Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Ülkemizin geleceği ekonomik koşullarla endeksli

  • 05 Mayıs 2018 Cumartesi


Seçim tarihinin onaylanmasının ardından, her geçen gün yapılan yeni vaatleri seçmen dinliyor. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Seçim yaklaşınca her şey güllük gülistanlık oluyor. Bunların olmaması beklenen asıl konu olsa da, seçimden başarılı çıkmak için yapılan bu taktiklerin oy almak için yapılan bir taktik olduğu yıllarca kanıtlanmış.

Seçmenin büyük derdi geçim sıkıntısıdır. Yaşaması için paraya ihtiyacı bulunuyor. İşsizlik büyük boyutlara ulaşmış durumda. Geleceğini garantiye almak isteyen dar gelirli, önceden yaşadıklarına sünger çekerek, yeni seçimin ardından kendisine verilecek olan yaşam haklarının ne olacağını gözlüyor. İşsizliğin büyük ölçüde pik yaptığı yılları yaşadık ve halen yaşamaktayız. Esnaf sıkıntılı günleri yaşıyor. Ülkede üretim neredeyse durma seviyelerine gelmiş görülüyor. Tamamen dışa bağımlı hale geldik. Dışa bağımlılığımız neticesinde kur hesapları ile yakından ilgimiz var. Döviz kurlarının yükselmesi her geçen gün biraz daha artarak, insanların yaşamını zora sokuyor.
Seçim öncesinin en önemli konusu bence işsizliktir. İnsanlar kendilerini garantiye alabilmek için yaptığı mücadelelerde, taşeron sisteminden yararlanma konusunda yaşadığı büyük hüsran olmuştur. Bir çok kişinin bu sistem ile devletin sektöründen garantörlük beklerken, tamamı yararlanamamış ve hüsrana uğramıştır. Bunca uğraşa rağmen dışarıda kalan işçi sayısı alınandan fazladır. İstatistiki sonuca göre alınan verilerde, halen ülke genelinde çok sayıda işsizin olması düşündürücüdür.
İşsizliğin artması, üretimin eksilmesi dengesizliği, ülkede bir çok alandaki kaybı ortaya çıkarıyor. Dışarıdan ithal edilenlerin yoğunluğu dış borcumuzu arttırıyor. Yetkililerce ortaya koyulan söylemlerde, dış ticaret hacmimizin arttığından söz edilirken, sadece ihracat konusunun artması ortaya konuluyor. Eğer ithalat incelenmiş olsa, aradaki fark ile bütçe açığının ne denli yansıdığını daha net görme şansına erişeceğiz.
Özelleştirmeler konusunda ise son günlerde yapılan şeker fabrikalarının satışı konusu, seçim öncesinde çiftçiye ve şeker işçisine yapılan en büyük darbe niteliği taşıyor. Başka bir yön ise, devletin elinde bulunan değerlerin tek tek ortadan kalkmış olması içleri acıtmaya yetiyor. Satışların acilen yapılması konusu geçmiş dönemde emperyalizmin zeytin yağını elimizden alarak, mısır özü yağını göndermesiyle benzerliğini ortaya koyuyor. Bu konu da zaten sağ duyulu insanları korkutan en önemli faktör oluyor. Siyasetçilerin artık güvenini sarstığı halk arasında en çok konuşulan konuların başında geliyor. Tüm görüşteki insanlar ile yapılan görüşmelerde, hepsinin ortak noktası geçim derdi ve özelleştirmelerin getirdiği, işsizliğin getirdiği, üretim eksikliğinin getirdiği, yaşam koşullarının her gün biraz daha zorlandığı günlerin arttığını belirtiyor. Bu seçimin gerçekten çok daha farklı geçeceğinin işaretini şimdiden vermekte.