Selma Erdal

Tüm Yazıları


Toplumsal Yapımız Dönüşürken

  • 11 Şubat 2018 Pazar


*Haftasonu, günlerden Cumartesi10 Şubat 2018... Saint Tayyip efendi açıklıyor:- Bir helikopterimiz düşürüldü, bir savaşın içindeyiz verdiğimiz kayıplar da olacak
Kayıplar olacak-mış...Kayıplar; helikopter, silahlar vs. vs. Bedelleri vergilerimizle finanse edilir de...Yitirildikçe canlar, döküldükçe kanlar, anaların-babaların yürekleri yanar... Eşler, sevgililer,çocuklar boynu bükük kalır...İşte bu acıların bedeli nasıl ödenir, kaç paraya karşılık gelir?... Bilen var mı?...
Vivaldi'nin DÖRT MEVSİM'i günümüzde bestelenseydi eğer;Dört mevsimde de aynı sesler duyulduğundan, dört mevsim de canlandırılırken aynı notalandırılırdı, günümüzde ülkelerin birbirlerine karşılıklı NOTA verme girişimlerinin yanı sıra...Örneğin;-Yollara döşenmiş mayınların patlayışı...-Kalabalıkların arasında canlı bombaların çatlayışı...-Makinalı tüfeklerle taranma...-Göklerden yapılan bombalanma...-Uçaksavarların sesi...-Ve insanların canhıraş nefesi...Notaya dökülüp de, hangi çalgılarla seslendirilirse, seslendirilsin...Sonuçta dört mevsimde de, aynı dertler yaşandığından, aynı sesler çınladığından...Sevgili Vivaldi; dört mevsim için de, aynı seslerle bizlere bir DERT MEVSİMİ konçertosu bestelerdi ki bir de AZRAİLİN TIRPANI''nın sesi duyulurdu vokallerde...

*Belediyeler yerelleşme bağlamında; ulusal/milli eğitime karşı, eğitimin yerelleşmesini, yerel yönetimlerin eğitim görevini üstlenmesini savunuyorlar şu "ulus devlet düşmanı" Küreselleşme kavramı bağlamında...Yalnızca "özerklik" isteyen ayrılıkçılar değil, "şeriat" isteyen dikta heveslileri de...Her belediye; 5-25 yaş arası nüfusu kestirmiş gözüne, dinci eğitimden geçirmek istiyor, Atatürk İlke ve Devrimleri'ne kinci amaçları doğrultusunda...Ve bir de futbolcu/ayaktopçu bir gençlik yetiştirme derdindeler...
*Yıllardır aklı evvel geçinen bilir bilmezler öngörülerde bulunurken; İran mı, Endonezya mı, şu mu, bu mu olacağız diye...Gerçekte BREZİLYA modeli gerçekleştiriliyor bu ülkede...Ülkenin dinamikleri ayakta uyurken;Dinci, Futbolcu ve Uyuşturucu düşkünü olacak yükselen nesil, bilesiniz !...(Latinler'den; başkanlık düzeni entrikaları entegre edilmeden önce, toplumsal yapı çoktan oluşturuldu bile...)


*Bulunmaz Bursa ipeği deyimini bile bilmeyen bir nesil var...Ve onlar kumaşlardan; ne ipek, ne pamuk, ne yün dokuma nedir bimezler, çünkü dokunmamışlar ki onlara...Ve onların giysilerinde;"Ateşle yaklaşmayın" diye uyarı etiketi var, Uzakdoğu'da üretilen petrol atığı paçavralardan dikildikleri/dizayn edildikleri için... Ama üzerine ünlü bir marka, damgasını vurduğunda; yalnız bizde değil, kapış, kapış gidiyor tüm dünyadaki sosyetikler arasında...
Oysa Almanlar, alay ediyorlar Türkler'le; bir naylon parçasına saldırıyorlar, paylaşamıyorlar onları diyerek...Özellikle seçim dönemlerinde, siyasetçilerin "oy karşılığı" dağıttıkları plastik oyuncakları kapışmak için boğuşurken birbiriyle Doğu Anadolu halkı ve onların bu görüntüleri düştükçe televizyon yansılarına, kahkahalarla gülüyorlar onların bu "görmemiş"liklerine...
Ve öğrendikçe onların bizlere yönelik bu alaycı küçümsemelerini, öfke düşüyor benliğimize...Ama ansızın düşüyor belleğimize; 2015'in son aylarında, bizim sosyetiklerin görgüsüzlükleri(başta bohçacı Nur Yerlitaş ve eski kaleci Rüştü'nün zevcesi Işıl Rençber'in çaput kapışma savaşları)...
Vay ki vay tüketim toplumunun ettiklerine...Vay ki vay tüketim toplumunun zehirlediklerine...
Görmemişlerle, görgüsüzler arasında sıkışıp kalan halkımıza; Yaradan'dan akıl sağlığı diliyorum...

Bu ülke,işte bu günlere, bu niteliksiz toplumsal yapıya öyle kolay, kolay gelmedi...KİMLERİN, KİMLERİN HAİN EMELLERİ NASIL DA SAKLANDI, GİZLENDİ?...1982'den beri; İzmir'de teğmenler kılıçları üzerine yemin ettiler, Fethullah Efendileri'nin yolundan gideceklerine ilişkin...Ve bilim insa nları Abant Toplantıları'nda boy gösterdi...Yargıçlar; adli ve idari yargıdan önce, Allahın yargılaması üzerine vaazlar verip, Fethullah Efendileri'nin toplantılarında mesailerini tamamladı.Yalnızca Fethullah'on değil, başka cemaatlerin de kapılarını çalanlar vardı.Örneğin onlardan biri, bir bilim adamı, öldüğünde "marifetmiş gibi" ortaya döküldü İskender paşa cemaatiyle çokça içli, dışlı olduğu; Prof.Yusuf Ziya BİNATLI...O kim miydi?... Bursa Uludağ Üniversitesi'nde hukuk dersleri verirdi...Ve...Mal mısın, meta mısın diye sorardı kızlara; İşletme Hukuku hocası Prof. Yusuf Ziya Binatlı (ve bu arada...özellikle kimilerince demokrasi havarisi sayılan Morrison Süleyman sayesinde doktora yapmadan Prof. titrine ulaşan bir zat idi kendisi)... Nereden de usuma düştü?...Bilim adamı olması gerekenler, tarikatlarda ilim yaparken???...Şimdi bunlar gibi olanların sayısı; say, say bitmez, ne kadar da çok var...Aydın ve çağdaş bilim insanı bir profesör bulabilirsen ey eğer değerli yurtdaş, hiç durma bana da haber ver, ver ki feyz alalım ondan...