Selma Erdal

Tüm Yazıları


Şükürler Olsun ki

  • 01 Ekim 2018 Pazartesi


Ne yediğiniz lokmaya...Ne yaşadığınız doğaya...Saygısızlık etmeden...Yoklayın belleğinizi...Kan damlalarından çıkmadı mı zaferlerimiz,utkularımız?...Yayılmadı mı dalga dalga tüm Anadolu'ya?Doğu'dan, Batı'dan,Kuzey'den, Güney'den kenetlenen ellerle;giydirilmedi mi kefenler yedi düvele?...Öyleyse bugün niye; Albayrak'dan başka renklere yüreklerde yer aramak?Böylesine çılgınca "Ne Mutlu Türküm Diyene" ilkesini karalamak?Andımız olsun bundan böyleGelin; ister yoldaş olalım,ister dadaş, ister kardaş, ama öncelikle TC uyruklu yurtdaş...Bizimdir yedi bölge, yedi bahar...Bu ülke bize ne geniş, ne de dar...Dostlarımıza kapılarımız açık,Lozan'ı saymayanlarıysa;ulusumuza etmeyelim yar!...
Ama ne yazık ki bugün ülkemiz değil yedi bölge, yedi bahar...Bugün ülkemizde sel var, toprak kayması var, dere yataklarına yapılan konutlarda çamur, balçık var...Oysa ki NASA yaklaşık 30 yıl önce uyarmışdı ülkemizi; TÜRKİYE ÇÖLLEŞİYOR diye...Ne yazık ki NASA'nın sözleri, olmadı kimseciklere tasa...Dört mevsimin doğasında, dengesinde yaşayan ülkemizde artık kopuyor tropik fırtına...Üstelik de Lozan'ı saymayanların elinde maliye, onların elinde kasa...Şükürler olsun ki bizler umutluyuz yine de...Bu topraklarda TÜRK; neden ürkdü ki?...

Trump bu tepesi atar; ülkeleri tehdit eder.Aklı ters teper; dün düşman diye bildiğiyle, bugün aşk yaşar.İşte Kuzey Koreli Kim Jong ile mektuplarla başlayan TRUMP'ın aşkı...Sizler Rusya, İran, Türkiye, Almanya ve Fransa; gelirseniz biraraya...Uzakdan da olsa destek verirse Çin sizin birlikteliğinize...Trump çılgınının; duyguları değişir, düşmanıyla sevişir,dost saydıklarıyla savaşır. Dolar bir yükselir, ardından ekonomide dalgalanmalar; başlar kaygılar...Kimilerine göre ülke batıyor, ama yine de yüreğimiz atıyor,iktidar coşuyor, muhalefet susuyor...Şükürler olsun ki ilk vurgunu atlatmışısız;AKBAŞKAN söylüyor. O söyleyince karınlar doymasa da, yüreklere su serpiliyor.Biz daha ne vurgunları göğüslemeğe hazırız evvelallah...

Yazılar yazıyoruz; ülkemiz, ulusumuz, geleceğimiz, doğamız ve yeni doğan bebeler için...En çok kedi-köpek severler kızıyor bize..Yetmezmiş gibi eşcinseller de yazdıklarımıza kızıyor. E kolay mı?...Dünya onların yüzü suyu hürmetine dönüyor?... Olur mu öyle şey derseniz;onlar öyle sanıyor.Geçtiğimiz günlerde şöyle bir paylaşım denk geldi gözlerimize;araştırma yaparken şu sanal ortamda...Meğer onların da paylaşımlarında adımız geçiyormuş:

*(Gazetelerin LGBTİ+ gündemi için bugün Posta gazetesinden bir haber ve Aydın’da yayımlanan Mavi Didim gazetesinden bir köşe yazısı seçtik.
Mavi Didim’de Selma Erdal’ın “Dönüp duran dünya” başlıklı köşe yazısı en temel insan hakkı olan yaşama hakkını yok sayıyor ayrıca homofobik ve türcü bir dile sahip.
Erdal şöyle yazıyor: “Aman aldırmayın siz bana; bakın dalganıza, kedilerinizi, köpeklerinizi, eşcinsellerinizi ve Cumartesi Annelerinizi sevin, onlara söz söyleyenlere sövün, gerekirse dövün... 1980 öncesinin solcuları, devrimcileri gibi Meyhane köşelerinde; ülkeyi değil ama kedileri, köpekleri, eşcinselleri kurtarın ‘onların da yaşama hakkı var’ diye vereceğiniz beyanatlar eşliğinde...”

