Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


To be (Veya) Not to be

  • 29 Mart 2018 Perşembe


Ortaçağ, Yeniçağ, Yakınçağ...Ve şimdi de Tekno-Çağ!İletişim Çağı...Bilimin, evrenin sırlarını öğrenmek ya da çözmek için değil, teknolojik-üretime maliyeti düşük teknik yetiştirmek için kullanıldığı garip bir çağ...Bilim insanı artık, teknoloji piyasasına ürün yetiştiren girişimcinin maaşlı memurudur.Vahşi rekabet piyasasının temel öğelerinden sadece birisidir.Bilim insanının kişiliği de bu eğri içinde deforme olma riski ile karşı karşıyadır.O artık, bilinmezin gizemi karşısında coşkulu bir saygı ile kafa patlatan kişi değil, patronu önünde ceketinin düğmelerini ilikleme telaşına düşen ezik bir kimliktir...Nedir teknoloji?..İyice sorgulanmalıdır.Yararı, zararı ve içeriği yeniden gözden geçirilmelidir.Gıdalarımıza karıştırılan kanserojen maddeler teknolojinin ürünüdür.Elimizden düşmeyen akıllı [ve aptal] telefonların radyasyon üreten birer merkez olduklarını artık herkes bilmektedir.İletişim araçlarının çevreyi kirletici sonuçları açığa çıkmıştır.Çağımızın insanı bu tepe taklak gidişin uçurumuna kendisini bırakmadan oturup düşünmelidir: Ne yapmalıdır? Neler yapılmalıdır?Teknolojinin vazgeçilmez unsurları üzerine... Örneğin radon, örneğin kimyasal atık maddeler, ozon tabakasının delinmesi ve insanlığın topyekûn bir yok oluşa doğru hızlı adımlarla koşuşunun nedenleri üzerine kafa yorulmalıdır.Ve de en önemlisi... Teknolojinin "kar amacına bilinçsizce koşulmuş" insan profili, kapitalist düzenin kontrolsüz kaotik yapısından kurtarılmalıdır.Teknolojik gelişmenin dümeni, kolaylıkla hırslarının esiri olabilen insanoğlunun elinden alınmalıdır.Kapitalist düzenin, bu insanca gereklilikleri yerine getirmesi mümkün değildir.Çünkü kapitalizm, insan hırsından enerji üreten ilkel ve vahşi bir mekanizmadır.Kontrolsüz insan hırsı düzenin merkezine konuşlanıp, yönetimi eline geçirdiğinde onu frenlemek mümkün değildir.Halk sağlığı faktörü, kamu yararı ilkesi ve toplumsal çıkar, kapitalist düzenin yabancı [ve düşman] olduğu kavramlardır."Daha çok kazanma hırsı," toplumsal bir değer haline geldi mi, toplumun freni patlamış demektir...Ülkenin global ekonomisinin freni patladığında ise, iki sonuçtan birinin ortaya çıkması zorunludur:1.- Ya kapitalist düzen kendi pazarını aşacak ve dünyanın tüm pazarlarına saldıracaktır. İşte emperyalizmin kaynağı bu aşkın hırstır.2.- Ya da ülke, sınırsız kazanma hırsı mekanizmasını eline alan güçlerin alelade bir pazarı olmaya mahkûm edilecektir. İşte "gelişmekte olan ülkeler" tanımlaması bu yalanın kuyruğuna asılıdır.Bireyler ve uluslar, ya ilkel sömürücü cephesinde yer almak ya da bu cepheye karşı göğüs göğüse mücadelenin içinde olmak seçimi ile karşı karşıyadırlar.Çağımızın "to be; [veya] not to be" sorunsalı budur...Kikirik bir liboş ya da yurtsever bir solcu olmak da işte bu kavşakta ortaya çıkmaktadır...
@farukhaksal42www.haksal.av.trfarukhaksal@gmail.com