Selma Erdal

Tüm Yazıları


Tıpda Laiklik

  • 13 Mart 2018 Salı




Bu yazı 14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri çerçevesinde, 6 Mart 1994 günü Sayın Türkan SAYLAN’ın katıldığı bir panelin ardından kalan anılarımın izdüşümüdür.Çağdaşlığın yolcusu bu değerli Türk kadınının değerli anısına saygılarımla paylaşıyorum…
Bir yurtdaşın ve aydınlık yolculuğundaki bir yoldaşın olarak, her çağdaş Türk kadını gibi savaşımını sürdüreceğimi, sonsuz yolculuğuna çıktığın 18 Mayıs 2009 gününden beri; yoldaşlarına da, çağdaşlığın, aydınlığın yolundan çıkmışlara da duyuruyorum… Işık içinde uyu; Kemal ATATÜRK Cumhuriyeti’nin çağdaşlık simgesi değerli Türk Kadını…

*Tıpda Laiklik
Düşünebiliyor musunuz?... 21.yüzyıldayız ve neleri tartışıyoruz ?... ALTERNATİF TIP…Hiç duydunuz mu bu kavramı ?... Ben duydum, hem de Atatürk İlke ve Devrimleri’nin aydınlattığı, çağdaş uygarlık düzeyini yakalama uğraşındaki ülkemizin, en büyük kentlerinden biri olan Bursa’da ve üstelik de Profesör Doktor bir hekimin ağzından…
14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri çerçevesinde, 6 Mart 1994 günü Bursa Tabip Odası’nın düzenlediği TIP EĞİTİMİ VE LAİKLİK konulu panelde, işte bu kavram tartışıldı: ALTERNATİF TIP…
Son yıllarda Atatürk İlke ve Devrimleri’nin en önemlilerinden LAİKLİK’e toplumsal yaşamımızın her alanında saldırıların sürdüğü bir gerçektir. Bu saldırıların en çarpıcı örneklerinden biri olarak TIP EĞİTİMİ’ne yönelik olanı gösterilebilir. İşte TIP EĞİTİMİ VE LAİKLİK konulu seminerde ülkemizde lepra (cüzzam hastalığı) uzmanı olarak ün yapmış, tıpta uzmanlığının yanı sıra, ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ Başkanı Prof. Dr. Türkan SAYLAN neler anlatıyor?...
“Hekim olmak mesleklerin içinde en önemlilerinden biri diye düşünüyorum. İnsan üzerinde oynanan, insan hamurunu yoğuran bir meslek… İnsanı bütün olarak alıp, onun sorunlarını benimsemek, insanla özdeşleşmedikçe başarılı bir hekim olduğumuzu sanmayalım. Düşünce özgürlüğümüz olmayınca da başarılı bir hekim olamayacağımızı da unutmayalım.
Son günlerde ALTERNATİF TIP diye bir takım bilime aykırı iddialar ortaya çıkarılmaktadır. Örneğin; kalbin kesitinde elhamdülillah ya da bismillah yazdığına ilişkin, anatomiyle kesinlikle uyumlanmayan bir takım savlar ileri sürülmektedir. İşte laik düzenden sapıldıkça, böyle bilimin yerini safsatalar almaya başladı…”
Sayın SAYLAN anlatısını sürdürüyor:
“12 Eylül’ün yanlış bir ikilemi oldu: Din eğitimi almış olan öğrencilerin, tıp eğitimi alabilme şansını yakalamaları… Söylenen şeyi olduğu gibi alması, inanması yolunda bir eğitim almış kişilerin, İslam Dini’nin kutsal kitabı KUR’AN’ın dışında, araştırılarak bulgularla belirlenenlerin öğrenciye verilmesi… İnsanların inançlarıyla, bilimi karşı karşıya getirmek çok yanlıştır. İnançlarımız vardır, bunlara saygı duyulur. Ama, bu inançlarımız meslek yaşamımıza karıştırılırsa, işte bu yanlıştır. 12 Eylül sonrası alınan yanlış kararlarla bu ikilem yaratıldı.”

En çok da tesettürlü, türbanlı kadın hekimlerin, erkek hastalara bakmayacağı yaklaşımını çok yanlış bulan SAYLAN, hekimin gözünde hastanın cinsiyeti olmadığını, onun yalnızca sağlık yardımına gereksinim duyan İNSAN olduğunu belirtirken, böyle düşünenlere soruyor: “Nerede kaldı sizin hekimliğiniz ?...”
Üstelik türbanlı, tesettürlü öğrencilerin hastane çalışmaları sırasında eteklerinin yerlerde sürünmesi ile mikropları oradan, oraya taşıdıklarını belirten SAYLAN; tesettüre uygun giyinen bir öğrenciyle ilgili bir hak arama örneği de verdi. Her fırsatta insan hakları dendiğinde öncelikle Kürt Hakları’nı anlayan İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurup, şikayette bulunan tesettüre uygun giyinen bir öğrenci için, bakın mahkeme bile nasıl karar vermiş ?...
“Herkes dini inançlarına göre giyinme hakkına sahiptir. Ama her mesleğin de kendine özgü giyim kuralları vardır. İnsanlar istedikleri gibi giyinebilirler ama belli mesleklerin giyim kurallarına da uymak zorundadırlar.”
Bu örneği verdikten sonra SAYLAN anlatısını sürdürüyor: “İşte bu görüntüler 12 Eylül’ün komünist ideolojiye karşılık getirdiği yanlışlıklardan biri…”
Ve SAYLAN soruyor: “Laik düşünce bir ütopya mıdır ?... Özellikle bir hekim olarak insanlar arasında cinsiyet, ekonomik statü ya da dinsel ayrım bakımından, insanlara aynı hekimlik hizmetini sunuyorsak, biz laiklikten söz edebiliriz. Ama bu gerçekten böyle mi ?... Örneğin iyi giyimli birisi geldiğinde profesör ilgileniyorsa, şalvar-poturlu gelene; git, seni asistan görsün diyorsa… İşte bu yaklaşım insan haklarına da, laikliğe de, demokrasiye de, hekimlik ilkelerine de aykırıdır. İşte biz demokrasi, laiklik ve eşitlik ilkesini özümsersek, biz mesleğimizde karşımıza çıkan bu şarlatanlara gerekli yanıtı verebiliriz”

