Musa Dinç

Tüm Yazıları


Umberto D Film Analizi & Mutlaka izleyin

  • 27 Kasım 2018 Salı


Musa Dinç / Sağlık İletişim Uzmanı, Eğitimci –Yazar
Umberto D. Filmi; Akımın en çok bilinen filmlerini yaratmıştır Vittorio de Sica. Diğer yönetmenlere göre daha yoksul bir aileden gelmesi ve erken yaşta çalışmaya başlaması sanırım daha etkileyici filmler yaratmasını sağlamıştır. Oyuncu olarak başladığı sinema kariyerine, senarist Cesare Zavattini ile tanışmasından sonra dönemin en önemli yönetmenlerinden biri olarak devam etmiştir.
Vittorio de Sica’nın babasına ithaf ettiği Umberto D, Cesare Zavattini’nin gerçek hayat hikâyesine dayanmaktadır. Film, profesyonel olmayan oyuncular, toplumda önemli yer tutmayan karakterler ve doğal dış mekânlar ile Yeni Gerçekçilik ’in birçok öğesini barındırır. Konu itibariyle hâlâ güncelliğini koruyan bir filmdir,
Emekli bir devlet memurunun hayata tutunmasını anlatıyor. Yeni Gerçekçilik Akımın ana konusu olan İkinci Dünya Savaşı sonrası sıkıntılara da değinen film, savaşın etkilerini unutturarak yerini modernize bir dünyaya bırakmanın eleştirisini de yapar. Filmin açılış sekansında emekli maaşlarına itiraz eden ihtiyarların başkaldırısını izliyoruz. Siyasi statükoyu eleştiren bu sekanstan sonra görüyoruz ki filmin asıl derdi siyasal eleştirinin önünde modernleşen bir dünya ve bu dünyada evrensel değerlerin giderek kaybolması. Kahramanımız Umberto içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmak için eski arkadaşlarından, çevresindeki diğer insanlardan yardım ister, ama herkes kendi derdinde, ilgisiz ve anlayışsızdır. Umberto’nun haline üzülürken, film boyunca yardım alabildiği tek insan olan Maria karakterine, Umberto’nun da bazen ilgisiz ve anlayışız yaklaşımı, bencilliğin artık her insanın içine yerleştiğini gösteriyor.
Tüm bunlar ile günden güne umutsuzluğa kapılan Umberto’yu hayata bağlayan tek varlığı köpeğidir. İçinde bulunduğu zor durumdan dolayı köpeğini ne yapacağına karar veremeyen Umberto, bir türlü köpeğinden ayrılamaz.
“Umberto D.”nin başrol oyuncusu Carlo Battisti de aslında Floransa Üniversitesi’nden emekli bir akademisyendir ve filmin çoğu oyuncusu da yine deneyimsiz amatör oyunculardır. Diğer Yeni Gerçekçi filmlerde olduğu gibi Umberto D. filminde de günlük gerçeğe tam ve doğal bir kenetlenme vardır.
Filmin konusu: Umberto Domenico Ferrari, köpeğiyle birlikte küçük bir pansiyon odasına sığınmış emekli maaşıyla kıt kanaat geçinmeye çalışan emekli bir devlet memurudur. Kaldığı odasının kirasını bile ödeyemez haldedir. Bu yüzden ev sahibesi tarafından sürekli pansiyondan atılmakla tehdit edilmektedir. Pansiyona olan borcunu kapatabilmek için saatini ve kitaplarını da satar ama gerekli parayı bir araya getiremez. Umberto’yu hayata bağlayan tek şey köpeğidir. Günden güne umutsuzluğu katlanarak artan Umberto son çare olarak intihar etmeyi düşünürken köpeği Flike ortadan kaybolur. Umberto gitgide artan bir umutsuzlukla şehirde köpeğini aramaya başlar.
Filmin içeriği de yine Yeni Gerçekçilik Akımının konularını -II. Dünya Savaşı sonrası durum, açlık, yoksulluk, sefalet, işsizlik, umutsuzluk-içinde barındırır.
Umberto yaşlı, yalnız ve sefalet içinde yaşayan bir adamdır. Elinden geldiğince köpeğiyle birlikte hayata tutunmaya, direnmeye çalışır. Bunun yanında filmin açılış sekansında Umberto’nun da katıldığı mitingde emekli maaşının yetersizliği üzerinden siyasi otoriteye de bir eleştiri getirilir ki bu konu aradan 64 yıl geçmesine rağmen hâlâ –en azından ülkemizde- geçerliliğini koruyan bir konudur. Filmde Umberto’yu mutsuzluğa sürükleyen sadece yoksulluğu değildir. Bunun asıl nedeni yaşlı ve yalnız olmasıdır. Çevresinde çok az sayıda insan vardır ancak onların tavırları da anlayışsız, umursamaz ve bencilcedir. Bu da Umberto’yu yaralar ve git gide onu umutsuzluğa, güvensizliğe ve yalnızlığa doğru sürükler.
