Musa Dinç

Tüm Yazıları


Ünlü Atlas Dergisi Fotoğrafçısı, Gazeteci Selim Kaya ile Söyleşi

  • 20 Temmuz 2018 Cuma


Musa Dinç / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar



Söyleşimize geçmeden önce Sayın Selim Kaya’yı kısaca tanımış olalım.
1973 Yılında Mardin'in Mazıdağı İlçesi İkisu Köyü’nde dünyaya geldi. Sekiz yaşında iken ailesiyle Diyarbakır'a, Alipaşa Mahallesi'ne göçtü, daha sonra Hasırlı Mahallesi'ne yerleştiler. 10 yaşından 40 yaşına kadar Hasırlı Mahallesi'nde bir yaşam sürdü. İlkokulu 5'inci sınıftayken sömestr tatilinden sonra bıraktı. O dönem Çarşıyaşevıti ( Diyarbakır Sipahi Çarşısı)'de bir terzide çalışıyor ve terzi olacağımı düşünüyordu, zira 14 yaşında iken terzilik ve futbol oynama arasında bir tercih yaptı ve futbolcu olmaya karar verdi. Terziden ayrıldı. 14 yaşındayken futbol oynadığı ve Diyarbakır'ın en köklü kulüplerinden olan Karacadağspor, ligi 2'nci sırada tamamladı. Haberi yapan gazeteci, onun da gazeteci olmasına vesile oldu. Ertesi gün gazeteyi bayilerde bulamayınca Diyarbakır Söz Gazetesi’nin Haber Merkezi’ne gitti ve orada tanıştığı gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Halit Tunç, spor muhabirliği için ona iş teklifinde bulundu. Teklifi olumlu karşılayıp kabul etti. Bu şekilde gazeteciliğe atmış oldu. İki yıl sonra da futbolu bıraktı ve gazetecilik üstünde yoğunlaşmaya başladı. Gazetecilik de ilk ödülünü 1995 yılında bir spor haberiyle aldı. Son ödülünü ise Atlas Dergisi’nde iki yıl önce yayınlanan “Yaban Karacadağ” isimli haberiyle aldı.
Musa Dinç: Uzun yıllardır bir dostunuz olarak sizi takip ediyorum, mesleğinizi severek icra ediyorsunuz ve başarılı projelere imza atıyorsunuz. Yanılmıyorsam mesleğe Diyarbakır Söz Gazetesi’nde başladınız. İlk serüven nasıl başladı?
Selim Kaya: Evet gazeteciliye başlamam bir tesadüf. Ben 14 yaşındayken futbol oynadığım Karacadağspor ligi ikinci sırada tamamladı ve Diyarbakır Söz Gazetesi’nden Hüseyin Çiçekçi ağabeyim bizim haberi yaptı. Ertesi gün gazeteyi bayilerde bulamayınca gazetenin haber merkezine gittim. Orada tesadüfen tanıştığım gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Halit Tunç bana iş teklifinde bulundu. Spor muhabiri olarak işe başladım.
Musa Dinç: Başarılı fotoğraf sergilerinizle dikkat çekmeyi başardınız, Sergilerinizin ana teması / konusu nedir?
Selim Kaya: Sergilerimin ana teması ilk olarak çocuk portreleriydi. Ancak daha sonra yaban hayat fotoğrafçılığına merak saldım. İyi de etmişim, diye düşünüyorum. Çünkü hayvanlarla uğraşmak, insanlarla uğraşmaktan çok daha mantıklı ve cazip bir şey. En azından niye fotoğrafını çektiğimiz yönünde hayvanlar sorun çıkartmıyor.


