için borçların geri ödenmesi her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Kazandığımızdan daha fazla harcıyoruz. Bu olgu öncelikle ülke varlıklarının yok olmasına neden olurken, aynı süreç ülke içinde de varlıkların el değiştirmesine neden oluyor.
Üretmeden tüketmek mümkün değildir. Her geçen gün borçlanmamız zorlaşıyor. Borçların geri ödemesi gerektiği gibi işlemediği zaman elde kalan son varlıklara el konması gündeme gelecek. Varlıklar ülke ile ilişkilidir, yani bu güzel ülke ağır ağır avuçlarımızdan kayıyor ama biz göremiyoruz. İşte şimdi görmemiz gereken birinci gerçek bu(!)
Yaşanacak olan olumsuz süreçler sonunda ülke içindeki varlıklarda el değiştirecek. Bu süreç şöyle gelişir: Önce fiyatlar yükselir. Tüketilen mal ve hizmetlerin büyük bölümü dövizle dışarıdan alınacağı için ve ihtiyaçları karşılamak için borç alınacak. Bu maliyeti yüksek borç alınan mal ve hizmetlere yansıyacak. Bir yandan fiyatlar yükselirken, öte yandan vergiler artırılacak. Dolaylı vergilerle birlikte varlık vergisi gündeme gelecek. Varlık vergisi kısa bir zaman içinde varlıkların el değiştirmesine neden olacak. Öncelikle ev ve arabalarla arsalar, tarlalar bu kapsama girebilir. ’luk bir varlık vergisine uzun süre dayanmak mümkün olmaz. Önce araba, arsa ve tarlalar elden çıkarılır sonrada evlere sıra gelir. İnsanlar mevcut birikimleriyle birkaç yıl idare etseler bile, sonunda kendilerine yük olan varlıkları elden çıkarmak zorunda kalırlar.
Emperyalistlerin eline geçen finans kuruluşları el değiştiren varlıkların büyük bölümüne el koyarlar. Görmemiz gereken ikinci gerçek de budur. Ülkeyi soyanlarla işbirliği yapanlar bu gelişmelerden etkilenmez. Bu iktidar sayesinde varlık sahibi olanların bir kısmı zaten soyarak sattıkları bu ülkeyi terk ettiler. Sorunlar ağırlaşarak sırtımıza biniyor fakat, henüz her şey bitmiş sayılmaz. Son çıkışı kaçırmamamız gerekir, bu da üçüncü gerçek!