Hastaneye yattıktan sonra Umberto’nun köpeği Flike kaybolur. Umberto onu umutsuzca her yerde aramaya başlar.
“Umberto D.” Kesinlikle izlenmesi gereken İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin çoğu özelliğini içinde barındıran bu akımın en değerli filmlerinden bir tanesidir
Umberto D, insanın doğal yaradılışını sorgulatan, bireyin toplum içerisinde ne tür bir varlığa dönüştüğünü gözler önüne seren, teorik ve teknik altyapısı ile bir başka Vittoriode Sica başyapıtı. Roma’da, emekli memur maaşı ile geçinmeye çalışan, ailesini İkinci Dünya Savaşı’nda kaybetmiş olan filmin başkarakteri Umberto Domenico Ferrari’nin hikâyesi, yaşama insani değerlerden ödün vermeden verilen bir nevi tutunabilme kavgası ve erdemli bir yaşama ulaşmak için, yürünen dikenli bir yolculuk…
“Yalnızlığını yalnızlığa bırakmaya” çalışan, hayattaki yegâne varlığı köpeği ve özsaygısı olan bir ihtiyarın zaviyesinden bir dönemi tüm çıplaklığı ile işleyen Umberto D, bahse konu dönemdeki yoksulluk, belirsizlik, işsizlik ve yozlaşmaya rağmen bir küçük köpeğin varlığı ile doğan ve kaybolmayan “umut”u derin ve zarif bir üslup ile irdeliyor. 2. Dünya Savaşı sonrası, İtalya’daki politik iklim, kilise ve sosyal doku ile ilgili olarak güçlü bir belge olan Umberto D, yaşanan kaotik ortamın toplum üyelerinde yarattığı ikircikliği abartısız bir anlayış ile gözler önüne seriyor.
“Tüm ömrümüz boyunca çalıştık, emekli maaşlarımızı arttırın.”“Emeklilere adalet”sloganlarıyla yapılan bir yürüyüşteUmberto Domenicoile tanışırız. Hayatı boyunca çalışmış, savaştan sonra ailesini kaybetmiş, geçinemeyecek duruma gelmiş, köpeği ile birlikte yalnız başına yaşamaya çalışanUmberto D., kendisi gibi olan emeklilerle birlikte en ön saflarda hakkını aramaya çalışır. Ay sonunu zor çıkartanUmberto D., kiraladığı odadan da ev sahibesi tarafından çıkarılmak istenir. 20 yıldır kaldığı izbe yerin kirasını ödeyemeyenUmberto D., kendisine para kazandıracak yeni gelir kapıları arayışı içine girer. Saatini ve kitaplarını satar, para biriktirmek için hastanede bile kalmaya çalışır.Kaldığı oda aynı zamandaUmberto D.’nin köpeğiyle birlikte yaşamında sahip olduğu tek şeydir.
Emekli, yalnız ama gururlu olan yaşlı bir adamın acımasız bir dünyada yaşama tutunmak için nasıl bir mücadele verdiğine tanıklık edeceksiniz.
İnsan ilişkilerinin deforme olduğu, vicdan ve merhametin rafa kaldırıldığı; her şeyin maddiyata dayandığı bir ortamda hayatta sadece sadık, vefalı dostu bir köpeğiyle köhne bir pansiyon odasında yaşama direnen emekli /yaşlı bir memurun ekonomik zorluklar yüzünden pansiyon borcunu dahi ödemekte güçlük çektiği için manevi değeri yüksek olan özel eşyalarını satışa çıkarıp elden çıkarmaya çalışır. Öyle an gelir ki dilenmeyi bile kafasından geçirir, ama gururu buna izin vermez.
