Selma Erdal

Tüm Yazıları


Thales Efendi

  • 05 Eylül 2019 Perşembe


Yaşadığımız topraklar ilkçağlarda bilgeliğin,bilginin, düşüncenin temelinin atıldığı topraklardı. Bakmayın bugün FETÖ'nün izlerinin, izdüşümlerinin sinsice soluk alıp. verdiğine... Yine insan kaçakçılarının, mafia özentilerinin cirit attığına... Yaşadığımız topraklar İnsanlığın Düşünce Tarihi ya da daha doğru söyleyişle Felsefe Tarihi bağlamında çok önemli, çok ünlüdür.Gazetemiz Mavi Didim'in duyurduğuna göre de Miletos Felsefe Okulu üzerine bir film hazırlanmış; Miletos Okulu'nun kalıntılarının mekan olarak kullanıldığı Milet antik kentinde... Ne güzel!... Ne doğru bir iş!... Emeği geçenleri içtenlikle kutluyorum.
Televizyon ve sinema için yapılan kanlı mafia, zorba ağa, "sözde" ermiş şeyh, şıh ya da yalılarda geçen yüksek entrika dozlu krem karamel tabaka filmleri yerine; felsefi içerikli bir filme emek verilmesi övülmeye, alkışlanmaya değer. Umalım ki benzeri daha nice filmler yapılsın şu yedinci sanat kolunda...Ama şu Miletos yolunda yalnızca Felsefe okulu ve çevresindeki spor salonu ve hamam, kahraman denizcilerin anıt mezarları ve de nereyi eşelesen Tarih fışkıran topraklar yok kuşkusuz...Daha başka ne var?...Yaklaşık 50 yıldır topraklarına sahip çıkamayan, SİT alanı olarak duyurulduğu için topraklarının üzerine bir baraka bile kurmasına izin verilmeyen... Bununla birlikte kamulaştırma bedelini de bunca yıldır henüz alamamış olan... Dolayısıyla bu topraklara yalnızca buğday ekip, bir de tavuk yetiştirip, tavuklarının yumurtalarını satan Yörük kızı Esma Hanım var.
Kurban Bayramı'nda Miletos kendini görmek amacıyla ilk kez antik kenti gezmeye gittiğimizde tanıdık kendisini... Bir ağacın gölgesine oturmuş; zeytinlerini, soğuk sıkım yağlarını, tavuklarının yumurtalarını, bahçelerinde yetişen incirlerini satıyor. Ama kaygılı; çünkü topraklarına, toprağım diyemiyor, SİT alanı olduğu için, Güneş'in altında sığınabileceği bir kulübecik, bir baraka bile yapamıyor yasaklandığı için...
Babası sağlığında çok uğraşmış, pek bir savaş vermiş, yetkili olarak karşısına kim geldiyse onunla tartışmış, ama toprakları SİT alanı olarak tanımlanmış bir kere... Kuşkusuz o topraklarda sanki çıkarılmış olandan daha çoğu da var gibi yüzeyin altında... Yetkililer de haklı; toprağın altında TARİH saklı. Ama dün babasının verdiği savaşımı, bugün sürdürmekten yorgun düşen Esma Hanım da haklı... Gel bakalım bu problemi çöz Nasreddin Hoca (ne de olsa sen de felsefe adamısın sonuçta ve hani kadı olduğunda herkesi haklı bulduğun bir öykün var ne de olsa) ya da sen gel çöz bu problemi Thales Efendi!... Görelim bakalım; binlerce yıl öncesinden ileri sürüp, kanıtladığın Geometri problemlerinden de zor olan Esma Hanım'ın problemini çözebilecek misin o kadar da kolayca?...
*Çap çemberi iki eşit parçaya böler.*Bir ikizkenar üçgenin taban açıları birbirine eşittir.*İki doğrunun kesişme noktasındaki ters açılar birbirine eşittir.*Köşesi çember üzerinde olan ve çapı gören açı, dik açıdır.*Tabanı ve buna komşu iki açısı verilen üçgen çizilebilir.
