Selma Erdal

Tüm Yazıları


Şu Amerikalı Dediğin

  • 28 Ağustos 2018 Salı


Yazar Ernest Hemingway YAŞLI ADAM VE DENİZ kitabına ilişkin demiş ki..-Kitapda sembolizme ilişkin hiç bir şey yok...Deniz bildiğiniz deniz, yaşlı adam da yaşlı adam...Kitapdaki köpekbalıkları, denizdekilerden daha iyi veya daha kötü değiller.İnsanların kitapda buldukları sembolizm örnekleriyse zırvadan ibaret.
İşte bu nedenle; öykünün içinde define ararcasına, kendilerince bulmaca çözüp, anlamlandırma yarışına girişircesine beyni zorlayıp, totosunu yırtan entel-dantel varlık...Oku işte kitabı; karışma başkalarının kitap okurken canlandırdığı düşlere eğer kitabın yazarı bile bu sözleri söylüyorsa...Bulmaya ya da yaratmağa çalıştığın imgeler bağlamında düşünsel düzeyde kendini daha yüce, kitapda senin bulduğun imgeleri bulamayan okurları da daha cüce görme giişimlerini koy bir kenara...Kimsenin seni ve sözlerini ırgaladığı yok aslında...Üstelik bir Amerikalı yazdığı kitap üzerine, ya da dünya düzenine ilişkin bir söz söylüyorsa; ne diyorsa o...Değil mi ki odur Dünyanın Efendisi, Lordu; senin düşünceni kim sordu?... Sen ne hakla onun yazdığı kitap ya da söylediği söz üzerine yorum yaparsın bre gafil?...