Eğitimli köpeğini kent meydanında dillendirmek için fötr şapkasını köpeğin ağzına tutturur. Köpeği iki ayak üzerinde bekleyip ağzındaki açık fötr şapka ile aynen insanlar gibi dilenci pozisyonuna geçer, ama o sırada yakinen tanımış olduğu varsıl bir dostunu görür. Dostunun manzarayı çakmaması için köpeğiyle oyun oynadığını, hatta rol kestiğini söylemeye çalışır. Hali vakti iyi olan dostlarıyla iletişime geçmeye çalışır, fakat o dost dedikleri varsıl kişiler birkaç laf lıkırdayarak ondan uzaklaşmaya çalışır. Her ne kadar meramını/derdini anlatmaya kalksa da varsıl göstermelik dostları ondan uzaklaşmaya çalışır. Yine kendi başına yalnız köpeğiyle kalır. Parasızlıkla baş etmek için çok çaba sarf eder. Yaşlı bedeni pek stresi kaldıramaz. Hastalanır, yatağa düşer, ateşler içinde kıvranır. Pansiyonda çalışan taşralı Maria’dan başka kimseden ilgi görmez. Maria, şefkat yüzünü gösterir. Kimi kimsesi yoktur, köpeğinin dışında.
Pansiyon sahibesi kadın ise; çok acımasız ve gaddardır. Paragöz biridir. Paraya tapınan biridir adeta. Merhamet ve vicdan kırıntısı bile yoktur onda. Sözün özü dini imanı paradır. İlerlemiş yaşıyla dost ve sevgili peşindedir. Nitekim orta yaşlı bir sevgilisiyle gününü gün eder. Onunla olduğu zamanlarda yüzünde gülücükler eksik olmaz. Zira emekli memur yaşlısıyla ilişkileri ise tam zehir kusar misalidir.
Pansiyon odasında rahatsızlanır ve hastaneyi arar. Hastaneden iki sağlık personeli gelir. Onu hastaneye sedye ile hastaneye götürürler. Bu arada köpeğinin manzarayı çakmaması için onun önüne oyuncaklar bırakılır. Oyuna dalan köpek, onun pansiyondan ayrıldığının farkına varmaz. Köpeğe göz kulak olması için Maria’dan yardım talebinde bulunur.
Hastane koğuşu neredeyse hastane koridoru dersek daha yerinde olur. 50 -100 yatağın bir arada bulunduğu hastane odasında yatırırlar. Doktor ekibiyle vizite gezer. Yanlarında bir de rahibe dolaşır. Doktor kendisini muayene eder teşhis olarak bademcik iltihabı olduğunu ve pek önemli olmadığını, bir gün sonra taburcu olmasını söyler.
Doktora yalvarır, biraz dil döker hastanede birkaç gün daha kalması için. Doktor karşı çıkar ve ret eder. Hastane koğuşunda komşu yataktaki hasta olan biri ona tavsiyelerde bulunur.
“Rahibeden tespih alırsan, hastanede birkaç gün daha kalmanı sağlar Rahibe. O da derhal Rahibe ’den bir tespih satın alır. Rahibe sayesinde hastanede bir kaç gün daha kalmış olur.
Pansiyon çalışanı Maria’nın da sorunları vardır. İki kişiyi birden sevmektedir. Maria hamile kalmıştır, ama kimden hamile kaldığı pek mühim değildir. Önemli olan Maria’ya birisinin sahiplenmesidir. Maria da arayış içindedir. Yoksul bir taşralı bir ailenin okumamış bir kızıdır. Sevgilileri ordu sınıfından /subay takımındandır. Maria evlenmek, kendisine koca bulmak için, subaylar ise gönül eğlendirmenin peşindedir. Durum manzara ne yazık ki bundan ibarettir.
Emekli yaşlı memur yalnızdır, çaresizdir, sadık köpeği dışında kimsesi yoktur. İntihar düşüncesi vardır, ama geride kalan köpeğinin durumu onu kara kara düşündürmektedir. Köpeğini kime bırakacaktır? Bırakmak için arayışlara girer, ancak sağlıklı bir çözüm bulamaz. Köpeğini kucağına alıp, demiryoluna yönelir. Köpeğiyle birlikte intihar etmeyi kafasından geçirir. Karşıdan gelen trenin altına atlamak ister. Akıllı köpek tehlikeyi önceden sezmiş olur. Ve kucağından atlayarak raylardan uzaklaşmaya çalışır. Köpeğin kucağından atlamasıyla trenin önüne kendisini atmaktan son anda vazgeçer. İntihar girişimine sadık köpeği karşı tepki koyar, hatta aralarında küskünlük olur. Yaşlı adam köpeğiyle barışmak ve tekrar gönlünü almak için yoğun çaba sarf eder. Nihayet köpeğiyle yeniden sağlam dostluk bağını kurar ve hayata tutunur.
Her şeye rağmen yaşama tutkusu baskın çıkar ve birlikte yaşam için yeniden “hayata merhaba,” derler.