Selma Erdal

Tüm Yazıları


Turizm Üzerine Düşünmek

  • 07 Kasım 2018 Çarşamba


Ülkemize dış ülkelerden gezgin akınının yoğun olduğu yaz aylarının henüz gerilerde kaldığı şu günlerde ve yaşadığımız kent Didim; turistik yöreler içinde yükselen değerler arasında kendisine sağlam bir yer bulsun diye biraz turizm üzerine düşünmek yerinde olacakdır.
Bilindiği gibi insanlar eğitildiğinde belli kavramları öğrenir ve sonra bunları yaşamın değişik alanlarında uygulayabilirler. Eğer insanlarda çevre bilinci uyandırılmadıysa; onlardan yasaya, yönetmeliğe uymalarını beklemek, halk deyimiyle "olmayacak duaya amin demek" olacakdır.Unutulmamalıdır ki gençlerde bu bilinç uyandırılmazsa,gelecekde bugünün yetişkinlerinin yapmış olduğu yanlışları yinelemeleri kaçınılmaz olacakdır.Örneğin; turizm gelirlerinin çekiciliğine kapılıp, yeşil alanları bozarak, oralarda beton grisi yapılar yükselten anlayış uzun dönemli çıkarlar düşünüldüğünde turizme destek değil, köstek olur.Bu nedenle turizm sektöründe yer alan gençlerin yetiştirilmesinde "çevreye duyarlı turzim bilincinin geliştirilmesi" yönünde çabalar gösterilirse, kendilerinden öncekilerin yanlışların yinelemeyeceklerdir.Burada amaç; çevre bilincini geliştirirken,bireylere oto-kontrol yöntemiyle davranılmasını öğretmek olmalıdır. Daha açık bir deyşle; herkes çevreye zarar vereni uyarabilmeli, ama herşeyden önce de kendisinin çevreye zarar vermesini engelleyebilmelidir. Atasözünde olduğu gibi; aleme verip talkını, kendisi yutmamalıdır salkımı...Örneğin; turistik yapılaşma adına kıyı korumasına, orman ve tarımsal alan korumasına uymayan eylemlerde bulunmak, toplumsal yarar ilkesini özel yarar ilkesinin önünde saymak...Dolayısıya turizm gelirindeki kişisel artışını sağlama uğruna, ülkemizin özkaynaklarına zarar vermeye yönelik eylemlerde bulunmak...Bu gibi eylemler sonucunda turizmde uzun dönemde sürdürülebilirlik şöyle dursun, giderek kısa dönemde gelir sağlamak bile gerçekleşemeyecek bir düş olarak kalır.Çünkü bugün bilinçli gezgin, yaşadığı kentin tekdüze yaşamından kaçıp, doğaya, doğal güzelliklere sığınmak istiyor. 21. yüzyılın olumsuzluklarıyla bunalmış bir gezgine, ülkemizin kimyasal atıklarla, çöplerle, kanalizasyon deşarjlaryla kirletilmiş denizleri, gölleri ne denli çekici gelebilir?...Bunun gibi "özgün Türk evleri" yerine, beş yıldızlı beton yığınları otantik, geleneksel arayışlar içindeki bir gezgini ne denli çekebilir?...Örneğin; Safranbolu Evleri'nin, Göreme Peri Bacaları'nın, Bursa Cumalıkızık Köyü Evleri'nin (ki dizi tutkunlarının "Kınalı Kar" olarak bildikleri gerçek, bozulmamış Osmanlı Köyü) gizemi, gökdelen örneği otellerde bulunabilir mi?...
Turizmde sürdürülebilirlik için; her birey çevre kirlenmesini önlemeye yönelik eylemlerde bulunabilirse, bu ülke turizm gelirleriyle ülke ekonomisindeki yaraları onarabilir, kişi başına düşen urtalama ulusal geliri yükselterek, gelişmiş ülkeler arasındaki yerini alabilir.Bilindiği gibi TURİZM işkolu; bacasız sanayiidir.Özellikle turizm eğitimi alan gençler iyi eğitilir ve büyüklerini uyarmak için de gerekli bilince erişirse,ülkemizde turizm kaynaklı çevre sorunları önlenebilir.Daha sorunsuz bir ülkede yaşama özlemlerimiz gerçekleşebilir, güzel Anadolumuz'un doğal ve kültürel varlıklarının korunması/sürekliliği sağlanabilir.Kuşkusuz salt gençlerin eğitimini yeterli saymakla sorunların önlenebileceği umulmamalıdır. Tıptaki "koruyucu hekimlik" kavramı gibi sayrılığın ortaya çıkmasını, oluşumunu önlemek amaçlanmalıdır.Yoksa sayrılık ortaya çıkdıkdan sonra sağaltımı için uğraş vermek;ekonomik anlamda pek çok çabaya, parasal harcamaya neden olur. Üstelik sonuçda da kesin başarı güvencemiz, yitirileni de yeniden yerine koymak için ikinci bir şansımız yokdur. Daha açık bir deyişle; çevre sağlığı da insan sağlığından başka bir yapıda değildir, o da yitirildi mi geri kazanılamaz.Kesinlikle belleklerden silinmemesi gereken bir konu vardır...Nasıl ki bir tek kez yaşama şansımız varsa, gerçekden de bu şansımızı kullanabileceğimiz yer olarak bir tek Dünyamız, daha da özelde altı da, üstü de tarihsel kalıtlarla donanmış bir tek Anadolumuz var. Üstelik kendi soyumuzun gelecek günlerde güvencede olması için nasıl ki bir takım parasal/ekonomik yatırımlar yapmayı düşünebiliyorsak, en azından onların bu biriktirdiklerimizi/ardımızdan bıraktıklarımızı kullanabilecekleri, gezip görerek yaşamdan keyif alabilecekleri alanları neden düşünemiyoruz?...Eğer yaşanılacak, eğlenilecek, gezilecek, görülecek yer yoksa; bu ekonomik olanakların, gelecek kuşaklar için parasal olarak biriktirdiklerimizin ne anlamı kalır?...Turizm adına yapılan yanlış yatırımlarla, alınan yanlış kararlarla, yanlış alan kullanımlarıyla doğamızı bozmanın, kıyılarımızı beton yığınlarıyla donatmamızın, bir başka deyişle; Anadolumuz'un gökkuşağı renklerini soldurup, bilim-kurgu filmlerindeki gibi kapkara renge boyamanın amacı nasıl açıklanabilir?...Açıklansa, açıklansa; Nasreddin Hoca'nın sözleriyle; "binilen dalın, kesilmesi" olarak açıklanabilir.Bu nedenle yaşamın daha ilk yıllarından başlayarak; özellikle turistik yörelerimizde çevre bilincini geliştirecek sosyo-kültürel eğitim verilmeli, okullarda çevre bilincini geliştirecek derslere önem verilmelidir.Ve turistik yöre halkı; Devlet'den önce kendisi, turizmde sürdürülebilir kalkınma ilkesine göre yatırımarını, çalışmalarını gerçekleştirmelidir.21.yüzyılda giderek yaygınlaşan ve daha bir işlevsellik kazanan yerel demokrasi olgusu gereği, yerel halk ekonomik gelişmesinin, belki de yazgısının kendi söylem ve eylemleriyle biçimlenebileceğinin ayırdına varmalıdır. İşte o zaman çevreye özen gösteren bir turzim sektörünün gelişmesi,dolayısıyla da turizmdeki sürdürülebilirlikle birlikte turizm kaynaklı ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi beklenebilir.