Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Tam bağımsızlık ruhu yaşamalıdır

  • 03 Aralık 2018 Pazartesi


Gelelim 1919 ruhuna. Bu ruh öyle bir güçlü ruh olarak doğdu ki, ülkemiz dört bir yanıyla dünyanın en büyük eşkıyaları tarafından sarılmış ve nefes alamaz hale gelmişti. Koskocaman bir imparatorluk olan Osmanlı, bu yıllara gelindiğinde, etrafını çevreleyen bu emperyalist devletlere boyun eğen, koskocaman anlı şanlı dünyanın biat ettiği bir büyük devletin, sinerek kenara çekildiği günler ile, imparatorluğun başında bulunanlar, kendi kurtuluşları için, ülkesini satarak, bağımsızlığını onların himayesine vermişlerdi. Kısacası, bağımsızlığını kaybeden bir imparatorluk, 1919’da başlatılan milli mücadele ile tam bağımsızlığının temellerini atmaya başlamıştı.

Bunlar gerçeğe dönüşürken, yaşananların içinde olumlu çalışmaların yanında, bu işi hazmedemeyen karşı görüşler elbette konuyu farklı açılardan değerlendirerek, bu mücadeleye köstek oldular. Bu köstek olma olgusu ile, o zaman yapamadıklarını, şimdi arkalarına aldıkları destekçileri ile kocaman Türkiye Cumhuriyeti’ne kafa tutmaya çalışıyorlar. Bu kadar bile sesleri yükselmeyecek aslına bakılırsa ama, onların da arkasında bir zamanlar mücadeleden paylarını alanların desteği olunca işler farklı gözüküyor. Umut ediyorum ki, bu güçlü devlet kurulurken de, şimdi de kimsenin hegemonyasına ve baskısına aldırmadan gücünü kanıtlamış, tam bağımsızlığını kazanmıştır.
O zamanın imkansızlıkları ile başlayan bu mücadele, 1920 tarihinde kurulan Cumhuriyet rejimini ortaya çıkarmıştır. Bu rejimin ardından yapılan mücadeleler ile de, devletin geleceği olan zeminin sağlamlaştırılması için çalışılarak, tarımdan, sanayiye kadar, o zamanın şartlarıyla yenilikler getirilmiştir. Büyük mücadeleden çıkan ve elinde avucunda üç kuruşu kalmayan bir ülke olarak, kısa zamanda fabrikalar kurulmuş, tarımda gerekenler yapılmış, hayvancılıkta ve üreticilikte başarı sağlanmış, ülke çağdaşlaştırılmıştır. Milli Mücadele ile ülkenin sınırları çizilmiş, bayrağı ve milli marşı kabul edilmiş, tam bağımsızlığı ise tüm gelişmiş ülkeler tarafından kabul görmüştür. Kanıtı ise Lozan kayıtlarında mevcuttur. Arzu edene okutabilirim.
Bu ülke kurulurken, sadece sarayın çevresinde bulunan halk tarafından mücadele gösterilmemiş, ülkenin dört bir yanında bulunan ve bu ülkenin geleceği için her türlü riski göze alan, hatta ayrım yapmadan, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Kürt’ü ile birlikte savaşarak kazanmıştır. Bu ülke için mücadele verenler, omuz omuza mücadele ederlerken, dinlisi dinsizi, Müslüman’ı gayri Müslim’i, rengi her türlü olan insanlar tarafından başarılmıştır. Henüz bunca sene okumadan nasibini almamış kişiler varsa, bunları iyi okumalarını tavsiye ederim. Tarihi iyi okumalarını ve bu ülkenin nerelerden geçerek bu şekle geldiğini, kaç kişinin bu uğurda savaş verirken, bayrağına renk veren kanını toprağa akıttığını anlamalılar. Umarım ki, bunu anladıklarında, ülkemizin nereden ve ne şekilde kurulduğunu, ayrıca kafa karıştıranların ne demek istediğini iyi anlayacaklardır.