Musa Dinç

Tüm Yazıları


Tutku” ile “Balımıza Tuz Attılar

  • 09 Ekim 2018 Salı


Musa Dinç / Sağlık İletişim Uzmanı, Eğitimci Yazar


Eğitimci Yazar Rahmi Dede ile Didim / Altınkum Yazarlar Festivali’nde; aynı stantta birlikte imza günümüz oldu ve yolumuz kesişti.
Rahmi Bey’in Artvin / Ardanuçlu olması, benim de 1992-1994 yılları arasında Artvin / Ardanuç Sağlık Meslek Lisesinde idarecilik ve meslek dersleri öğretmenliği olarak görev yapmam; ayrıca Ardanuç’un meşhur delisi Eşref’i / ‘Maskot Eşref’ olarak öyküleştirmiş olmam; akabinde Ardanuçluların fahri hemşerisi de eklenince, Eğitimci, Yazar Rahmi Dede ile dostluğumuzun sağlam temelleri atıldı ve sağlam dostluğumuz pekişmiş oldu. İki yazar dost olarak, karşılıklı birbirilerimize kitaplarımızdan imzalayıp, hediyeleştik.
Yazarın ilk önce “Tutku” romanını okudum.
Roman hakkında olumlu duygu ve düşüncelerimi bizzat telefonla arayarak, kendisini tebrik ettim.
Kitap hakkında bir metin kaleme aldım daha sonra ikinci kitabı “Balımıza Tuz attılar” romanını okudum. Yalnız bu kitabı okumam biraz zaman aldı. İmza günleri, söyleşiler, Tüyap Kitap Fuarları, editörlük hizmetleri; yeni kitap çalışmalarım derken 382 sayfalık kitabı fasılalarla okuyabildim. Yazarın her iki kitabını da objektif bir bakışla, edebiyat yönünden başarılı buldum.
*
Önce “Tutku” romanından başlayalım; “Tutkun” kitabının arka kapağında gözüme çarpan birkaç paragrafı paylaşmadan geçemeyeceğim.
Tutkun, “ Korkunun acele faydası yok” inancıyla canilere karşı çevresini gür sesiyle uyarmak istiyordu. Ağzında dili şişmiş, ses telleri kurumuş, gırtlağı alınmış gibiydi. Sesinin düşmüş olması bağırarak isyanını ifade edilmesine engel oluyordu.
Karşı gelişini zapt edilmez çırpınışlarıyla göstermeye çalıştı. Kollarından kavrayanlarla arbedeye girişti. Savaşımını gücünü tüketinceye kadar dek sürdürdü.
Takatten kesilince arkasını duvara dayadı, hareketliliğinin yerini bekleyişe bıraktı.
Bedeni anıt taş gibi katılaştı, göklere uzanan heykele dönüştü. Alnına sıkılacak kurşunu bekliyordu.
*
Rüstem Dede’nin uzun kış gecelerinde torunuyla olan diyaloğuyla başlayan roman, aydınlanma ışığıyla, donanımlı bilgeliğiyle zulme karşı kayıtsız kalmayışını yer yer dantel gibi ördüğü dizelerinde döktürüyor adeta.
Torunun ısrarla;” bana Prometus’u anlat, onu çok seviyorum,” demesiyle, dede nazarında torun bir tutkundur artık.
“Tutkun ne demek dede?”
“İçten severek, gönülden bağlı olan, “ demek.
Tutkun; tozlu, çamurlu, toprak ve gübre kokan sokaklarında kâh çocukluğunu yaşama çalıştı, kâh medrese tahsili gördü; ama o, hep ufukları gördü ve kalıbına sığmadı. Tutkun serpildi, büyüdü ve köy ona dar gelmeye başladı. Tutkun’un köy yaşamındaki çocukluğu, aile içindeki yaşantısı, köy- kasaba, toplum iletişim ve ilişkileri, okul içindeki başarısı ve öğretmeni ile olan bağlantılarını, memleket meseleleri karşısındaki duyarlılığını, Anadolu köylüsünün ve işçi sınıfının burjuvaziye, emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadelesini, aydınlanmayı; bir öğretmen duyarlılığı bilinciyle ne gibi badireler atlattığına da tanık oluyoruz.
Bedeller ödeyen bir yurtsever öğretmenin cezaevi koşullarında maruz kaldığı zulmü, işkenceyi; koğuş arkadaşlarının sadık ve vefalı arkadaşlıklarını, yer yer askerlik anılarını da ironi bir dille anlattığına tanık oluyoruz.
“Balımıza Tuz Attılar / Roman”
Yazarın bir anlamda gerçek yaşamından esinlendiği eşsiz bir romanıdır.
12 Eylül darbesiyle yaşamış olduğu acı travmaları, ıstırapları, işkenceleri; cezaevindeki olumsuz yaşam koşullarını; buna rağmen cezaevindeki yoldaş arkadaşların sıkı sıkı kitlendiği emsalsiz dostluğun ve arkadaşlığın zirve yaptığına tanıklık ediyor.
Her koşul ve zeminde, hatta her platformda aydınlanma konusunda üzerine almış olduğu aydın sorumluluğu ve bilinciyle hareket eder.
Aydın öğretmen; yılmayan, zorluklara karşı göğüs geren tam bir mücadele adamının dik duruşuna şahit oluyoruz. Kendi yaşamış olduğu dönemin en iyi tanığı olarak hafızalara kazınıyor. Sendikal mücadele içinde de yer alan, Anadolu köylüsünün ve proletaryanın bilinçlenmesinde aktif rol alan yurtsever bir öğretmenin çığlıklarını, haykırışlarını görüyoruz. Çok bedeller ödeyen Aydın öğretmenin aynı zamanda işinden, ekmeğinden oluyor. Buna rağmen geri adım atmıyor, egemenler asla boyun eğmiyor. Müteşebbis ruhuyla ansiklopedi pazarlamacılığına soyunuyor, kitap satıyor ve hayatını idame ettirmeye ve hayattan kopmamaya çalışıyor.
Roman dili akıcı, yer yer acılara boğan, hüzünlendiren, nadiren olsa da hicvi ve ironiyi de elden bırakmıyor.
İnsanoğlunun hayatta neler yaşayabileceğini, ne gibi zorlu badireler atlatabileceğini, buna rağmen onurlu bir dirençle dimdik ayakta kalınabileceğini bizlere bir projektör gibi, ayna tutuyor.
***