Suudi Arabistan’da yapılan uluslararası bir toplantıya katıldığında ilginç gözlemlerini de şöyle dile getiriyor SAYLAN:
“Toplantı Riyad’da çok güzel bir yerde, bahçesi bile halı kaplı bir yerde… Üstelik toplantıyı kral açıyordu. Ben neysem, oraya da o olarak gittim. Kimse de bana örtünün demedi. Çünkü ben turisttim. O gün beli açık Hindistanlı kadınlar vardı. Kral geliyor dediklerinde çok ince bir şekilde, kadınlara lütfen salona geçin dediler… Kralın gelişiyle salona geçirilişimize tepkiler geldi. Kral gittikten sonra yine kadın-erkek birlikte olduk.”
Ve SAYLAN, Amerikan sermayesinin Ortadoğu’da sürdürdüğü sömürü politikasına karşı, Arap toplumlarının bilinçlenmemesi için yaptığı bilimsellikle bağdaşmayan girişimlere de değiniyor. “Kuran ve İç hastalıkları, Kuran ve Dermotoloji diye her gün belli bir hekimlik konusunu, Kuran’la bağdaştıran bu hekimler ne Cezayirli, ne Tunuslu, ne Faslı… Mark, Dolar karşılığı konuşan Kanadalı, Amerikalı hekimlerdi… 5 gün süre ile bu anlı şanlı Amerikalı ve Kanadalı’lar Arabistan insanını kandırma konuşmalarını bizlerin tüm şaşkın bakışları karşısında sürdürdüler. Bakın sizin Kuran’ınızda her şey var, siz bunun dışına çıkmayın dediler, inançlarla, bilimi karşı karşıya getirdiler…”
İşte Ortadoğu’daki petrol savaşları Amerikalı’ya, Kanadalı’ya neler yaptırıyor ?... Acaba kendi ülkelerinin insanlarını da Ortaçağ’ın karanlıklarında tutmak için İncil’le, Bilim’i karşılaştırıp, aman sizler uyanmayın, bilime/gelişime açılmayın diyorlar mı ?...
Evet; din ayrı bir olgu, bilim ayrı bir olgudur… Ola ki biz bu ikisini günlük yaşamımızda iç içe sokarsak, gerçekten de bu ikilemden çıkamayız, yanılgıdan kurtulamayız… Düşünün bir kez; ölümün pençesine ha gitti, ha gidecek bir hasta, başında bir kadın hekim, ama hasta erkek diye hekim ona dokunmuyor bile… Ve bu hastanın öldüğünü düşünün… Bu hekim hanım şimdi na’mahreme dokunmadı diye cennete mi gidecek, yoksa göz göre, göre bir insanın ölümüne neden olduğu için mahkemeye mi ?...
İşte Tıp Dünyası’ndan bir kesit ve işte tartışmasız en büyük önder Kemal Atatürk’ün İlke ve Devrimleri’nin önemi… Laiklikin anlamı toplumsal yaşamımızın her alanında, özellikle de eğitim alanında uygulanırlığını yitirdiğinde ne denli geri sayımların başlayacağını düşünebiliyor musunuz ?...
Bilindiği gibi 18 Mayıs 2009 günü; çağdaşlığın simgesi Prof. Dr. Türkan SAYLAN son yolculuğuna çıktı… 6 Mart 1994 gününde onu ilk kez dinlediğim günden beri; O’nu izledim, söylemlerini ve eylemlerini övgüyle alkışladım… Ne yazık ki ülkemiz O’nun yıllardır kaygıyla dile getirdiği karanlık geleceğe doğru yol almakta… Ve ne yazık ki karanlığın önündeki en büyük engel o büyük kadın da artık aramızda değil… Kuşkusuz bedensel olarak aramızdan ayrıldı ama karanlığın dostları hemen sevinmesinler; O ardında pek çok TÜRKAN SAYLANLAR bırakarak sonsuz yolculuğuna çıktı…Onun gibi aydınlık hekimlerimizin çoğalması, gericiliğin karanlık yollarına saplanmamsı dileklerimle Çağdaş Türk Hekimlerinin Tıp Bayramı'nı kutluyorum...