Selma Erdal

Tüm Yazıları


Sudan Sözler

  • 17 Aralık 2018 Pazartesi


Uygarlığın gelişmesiyle birlikte suyun yeryüzündeki doğal akışı etkilenmekde, suyun niteliği olumsuz yönde değişmektedir.Suların kullanma ya da elektrik enerjişi üretme amacıyla barajlarda, göletlerde biriktirilmesi, su dağıtım düzeneklerinin kurulması, kentsel alanlarda ve sanayide kullanılan suların kirlenmesi, sonrasında da arındırılmadan doğrudan doğaya verilmesi...Bütün bu eylemler suyun niteliğini bozmakda, daha açık bir anlatımla suyun kirlenmesine neden olmaktadır.Su kaynaklarının kullanımı sonucunda, suyun niteliğini düşürecek biçimde;suyun içine organik, inorganik, radyoaktif ya da biyolojik maddelerin karışması suyun "kirli" olarak tanımlanmasına neden oluşturmaktadır.Ve suyun içine katılan deterjanlarla kirletilen sular; kanalizasyonlar aracılığıyla geri atıldığında yine kirlilik oluşmaktadır.Doğrudan insan eylemleri sonucu oluşan bu tür kirliliklerin yanı sıra, yine insan eylemlerinin, uğraşlarının etkisiyle ama doğal yolla bir başka kirlenmeden de söz edebiliriz. Ki bu da tarımsal ilaçlama sonucunda oluşan kirlilikdir. Örneğin; tarımsal ilaçlama sonrasında, yağan yağmurların bu ilaçları toprağa indirmesi, oradan da su kaynaklarına karıştırmasıyla su kaynakları kirlenmiş olur.Ne yazık ki su kaynaklarının insan uğraşları sonucunda kirlenmesiyle; suyun doğal yapısı bozuluyor, bu bozulma da uzun dönemde insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyor.Elbette ki yalnızca insan sağlığını değil su kaynaklarında yaşayan tüm canlıların, özellikle de balıkların sağlığını etkiliyor, onların zehirlenmesine neden oluyor.Tarımda kullanılan kimyasal gübre ve ilaçlar; su kaynaklarını kirletiyor.Kuşkusuz suyun kendi, kendini temizleme gücü var ama biz bu gücünün üstünde sürekli bir kirlilik yaratırsak, su kendisini temizleyemez, arıtamaz. Bilindiği gibi suyun içindeki canlılar suyu arıtırlar.Ama sanayileşme ve kentleşme ya da tarımsal ilaçlama sonucunda aşırı bir kirlilik varsa, suyun arıtılması olanaksızlaşır.Dolayısıyla su kirlenmiş olur, kullanılmaz olur.Kentlerde kullanılan sular arındırılmadan su kaynaklarına geri veriliyor.Ve sanayi bölgelerinde kullanılan sular da arıtılmadan su kaynaklarına geri veriliyor.Özellikle sanayide üretim aşamasında kullanılan sulara çeşitli organik, inorganik, kimyasal içerikli pek çok yabancı madde karışıyor.Bu sular da doğaya bırakıldığında başta insan olmak üzere, doğada var olan tüm canlılar bu kirlilikden etkileniyor.Kömürle çalışan santrallerde bacadan çıkıp, havaya yayılan zehirli gazlar yağmurla yeniden yeryüzüne dönüp su kaynaklarına karıştığında kirlilik yaratıyor.Ve deniz araçları; denizin suyunu kullanıyorlar.Kullandıkları suları da kirletilmiş olarak denize geri veriyorlar.Örneğin; suyu boşalttıkları yerler sığ, derin olmayan sularsa kirlenme daha da hızlı bir biçimde gelişiyor.Su taşıtlarının yaptığı kazalar, kirliliğin bir diğer yönünü oluşturuyor.Kaza sonucunda denize akan petrol, denizin doğal dengesini olumsuz yönde etkiliyor.

15 Aralık 2018 günü Cumartesi'den, Pazar'a dönerken zaman, gece yarısı başlayan şiddetli yağmur ve ardından sel altında kalan Didim sokakları, caddeleri...Ve çamur, balçık yüklü sellerin denize karışması...Didim; kırsal yapışından giderek uzaklaşıp, kentleşme "ama çarpık bir kentleşme" yönünde hızla yol alırken...Ne yazık ki su kirliliği Didim'in gözardı edilen bir derdi...Çünkü Didim oldukça yağış alan bir yöre...Ve Didim'in sokaklarına, caddelerine sürekli asfalt döküldükçe... Toprak suyu içine çekemiyor, toprak suyu ememiyor, oluşan sellerle yağmur suları denize akıyor. Üstelik de çamuru da içine katarak, denizin de kirlenmesine katkıda bulunuyor. Oysa asfalt yerine, parke taşlar, Arnavut kaldırımları döşense yollara...Toprak da içine çekse yağmur suyunu doya, doya...Hem yeraltı suları artar, hem de toprağın verimi... Üstelik Didim'in içilebilir nitelikde su kaynakları bulunmadığı gerçeği de dururken karşımızda...Su ALTINdan da değerlidir, PETROLden de değerlidir;yalnızca insan sağlığı değil, tüm canlıların sağlığı söz konusu olunca...Ülkemizde naylon torba üzerinden çevreyi kurtarma girişimleri gündeme gelmişken; sudan sözler de etmek gerekir dedik eğer çevre için kaygılanıyorsak...Su önemlidir yaşamda kalabilmek için...Öncelikle solunabilir hava, sonrasında içilebilir su gereklidir...Sonrasında besin, sonrasında para...Ama insan türü parayı koyarsa ilk sıraya; ne yazık ki ne solunabilir hava, ne içilebilir su...Tezden gelir insan türünün sonu...