Ercan Deva

Tüm Yazıları


Türkiye’nin tapusu: Lozan

  • 29 Temmuz 2020 Çarşamba


Bir diplomasi zaferi olan Lozan Antlaşmasının 97. yılındayız.
İsmet Paşa’nın(İnönü) 24 Temmuz 1923 tarihinde imzaladığı Lozan Antlaşması, Türkiye’ye sınırları belli bağımsız bir vatan sağlamıştır.
Türkiye, Lozan’da İngiltere’nin liderliğinde oluşan cepheye karşı tek başına mücadele vermiş ve diplomasi masasından başarıyla kalkmıştır.
Lozan’da kapitülasyonlar kaldırılmıştır. Kabotaj hakkı elde edilmiştir. İstanbul ve Çanakkale, Lozan ile kurtarılmıştır. Bunlar kazanılanların sadece birkaçıdır.
Lozan antlaşması ile ilgili yalan üretme çabaları boş hayaldir. Lozan’ın biteceğini beklemek ve bunu düşünmek ise beyhude çabadır.
Başta, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve diplomatik başarısını kanıtlamış İsmet İnönü olmak üzere, Lozan’da emeği geçen tüm şahsiyetlere içtenlikle teşekkür ediyor ve ülkemizin bağımsızlığının önemli adımı olan Lozan Antlaşmasının 97. yılını kutluyorum.
Bir takım farklı yaklaşımlar, dini ve siyasi etkinliklerle, Lozan’ın imzalandığı 24 Temmuz’u ikinci plana düşürme girişimlerinin bu önemli antlaşmanın değerini azaltamayacağına yürekten inanıyorum.

REKOLTE İLE RANT İLİŞKİSİ

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, 2020 yılıyla ilgili fındık rekoltesinin 665 bin ton olarak tahmin edildiğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından fındık üreticilerinin, yine fiyat oyunu oynandığına ilişkin endişeleri arttı.
Üreticiler, her yıl fiyatı baskılamak için rekoltenin yüksek açıklandığı görüşünde birleşiyorlar. Toprak Mahsulleri Ofisi 16,5 liradan aldığı yaklaşık 22 bin ton fındığı piyasaya 24 liradan sattı. TMO’nun yaklaşık 400 bin ton dolayında ihracat talebi aldığı kaydediliyor.
Türkiye’nin en önemli stratejik ihraç ürünü olan fındıkta 1915 yılından bu yana uluslar arası boyutta etkili olan yabancı bir firma piyasayı dilediği gibi biçimlendiriyor. Yerel aktörleri kendisine bağlamış durumda olan bu kuruluşun yıllık cirosu 10 milyar doları aşıyor.
Türkiye, Dünya fındık ihtiyacının yüzde 70-80’ini karşılıyor. Türk fındığından sağlanan ihracat geliri ise 2 milyar doları buluyor. Aslında fındığın ihraç gelirinin 4 milyar doların üzerinde olması gerektiği uzmanlarca ifade ediliyor.
Fındık, çikolata başta olmak üzere ortalama yüzde 20 oranında girdi olarak kullanılıyor. Fındığın fiyatı, çikolatanın maliyetini doğrudan etkiliyor. Dünyada fındık piyasasının tutarının ise 100 milyar doları aştığı belirtiliyor.
Son beş yıl içinde stratejik değeri yüksek olan Türk fındığının kilo başı fiyatı 11,77 dolardan 6.35 dolara düşmüşken aradaki fark ne oluyor sorusu akla takılıyor. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, mevcut siyasi iktidarın bu soruya cevap vermesini bekliyor.
Peki, bu oyun nasıl bozulur? Önce ahlâkı hâkim kılmak gerekiyor. Devletin çıkarlarını uluslar arası şirketlerin çıkarlarının önünde tutmak gerekiyor. Geçmişte olduğu gibi, üretici birliklerinin yeniden etkin hale getirilmesi de soruna sağlıklı çözüm için önemli bir çıkış yolu olarak görünüyor.
Bu arada, fındıkta destekleme fiyatının 225 lira olacağı açıklandı. Böylece fındık üreticilerinin gerçekçi bir fiyat beklentisi gelecek yıla kaldı.
TÜİK’in işsizlik rakamları
Türkiye’de zaten yüksek olan işsizlik, Covid-19 salgınının da etkisiyle rekor düzeyde artarken TÜİK’in açıkladığı işsizlik rakamları “komik” bulundu.
İşin ilginç yanı, işsizlik rakamlarını komik bulan TÜİK’in eski başkanı Birol Aydemir’di. Yeni kurulan DEVA Partisinde siyaset yapan eski başkan Aydemir, TÜİK’in rakamlarının inandırıcı olmadığını açıkladı.
Aydemir’in başkan olduğu 2014 yılının Aralık ayında TÜİK, “İstatistik Okuryazarlığı” konulu bir seminer düzenlemişti. O seminere katılmıştım. Aydemir, seminerde, siyasi mesaj anlamına gelebilecek ifadeleri gündeme taşımaktan çekinmemiş. “Krizler, yıllarca bekleyen sorunların volkanik patlamasıdır. Ekonomik krizler aniden çıkmaz” demişti. Milli gelir hesaplamasını daha fazla veri kullanarak yeniden hesaplayacaklarını ve bunun sonucunda milli gelirin daha yüksek çıkacağını söylemiş, bunu “meğerse zenginmişiz” şeklinde yorumlamak gerektiğini belirtmişti.
Ben de kendisine, insanların merak ettiği birçok konuda anketler düzenleyen TÜİK’in kamuoyundaki inandırıcılığı konusunda bir “inandırıcılık anketi” yapması gerektiğini söylemiştim. Aydemir, isteyen bağımsız kuruluşun böyle bir anket yapabileceğini ve yayınladıkları verilerin son derece sağlıklı olduğunu belirtmişti.
Aydemir’in bugün siyasetçi kimliğiyle TÜİK’in verilerini yorumlayarak “komik” bulması bana ilginç geldi. Rahmetli Demirel’in ünlü sözlerini hatırladım: Dün dündür. Bugün bugündür!


Not: Tüm okurların bayramını içtenlikle kutluyorum.