Bir diğer haberimiz Posta gazetesinden. Gazete “Kraliyette bir ilk” başlıklı haberinde İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in kuzeni Lord Ivar Mountbatten’in hemcinsi ile evliliğini görmüş.
Haber Mountbatten’in üç çocuğunun olduğu, 2011 yılında boşandığını ve 2016 yılında da eşcinsel olarak açıldığı bilgilerine yer veriyor. Haber şöyle devam ediyor. “Bu; Kraliyet Ailesi'ndeki ilk eşcinsel evlilik. Ancak düğüne ne Kraliçe ne çocukları ne de torunları katılmadı.”
Kaos GL Derneği 9 yıldır lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslerin (LGBTİ) medyada yer alış biçimlerini izliyor. Her yıl yayınladığı medya izleme raporları ile hem medyadaki ayrımcı söylem, nefret söylemi, nefret suçu ve önyargıya dikkat çekmeye çalışıyor hem de medyada seyri takip ediyor.Derneğin 2017 yılına ait Medya Raporu'na buradan ulaşabilirsiniz.)
İşte böyle, böyle...Başımızda TCK'nın yasakları sallanırken Demoklesin Kılıcı gibi; bir de kediciler, köpekçiler ve dahi eşcinseller radarlarına aldı bizi...Şükürler olsun ki kimi köşe yastıkları gibi yazılarımızla "kalem satıp, para kazanma" amaç ve hevesimiz yok...Amma ve lakin yazdıklarımızı sevmeyenler; sanki kolayından kahraman yapacaklar bizi... Aydın Gazetecileri'nden ödül alamadık ama...Bu gidişle eşcinsellerin 2018 yılı Medya Raporu'na gireceğimiz besbelli...

Kendimizi bildik bileli; ulusca enflasyon ve ekonomik sorunlar içinde debelenip duruyoruz.Bu sorunlarımıza karşı savaşmak için ne yazılar yazdık, ne yazılar?...
İşte bir kaç paragraf geçmiş günlerde yazdıklarımızdan:
"Biz Türkler; Dünya cenneti bir ülkede yaşıyoruz. Doğal kaynaklarıyla, iklim koşullarıyla Tanrı/Doğa vermiş de vermiş… Ama bizler bu varlıklarımızı görmezden gelip, gözü çöplükte çapkınlar gibi, sürekli yabancı mallara özlem içindeyiz.İç pazardaki malların fiyatlarını denetlemek için ithal ikamesine girişiyoruz, ardından yerli üretimimiz gerilemek şöyle dursun, bütünüyle pazardan siliniyor. İşte çikita muz ve neredeyse yok olan Anamur muzu örneği… İşte Amerikan pirinci ve Trakya’nın kuruyup giden çeltik fabrikaları…İşte tütüncülüğümüzün öldürülüşü, pazarımıza giren Japon ve Amerikan tütünleri… İşte kuş gribi bahanesiyle köy tavukçuluğunun bitirilişi… İşte Bursa zeytinciliği üzerine son yıllarda oynanan oyunlar… İşte açık süt içilmesin kampanyasıyla, dev şirketlerin Pazar payının artışı… Her şey; rahmetli Kemal SUNAL’ın “Küçük Bakkal, Süpermarkete Karşı” filminin öyküsü gibi… Sonuçta; küçük ve belki de orta ölçekteki işletmelere yaşam hakkı tanımama, uluslararası ya da ulus-ötesi Dünya devlerinin açık pazarı olma yolunda hızla yol alışımız…
Sözün özü, ulusal kimlik arayışlarında sapmaları olanlar için kullanılan, Orta Asya’dan atalarımızdan bir deyim bu ama; bu kez ekonomi bağlamında kullanılsa yerinde olacak gibi… İşte şöyle demek istiyorum: EY TÜRK ULUSU, TİTRE VE KENDİNE DÖN… Kendi kendine yeterli ekonomini yeniden canlandır, sanayileşme ve kentsel yerleşim alanlarına dönüştürerek topraklarını kirletme… Yerli malı kullanmanın erdeminden söz et yetişen çocuklarına… Ve üretmeden tüketmenin bir yanılgı olduğunu, sonuçta dışarıya avuç açmanın zorunluluk olacağını anlat… Ve de ÜRETİM TOPLUM MODELİ’ne ulaşmayı ilke edin, çok gelişmişlerin/sömürgenlerin açık pazarı olmayı değil…Yoksa bu karmaşık ortamda, düzen arayışlarındaki düzenbazların elinde; ekonomik bağımsızlığınla birlikte, ulusal bağımsızlığın da sözde kalacaktır."

Biz bu içerikde yazılar yazdık da ne oldu?...Yine saldırdılar, yine kızdılar, yine öfkelendiler...Sonuç olarak işte o saldırganlar;bizlerle birlikte yaşadığımız bu günleri de gördüler...Umalım ki onlar da aydılar, aydınlandılar; bize, bizden başka kimse ne yar, ne yardımcı olabilir; bunu acı da olsa anladılar. Ne yazık ki düşmanlarımız karşımızda bir kez daha cephe kurdular.Şükürler olsun ki yine de ülkemizi ele geçirip, ulusumuzu teslim alamadılar... Yokluk içinde bir Kurtuluş Savaşı veren Mustafa Kemal ve Askerleri gibi; bu ekonomik savaşdan da zaferle, utkuyla çıkacağız evvelallah...Sakın yitirmeyin umutlarınızı...Biz yerel seçimlerin ardından gelebilecek yeni bir yüzde ellilik zamla bile yere serilecek ülke değiliz!...