Selma Erdal

Tüm Yazıları


Sözümüzü Sakınmadan

  • 26 Mart 2018 Pazartesi


Didim Devlet Hastanesi'ne bir kardiyolog atanmış yakın bir geçmişde...Tam atamanın gerçekleşdiği dönemde; henüz işbaşı yapmadan, Japonya'dan iki yıllık burs kazanmış ve oraya gitmiş. Sağlık Bakanlığı da gidenin yerine yenisini atayacağına, kadroyu iptal etmiş. Bu nedenle Didim Devlet Hastanesi'nde; kalp-damar hastaları için bir kardiyolog yok.Olmadığı için de hastalar Aydın Devlet Hastanesi'ne gitmek zorunda kalıyorlar.Üstelik kardiyolog ataması yapılacak diye, o dönemde Didim Lions Kulüp Üyeleri; kardiyoloji polikiliniğinin teknolojik donanımı için her türlü araç gereci de armağan etmiş hastaneye...Ama her şey boşuna; uzman hekimi olmayınca alınan araç gereçler atıl bırakılmış, hiç kullanılmadan bir odada kala kalmış.Hani şu Didimli AKP milletvekilleri var ya... İşte onlar ikinci baharlarında şarkılarla, türkülerle yaşamlarına renk katan kadınlara kafayı takacaklarına; enerjilerini Didim'e bir kardiyolog atanması için harcasalar nasıl olur acaba?...Gerçi Aydın Devlet Hastanesi'nden, haftada iki gün (Salı ve Perşembe günleri) olmak üzere bir kardiyolog hekim gelecekmiş ama...Nereye kadar?...Akıtma suyla değirmen dönmez ki...Bunca ikinci baharını yaşayan genç; Didim'i kendine yaşam alanı seçtiğine göre...Ve onlar da Didim'in gayrisafi milli hasılasına katkıda bulunduğuna göre...Öyle değil mi ya?...Evler alınıyor; Didim'e yatırım... Evlerin vergisi Didim'e katkı...Bankamatiklere yatan maaşlar; Didim'de harcandıkça,Didim esnafına oluyor ekmek parası...Öyleyse ne yapılmalı?... İkinci baharını yaşayan gençlerin sağlıklı bir yaşam sürebilmeleri için her türlü yatırım özellikle ve ivedilikle Didim Devlet Hastanesi'ne yapılmalı...Yoksa İngiliz emeklileri kaçırıldığı gibi,bu ülkenin emeklileri de Didim'den kaçar.Onca yapılaşma, onca toprak talanı boş kapasite olarak, atıl kalarak; tıpkı kardiyoloji polikliniği için alınan araç ve gereçler gibi heba olmuş olur. Dediğim gibi; eyy AKP'nin saygıdeğer miletvekilleri, kadınların şarkılar söylemesine değil de, Devlet Hastanesi'ne bir kardiyolog atanması için gereğini yapınız...Halkımızın gönencini, sağlıklı yaşaması için gerekli koşulları sağlayınız...Bu çok önemli sorunu sunalım bilginize ve ilginize...
Adamın biri, Ağrı Doğubeyazıd'dan gelmiş...Cafe'de buyruklar savuruyor kibrit çöpü gibi incecik garson kıza... Rahatsız edici ses tonu ve tavrı var. Kabalığına denk ses tonu ve tavrıyla uyarmak gerekir ama...Belli mi olur; belinde tabancası vardır, çeker vurur. Ne de olsa ortalık mafia bozuntusu kaynıyor Didim'de... Ama tavrı da çok çirkin... Garson kıza biz de sipariş veriyoruz, onun duyacağı ses tonuyla ama uygarca, kızı incitmeden, insanca:-Beyefendinin siparişinden sonra; bize de bakabilir misin?...Ve sonra konuşmaya başlıyoruz; masadan, masaya...Ne iş yaptığını soruyoruz. İnceltme işaretsiz, şapkasız A harfi kullanarak; "emlakçı ve inşaatçı" olduğunu söylüyor kasıla, kasıla...Ağrı'da hayvancılık yapmakdan mı bezmiş, yoksa Doğubeyazd'da kaçakçılıkdan çok para mı edinmiş bilinmez ve elbette ki sormuyoruz da ama; çok önemli inşaatçı, yap-satçı, Didim'in Ağaoğlu sanki mübarek...Toprak bırakmadınız Didim'de diyorum..."Yok, yok; daha çok var" diye yanıtlıyor."Bir tek dikili ağaç, bir avuç tohum atılacak tarıma elverişli toprak bırakmayana kadar mı devam edeceksiniz?" diye soruyorum. "Evet" diyor hayasızca...Ve suç işleniyor durmaksızın;Doğa'ya karşı, Didim'e karşı umursamazcasına...Kuşkusuz " müteahhit" ya da "inşaatçı ve emlakçı" geçinen bu vandallar, bu yokediciler, bu toprak talancıları değil tek suçlu... Hani şu Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi; "Hırsızın suçu var da, kapıyı pencereyi açık bırakan ev sahibinin hiç mi suçu yok?" diye soran hırsızın durumundaki gibi...Bu yokedicilere, bu talancılara; tarımsal topraklarını, zeytin bağlarını satanlar...Ya onlar?...Onlar suçsuz mu, onlar masum mu?...İşte onlar da en az bu yokediciler kadar suçlu...El birliğiyle, kısa dönemli karları, çıkarları uğruna; uzun dönemde ülkenin geleceğini çalıyorlar, yok ediyorlar ne yazık ki...Gün gelecek; aç kalacaklar, kendileri olmasa çocukları ya da çocuklarının, çocukları...İşte o gün geldiğinde; tarım topraklarına gömdükleri beton, çimento, kum, çakıl ne varsa; onları yerler afiyetle... Ne diyelim böylesine uzak görüşden yoksun, yarınını düşünmekden aciz insan sürülerine?...Ne denetim, ne dur, ne durak olmayınca...Didim de yok olacak ve bu gidişle en çok on yıl içinde; Didim tüm doğal güzelliklerini ve belki de tarihsel değerlerini bile yitirecek, kimliksiz bir kurak yer olacak. Bunu anlamak için; şöyle Akbük'e uzakdan baktığınızda göreceksiniz yeşilsiz, beton grisi çarpık yapılaşmış bir ucube kenti...Amaç yalnızca para kazanmak olunca; ne acınası bir durum ortaya çıkmakda...
Didim için kaygılanırken; yüreğimizde Afrin şehidlerinin acısı var. Oysa Afrinliler; haftasonu televizyon yansılarından izlediğimiz kadarıyla pek mutluydular, düğün bayram yaparcasına coşkuluydular.Afrinli Arap ve Türkmenler'den oluşan TAYY aşireti; Türk Ordusu sayesinde, PKK'dan kurtulup tay, tay duruyor diye coşmuş; davul-zurna eşliğinde halay çekiyordu.Oysa halay çekerken bastığı topraklarda; hala şehid Mehmedçikler'in kanı kokuyordu. Onlar gülüp, oynarken şehid Mehmedçikler'in annecikleri de ağlıyordu.Bu coşkulu halay çeken kalabalık; neden savaşmamışdı toprakları için, neden hep birilerini korumak durumundan kalan alık bizler oluyorduk?... Hiç anlaşılır gibi değil...