İlter Gözkaya Holzhey

Tüm Yazıları


Terör Dili

  • 20 Kasım 2020 Cuma


Bir toplumu oluşturan insanlar aralarında dil ile anlaşırlar. Düşünce ve duygular iletilir, anlatılır. Belli bir anlamı vardır, gücünü o toplumun kültür birikiminden alır.
Dil diğer ülke ve toplumlara kapı ve pencere açan bir anahtardır. Bir ülkenin resmi dilini bütün vatandaşları iyi öğrenmeli. Azınlık grupların dilleri yasak edilmemelidir.
Sosyal medyada herkesin yazar, fotoğrafçı, gazeteci olma imkânı vardır. Eğer doğru kullanılırsa okul gibi, herkes birbirinden yeni bilgiler öğrenir, haber alır.
Bilhassa seçim kampanyalarında bazı politikacılar, öteki parti üyelerini, sözcülerini düşman eden, ötekileştiren dil kullanıyor.
Şu anda, Amerika’da başkan seçimlerinden önce halk kutuplaşmış durumda. Gücüyle diğer ülkelerin iç politikasına karışan, büyük bir devlet olarak etkisi var. Devletleri idare edenler de nefret dilini sosyal medya aracılığıyla anında iletiyor. Diğer insanlara kötü örnek oluyorlar.
Dünyaya örnek olan demokrasi ülkesi Almanya’da da politikacılar veya toplumda önder olan şahıslar da nefret diliyle karşılaşıyor.
Bavyera eyaletinde Protestan Kilisesi Başkan Heinrich Bedford-Strohm nefret diline alışmayacağız, diyor.
“Sizi karaktersiz olarak görüyorum. Gününüzü gün yapmaya bakın. Şeytanın Sizi alacağını, düşünüyorum.”
Bu, nefret bela açıklayan mesajlardan sadece biri, diyor. Çünkü sığınmacılar Ege Denizi’nde ölüme terk edilemez, Avrupa kurtarmalı, demişti.
Bir gazeteci, gezegenimizde seksen milyon sığınmak için yollara düşmüş durumda. Tek bir ülke hepsini alamaz, alırsa o ülkede de dengeler bozulur, kontrol kaybedilir, diye yazınca, nefret diliyle karşılaştığını söyledi.
Bir şahsa karşı nefreti olan, söyleneni dinlemeden, nesnel olmadan dil yarası yapıyor. Söz çıktığı anda geriye getirilemez.
El yarası unutulur, dil yarası unutulmaz. Kılıç yarası gider, dil yarası gitmez.
Dil kılıçtan çabuk öldürür. Dil bela getirir. El uzatılan yere, dil uzatılmaz.
Sosyal medyada tanınmayan kişinin sözü bir klikle yok edilir, ama tanıdığınız birisi ise üzülür insan.
Bir insan detaylara girmeden, genelleme yaparak, aşağılayarak haksız yere hakaret ediyor, ayrımcılık yapıyorsa, o şahsın ruhsal durumunda bir karmaşa var demektir.

Amerika başkanının torunu kitap yazdı. Çocukluk dönemini baba oğul sorununu, ırkçılığın aileden Alman aslından geldiğini, anlattı.Başkanın bu nedenle gezegende büyük bir sorun olduğunu izah etme cesareti gösterdi. Dedesi kitabın yayınlanmasına engel olamadı.Amerika’da hâlâ hakimlerin var olduğu görülüyor.
Yaşamında tedavi görmeyen, ruhsal sorunu olan, dramın üstü örtülen bir insanın bir ülkeyi idare etmesi tehlikelidir. Hele bu insanın dünya siyasetinde rolü, etkisi varsa felâket daha büyüktür.
Alman filozofu Immanuel Kant’ın dediği altın kural olarak insan ilişkilerine temel kanun olarak yerleşmelidir.
“Size nasıl davranılmasını istiyorsanız, Siz de başkalarına öyle davranın.”
O halde, bize söylenmesini istemediğimiz sözü, başkalarına söylememeliyiz. Öfke ve korku duyguları, düşünceleri kontrol etmeyi önler.
Bu nedenle insan mantıklı, düşünemez. Söylenene nesnel bakamayan insan, karşısında savaşması gereken düşmanı görür.
Sorumlular sosyal medyayı kontrol altına almaya çalışıyor. Kendi kimliğini, fotoğrafını kullanmayanlara cevap verilmemeli.
Ülke, dernek, vakıf, parti gibi önemli kurumlarda baş olanlar sözlerine, davranışlarına dikkat etmelidir. Ailede, okulda çocuk kendisine söyleneni yapmaz, anne babanın ve öğretmenin yaptığını yapar, söylediğini söyler.
Gücü elinde olan siyasetçiler nefret kusarsa, ruhsal sorunu olan gençler ellerine bıçak veya silahı alırlar.
Fransa başkanı Macron’un radikal dinci saldırılardan sonra açıklamasında dili zehir gibiydi. Müslüman gençleri teröre itme niteliğindeydi. Aileler çocuklarına, gittiği yerlere, arkadaşlarına dikkat etmeli.
Viyana’da saldırıdan sonra Avusturya başkanı Kurz’un konuşması ise mantıklı, birleştirici nitelikteydi. Mücadelenin teröre karşı olduğunu, Müslümanlara ve göçmenlere ayrımcılık yapılmamasını, onların da ikinci sınıf vatandaşı olmadıklarını seçtiği kelimelerle, kullandığı sözle örnek olacakşekildeydi.
İnancı İslâm olan, o kültüre sahip olan vatandaşlar dinin terörle birlikte kullanılmasına karşı gelmelidir. Çünkü toplumda detaylara girmeden İslâm düşmanlığı yapılıyor. Ben lâik sisteme inanıyorum, diyenler de nefret diline karşı koymalıdır. Zira siyasete alet edenlere karşı güçlü, birlikte çıkmalıdır.
Dinî inanç özeldir, lâik sisteme inanıyorum. Mustafa Kemal Atatürk’e bunun için de minnettarım. Fakat İslâm’ın terörle birlikte anılmasında köyümüzün, şehre göçten sonra mahallemizin tek hocası olan, bilim dostu dedem Galip Hoca adına çok üzülüyorum. Çünkü İslâm kavramını terörle birlikte kullananlar ya farkında olmadan ya da bilerek bilhassa teröristlerin dilini kullanıyorlar.
O halde, İslâm dini kötü dil ve ellerden, siyasete alet edenlerden kurtarılmalıdır. Din, dil hürriyeti olmadan, demokrasi de işlemez.
Hoşça kalın!