Musa Dinç: Gözlemlediğim kadar düzenli ve mutlu bir aile yaşantınız var; dışardan üniversite okumayı da yabana atmamışsınız. Özel sektörde hem iş, hem de öğrencilik eminim ki bu konuda da zorluklar yaşamışsınız; ama her şeye rağmen zorluğu başarmışsınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Selim Kaya: Hayatın kendisi zaten bir eğitim ve öğretim sürecidir. Ben zaten İlkokul dâhil bütün fakülteleri dışlardan bitirdim. Sırasıyla Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü, Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü ve son olarak da Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü okudum. Ancak bu son bölümde 2 dersim var. Bu hafta sınavım var. Çalıştım ve muhtemelen iyi bir notla bu diplomayı da almaya hak kazanacağım. Ancak burada dikkat etmemiz gereken bir konu var. Ben Atlas Dergisi’ne yazıyorum. Yazan adam aynı zamanda okuyan biri olmalı ki, iyi bir yazı yazabilsin. Bu bakımdan bu fakülteleri bitirdim. İşletme Fakültesini de 3. sınıfta bıraktım. Bir yandan çalışırken bir yandan ders çalışmak elbette ki zor bir olay. Ancak ben bu konuda iyi bir planlama yapıyorum. Zamanı kendime uyduruyor ve ona göre çalışıyorum. Bu şekilde 5 yılda İngilizceyi de hatırı sayılır bir aşamaya getirdim. En azından yurtdışında sıkıntı çekmiyorum.
Musa Dinç: En büyük çıkışı Diyarbakır’ın Ünlü Hevsel Bahçeleri Dicle Vadisi’ndeki kuş türleriyle ilgili haberleriniz, yanılmıyorsam bu çalışmalarınızla tüm dikkatleri buraya çekmeyi başardınız ve UNESCO tarafından Dünya mirasına alındı. Nasıl oldu, detayını sizden alalım?
Selim Kaya: Hafızam beni yanıltmıyorsa 2000 yılından itibaren Hevsel'de kanatlı ve memeli hayvanların yanında sürüngen ile böcek çekiyorum. Burada çektiğim fotoğrafları Hevsel'den kuş esintileri isimli bir fotoğraf sergisi açtım. Amaç buradaki kuş varlığına dikkat çekmekti. Aslında temel hedefim Hevsel'i bir milli park statüsüne taşımak adına bir takım faaliyetler yürütmekti. Nitekim bu çalışmalarım sonuç verdi. Sonra Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının desteğiyle Ankara Atatürk Kültür Merkezi'nde Hevsel kanatlarımın altında isimli bir fotoğraf sergisi daha açtım. Ancak bu sergi öncesinde Diyarbakır Valiliğince yayınlanan bir kentin kileri isimli fotoğraf albümünde kuş fotoğraflarım yayınlanmıştı. Bu anlamda bana destek olan dostlarım oldu. Buradan kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum. UNESCO meselesine gelince, zaten UNESCO sürecinden önce ben Belediye ve Valiliğe Hevsel'de yaşayan kuş, memeli, sürüngen ve böceklerin fotoğraflarını vermiştim. Onlarda Almanya'nın ev sahipliğinde Bon kentinde yapılan 39. BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Miras Komite toplantısında o fotoğrafları sergilediler. Eğer Hevsel'in UNESCO Kültür Mirası Listesine alınmasında bir emeğim olmuş ise ne mutlu bana. Demek ki emeklerimiz boşa gitmemiş.
Musa Dinç: Atlas Dergisi için görsel ve bilgi amaçlı Afrika Kıta’sına gittiğinizi de biliyorum. Gezi gözlemleriniz hakkında neler söylemek istersiniz?
Selim Kaya: Bildiğim kadarıyla Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika kıtasında refah düzeyi yüksek 2- 5 ülkesinden biri, hatta en iyisi olduğunu söylüyorlar. Her yaban hayat fotoğrafçısı gibi benim de hayallerimden biri de Afrika'ya gitmek ve o havayı solumaktı. Maddi olarak, bizim çok daha altımızda, yaşam koşulları çok kötü. Ancak turizm konusunda çok gelişme kat etmişler. Beyazlar özellikle turizmde bu ülkeye çok şey katmışlar ve bunu zamanla siyahilere de öğretmişler. Mesela Hevsel İçin düşündüğüm şeyi yıllar sonra Güney Afrika'da pratiğini gördüm. Bir alan Milli Park statüsünde, o bölgede yaşayan köylüleri koruma ve milli park görevlileri veya rehber olarak işe alıyorlar. Bunlar orada istihdam ediliyor. Dolayısıyla oradan gelir sağlanıyor düşüncesiyle insanlar artık o hayvanları koruyorlar. Bu gelir de devletin kasasından çıkmıyor. O bölgede gelen turistler alana parayla giriyor. Bilet alıyorlar. Ben daha Afrika yüzü görmeden tam 10 yıl önce Hevsel için böyle bir şey yapalım diye sergi açmıştım. O videoma internette hâlâ dolaşıyor ve çok ta tıklanıyor. Hevsel'den kuş esintileri yazarsanız. Benim sergide konuştuklarım karşınıza çıkacak. Hevsel'i mili park statüsüne alalım, burada tarla sahiplerini güvenlikçi ve milli park görevlileri diye işe alalım. Sonra bölgeye gelen turistlerden bir miktar para alalım. O parayla da bu insanların maaşlarını ödeyelim. Yaralı hayvanlara bakacak veteriner hekimlerin maaşlarını ödeyelim diye. Bakın Hevsel UNESCO'ya girdi, ama hâlâ ‘Milli Park’ statüsünde değil. Afrika'da UNESCO'ya giren her nokta aynı zamanda milli park statüsünde. Bence Hevsel ivedilikle Ramsar alanı ilan edilmeli ve Milli Park statüsüne konulmalı. Bu arada Afrika kıtası bağımlılık yapıyor. Bir daha gideceğim.
Musa Dinç: Fotoğrafçılık ve Gazetecilik nasıl bir duygu?
Selim Kaya: Bir insanı başarıya ulaştıran yegâne unsur, işini severek yapmaktır. Bu hayatın her alanı için geçerlidir. Bu meşakkatli, ama çok güzel bir duydu.
Musa Dinç: Mesleğinizde ve yaşantınızda daha nice başarılar ve esenlikler dilerim.