Bununla birlikte bazı Ameriklaılar da vardır ki sanki onlar birazcık daha mı insancıl ya da daha mı gerçekçiler, ne?...İşte böyle bir Amerikalı tehlikenin tanımını, Amerikanca dilinde bakın nasıl yapmış?...
- DANGER: Mouth operates faster than brain.
Türkçesi ile değerli okurlar demiş ki:
-TEHLİKE: Beyinden daha hızlı işleyen ağız
Ve bu tanımı yaparken bilin bakalım kimin fotoğrafını kullanmış?...
Elbette ki TRUMP'ın...Siz bu soyut tanımı somutlaştırmak isterseniz ülkemizden kimin fotoğrafını kullanrdınız acaba?...
Öyle çok ki dediğinizi de duyar gibiyim bu arada...Ne de olsa bizim "dün, dündür...bugün de, bugündür" diyen Demirel gibi bir büyüğümüz, düşünmeden vara yoğa sözler söyleyip, sonra da tükürdüğünü yalayan nice değerlilerimiz varken...Sözlerle, fotoğraf eşleştirmesini yaparken pek çok seçeneğiniz olacağı kesin...
Yine Anthony Douglas William adlı bir Amerikalı demiş ki:-Knowledge comes from learning.Wisdom come from living.İşte bir başka iyi Amerikalı olsa gerek bu herif de...Kötü olsaydı şerif olurdu besbelli... Ve acımadan vururdu zencileri...Türkçesi ile demiş ki:-Bilgi öğrenmekden gelir. Bilgelik yaşamdan gelir.Hani der ya bizimkiler de"çok okuyan mı, çok yaşayan mı bilir?"...İşte bu sözlerin benzeri bir değerlendirme...Eğer kişi; Yunus gibi, Mevlana gibi, Hacı Bektaşi Veli gibi bilgece yaşamışsa, elbette ki çokça yaşamışlığının değeri olur, çok kitap okumuşların bilgiçliği/bilmişliği kadar. Ama kişi yaşama amiyane deyişle "öküzün trene bakdığı gibi" bakmışssa, cehalet kervanları katar, katar onun kişiliğinden geçer.Edebi ve felsefi sözleri bırakalım bir yana, çevreci geçinen pek çok Amerikalı da SU üzerine sözler söylemiş...Ortadoğu'da "petrol için savaş" çıkarmış gibi yapan, işin gerçeği özellikle bizim Fırat ve Dicle nehirlerinin, bereketli Mezopotamya topraklarının peşinde olan Amerikalı da SU için diyor ki:
-Water is life...Water is a right...We are water...
Türkçesi ile dostlar çevreci Amerikalı diyor ki:
-Su yaşamdır...Su hakdır...Biz suyuz...
Çünkü Amerikalı biliyor ki bedenimizin yüzde 70'i sudan oluşmakdadır.Çünkü Amerikalı biliyor ki yaşamak için öncelikle gerekli olan oksijeni bol solunacak hava ise, ikinci gerekli koşul da içilebilecek su...Su yoksa;yaşam da yok...Su yoksa insan da yok...Bunları Amerikalı biliyor da Türk bilmiyor mu?...Kanımca yeterince bilmiyor olmalı ki SU ve Türk arasındaki ilişki için de bakın neler söyleniyor?...
-Su akar, Türk bakar...
-Türk su gibidir,girdiği kabın şeklini alır...
Ey Türk; akıllı geçinen Türk... Atatürkün değerlendirmesine göre; zeki olan Türk!...İster bilgili ol kitaplarla, ister bilge ol yaşamın sunduklarından kendine süzdüklerinle...Ama öncelikle suyun değerini bil...Ülke topraklarında gürül, gürül akan nehirlerin, akarsuların, göllerin değerini bil...Amerikalı'nın çıkaracagı Su Savaşları çok yakında,kapında...Çünkü Dünya genelinde içilebilir su kaynakları giderek azalıyor...Sen ise en değerli doğal kaynağının, en değerli yaşamsal varlığının değerini bilmiyorsun; suyunu kirletiyorsun, boşa harcıyorsun. Yalnızca yer altı ve yer üstü madenlerin, altınların, henüz çıkarılmamış petrollerin için değil, en çok da içilebilir su kaynakların için çalacak kapını, özellikle de güçsüz düşersen parçalayacak yurt topraklarını, yıkacak devletini... Kim mi?...Elbette ki Amerikalı...Yaşadığın ülke; insanlığın tarımsal üretime ilk başladığı, verimli toprakların bulunduğu Coğrafya'da...Okudum, üfledim...Yeşil sarıklı, ermiş çarıklı...Gelir beni kurtarır deme...Allah'a dilediğince dua et ama siyasal olarak akllıca düşün, uluslararası güçlerin kedi-fare oyununda kimliğini yitirme...En önemlisi de ATTİLA'dan, ATATÜRK'e;dünya genelinde gelmiş, geçmiş en büyük BAŞKUMANDANLARIN ordusundan gelen askeri bir güç olduğunu sakın unutma!...Sana kurulmuş ya da kurulacak olan tuzaklarda eriyip, gitme...Askerin iman gücü; silahı bırakıp beş vakit namaz kılmakla değil, iman gücüyle ülkesi için savaşmakla, yurt topraklarını düşmana çiğnettirmemekle yücelir...1920'lerden beri düşman gözünü dikmişken yurduna;sen Muhammedin ümmeti olabilirsin ama, öncelikle ATTİLA'nın ve MUSTAFA KEMAL'in askerisin, bunu sakın unutma!...
Amerikalı'dan söze girmişken, tek düşmanın o değil ki; işte gözünü dikmiş topraklarına Rus da, Yunanlı'yı kışkırtan İngiliz de...Ve Alman'la Fransız'ın iştahları hep kabarık değil mi ülkenin kaynaklarına?...
Amerikalı dediğin; kim mi?...En çok 300 yıl öncesinde...Başta İngiltere olmak üzere, Avrupa ülkelerinin başından atdığı, kobay gibi vahşi yeni kıtanın topraklarına bırakdığı...İpten, kazıkdan kurtulmuş; katil, cani, hırsız, arsız, soyguncu, fahişe topluluğundan üreyen...Amerikalı bir halk diye insanlığın başına bela olarak türeyen yetmişikibuçuk milletden oluşan bir halk... Ne yazık ki kalmıyor yemediği hiç bir halt...Dünya genelinde hiç bir ulusa, devlete vermiyor rahatlık...
Freud'a göre de... Türkün atasözlerine göre de... Genetik miras, soya çekim...Armut dibine düşer, soyunu şey ettiğim; soyuna çeker...Böylesine bozuk karakterli bir toplulukdan; işte böyle acımasız katiller türer. Ve huzur vermez Dünyalılar'a... Bir türlü çekip gidemediler Mars'a...Gözlerini dikmişler Edirne'den Kars'a kadar bizim topraklarımıza...Ülkemizde pek çokları da minnettar kalıyorlar onlara; Amerkan Doları'nın yükselişi nedeniyle...Ülkemizde en birinci sektör; inşaat sektörü olduğundan beri...Tarlalar, ormanlar, meralar talan...Toprağa gömülen demir, çimento...Durum böyle olunca; bizim AKBAŞKAN'a kızan şu Amerikalı Dolar ile canımızı yakınca...Yayılan söylencelere göre; yapılaşma girişimleri yavaşlamış, yükselen yapılar, tamamlanamadan yarım kalmış...Çünkü kurnazlar; Amerikan Doları'na endeskli demir ve çimento fiyatları üzerinden rant sağlamak amacıyla, mallarını stoklamış, piyasada çimento ve demir satışları durmuş.İşte bu stokçu kurnazlar; Amerikalı'nın Dolar oyununu pek sevmiş...Hele bir de erkene alınırsa yerel seçimler; seçimlerin ardından yeniden Dolar alır başını gider, bu kurnazlar da vurgunda sınır tanımazlar, kasaları dolar taşar.Velhasıl...Bundan yaklaşık 300 yıl öncesinde; Osmanlı Sultanları Akdeniz'i çevirince Türk gölüne, baharat yolları aramak amacıyla kendine yeni yollar arayan Avrupalı...Eğer ki bulmasaydı Amerika adını verdiği bu yeni kıtayı...Ve Tanrı yaratmamış olacakdı onu, dolayısıyla da başımıza bela olmayacakdı şu Amerikalı...Ve belki de yıkılamayacakdı Osmanlı...Ne geldiyse başımıza rehavetden...Ne geldiyse başımıza şişinmekden, kasılmakdan... Ve dünde yaşananları iyi bilmezsek, Tarihsel gerçekleri kavrayamazsak, dostumuzu, düşmanımız ayırd edemezsek...Bilin ki kurtulamayacağız asılmakdan...Çünkü Amerikalı'nın istekleri (topraklarımız bağlamında) ve de istedikleri (egemenlerimiz bağlamında) ne yazık ki hiç ama hiç bitmiyor...Aman ne olur; tez günde aklımız gelsin başımıza...Kan katılmasın tatlı aşımıza... Şu Amerikalı dediğin belalı halkın elinden...