Tamam bütün bu kuramları ileri sürdün, kanıtladın; o günlerden bugünlere, bizler de Geometri'yi öğrendik, uyguladık ama Esma Hanım'ın problemini çözmek nasıl olacak dersen; işte o problemde inan ki çuvalladık.Kadıncağızın yaşı olmuş 66... Babası bu problemin çözülüşünü görmeden, göçüp, gitmiş bu dünyadan olmuş rahmetli... Esma Hanım da pek bir kaygılı; benden sonra çocuklarım hepten beceremezler topraklar üzerindeki haklarını savunmayı... Hiç değilse şu kamulaştırma bedellerini ödeseler de gözüm arkada kalmasa diyor.
Miletos antik kentini adımlarken, binlerce yıl ötesine yolculuk yapıyor benliğim ama güncel sorunlarla boğuşan yöre halkının gerçekleri sanki bir tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne...Dokunulması yasak nice alanlara, Kazdağları'na, Salda Gölü'ne, Ramsar Sözleşmesi koşullarına göre sulak alanlar bağlamında dokunulmazlığı olması gereken Bafa Gölü ve çevresine yapılan saldırılar, üstelik de Devlet'in gözetiminde... Ve... Yasalar, yasaklar; yalnızca işte bu Yörük köylüsüne...
Miletos antik kentinin dibinde Balat köyü; şirin güzel, yeşil... Yapılaşma sürüyor, halk oralara yerleşmeyi seçiyor. Evler onarılıyor, ama toprakların altında ne var?... Bilinmiyor. Miletos kentinin görkemli günlerinde deniz buralara kadar gelmiş, sonrasında Menderes'in alüvyonları denizden iz bırakmamış. Ama toprağı biraz derin kazınca; karasu çıkıyormuş. Bu nedenle sağlam zeminde olan topraklar değerli. Halkın bir bölümü Yörük, bir bölümü de Çingene, ay pardon şey Roman... Nasıl da geçiyor bu ülkede zaman?... Toprak sahibi, toprağına sahip çıkamıyor; SİT alanı damgası vurulduğunda... Çingene'ye, Çingene diyemiyorsun; Küreselleşme Kuramı bağlamında, getirilen ÜÇÜNCÜ KUŞAK HAKLAR başlığı altında uluslararası tanımlamalar sil baştan yapılmış olunca...Gel be Thales Efendi; bu problemleri de çözüver bilgece... Benim kafam karıştı bu yaşananlar nedeniyle...Çünkü...Çingene'ye Roman dediler de ne oldu?...Sosyo-ekonomik ve sosyal-kültürel düzeyleri mi yükseldi?... Sosyal güvenceli, sendikalı, sigortalı işlere mi girebildiler?... Çocukları iyi eğitim alabilsin diye onlar için özel kontenjan mı ayırdılar?...Yoksa Suriyeliler'e tanınan ayrıcalıkların onda birini mi tanıdılar?...Hey gidinin kandırıkcı, aldatıcı, takiyyeci, ikiyüzlü küresel dünya düzeni, hey!...
İşte böyle Thales Efendi; senden önce, hiç kimsecikler söz söylemediğinde... Arkhe /İlk demek ne kolaydı değil mi o günlerde?... Sabahtan, akşama;bilgiye, bilime aç halkınla konuş, tartış, kuram ileri sür ve kanıtla...Ya bizler?...Bilimsel kuram ileri sürmek şöyle dursun, felsefik düşünmeye, konuşmaya, tartışmaya aç; "harem" ve "haram" tartışmaları arasında aydınlığa muhtaç ve de yetmezmiş gibi ekonomik dar boğazlarda aç bi ilaç yaşam kavgası verirken... Düşlere dalıyoruz işte; o dönemde yaşamak, yaşamakmış diyerek, Miletos kentinin kalıntıları arasında gezerken...Şanslı adamlarmışsınız vesselam!... Bugünlerin egemenleri ile tanışmadan; geçip, gitmişsiniz Miletos Felsefe Okulu'ndan...