Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Siyasi İntikam

  • 22 Temmuz 2019 Pazartesi


Hayatın her alanında mücadele ve yarışma ne kadar doğal ise, mücadele sonucunda kaybedenin intikam almaya yönelmesi o kadar doğala aykırıdır. Ne var ki, kapitalizmin temeli bu zıtlığın üstüne oturmaktadır. Kaybedenler olacak ki, kazananlarda olsun. Sonra kazanmaya başlayan sürekli kazanmanın yollarını geliştirerek kendince bir sistem kursun(!) Bu insanlık dışı sistemi kurmak içinde her şeyi mubah saysın(!)
Kişisel boyutta mücadelenin kaybeden tarafı intikam almaya yönelmek yerine, neden kaybettiğini anlamaya çalışırsa, kendi kendine katkıda bulunmuş olur. Yetersizliklerini aşarak noksanlarını tamamlamak, olgunluk ve centilmenliktir. Saygınlık kazanmak, kendine saygı ile başlatılması gereken pozitif bir eylemliliktir.
Suçlama temelli, dayanaksız ceza davaları değil; cezalandırma davaları, insandan ve insanlıktan yana olanları haksız ve hukuksuz olarak susturmak ve sindirmek istemektedirler. Haktan, hukuktan ve adaletten yana olan muhalefet akarları, dayanaksız olan yapıların altını oymaktadır. Dayanaksız dava açanların kendileri dayanaktan yoksun olduklarını unutmaktadırlar.
Yargı bağımsızlığını kaybederse, adaletsizliklere araç olmaktan kurtulamaz. Bu konuya ilişkin alıntılar yaptım. Bu alıntılar ülkemizden ve dünyadan. Yazıyı fazla uzatmamak için Dreyfus Davasını örnek olarak aldım. Bunun kadar önemli olan Rosenbergler davası var. Bu davada ABD’nin yüzkarasıdır. Bizim davalarında onlardan kalır yanı yok:

“Dün Yargıtay da sonuçlanan Balyoz davası bir kere daha gösterdi ki siyasi kararlı davalar siyasi neticeleniyor. Bu bakımdan hiçbir hukuk normlu ile izah edilemeyecek şekilde burada bu milletvekillerimiz gerek Ergenekon'dan, gerek Balyoz davasından, 28 Şubat davasından yargılanan, içeride tutulan herkes rehine olarak içerde tutuluyor. Bir intikam projesi adım adım yol alıyor. Bu projenin sonuçları hayata geçmeyeceğini tamamlanamayacağını düşünmekle birlikte bu projenin temelinde 29 Ekim 1923'den rövanş almaktır.(………. ) Türkiye'de bu yaşananlar, Türkiye'nin genetiğine, dokusuna, Türk milletinin karakterine uymayacaktır. Bu proje tarihin çöplüğüne atılacaktır" dedi.”(bursadabugün.com)
“Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Balıkesir Şube Başkanı İlhan Öner yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; ‘‘Türkiye Cumhuriyeti’nin harcında hukukun üstünlüğüne saygı vardır. Hukuk, kişilere ve siyasi hedeflere göre uygulanamaz. Hele hele siyasi bir intikam aracı olarak kullanılamaz. Kullanılması düşünülemez. FETÖ eliyle; Balyoz ve Ergenekon yalanlarıyla Atatürkçü aydınları zindana atan kimlerdi? Bu yalan davaların savcısı kimdi? Unutmadık… Hatırlıyoruz… Hatırlayacağız… (…..) FETÖ; karalama, sindirme, baskı ve korku aracı haline getirilmiştir. FETÖCÜ’lük toplumsal inandırıcılığını yitirme noktasına gelmiştir. Sulandırılmıştır. Ciddiyetini yitirmiştir. Gülünç hale düşürülmüştür.”(15 Aralık 2018)
«Gerçek, yürüyor ve onu hiçbir şey, durduramayacak!»(Émile Zola)
Adaletin yüksek siyasete kurban edildiği tarihsel olaylar vardır. Dreyfus davası, hiç kuşkusuz bunlardan biridirve haksızlığıyla tarihe geçmiş bir davadır. Bir Fransız topçu subayı olan Alfred Dreyfus, 1859’da Alsace’deki Mulhouse’de Yahudi bir anne-babanın çocuğu olarak dünyaya gelmişti. 1894’te Fransız ordusunun genelkurmayındaydı. Dreyfus’un el yazısına benzetilen bir belgenin Paris’teki Alman elçiliğinde ele geçirilmesi, Alman Askeri Ataşesi Von Schwartzkoppen’e bazı gizli askeri belgeleri gönderdiği gerekçesiyleyurduna ihanet etmekle suçlanmasına yol açtı ve hakkında kanıtların yetersiz olmasına karşın dava açıldı.
Çanlar, Yüzbaşı Dreyfus için çalmaya başlamıştı bile. Fransız adaletinin bu Yahudi’ye haddini bildirmesi için (!) gereken her şey hazırlandı. Savaş Bakanı General Mercier, istihbarat servisinin Dreyfus hakkında hazırladığı“gizli dosya”yı, sanığın ve savunma avukatının haberi olmadan gizlice askeri yargıçlara gönderdi ve yargıçlar da savunma hakkını ve muhakeme usulünü hiçe sayan bu durum karşısında üç maymunuoynadı.
5 Ocak 1895’te askeri okulun avlusunda Dreyfus’un rütbesi söküldü. Yüzbaşının suçsuz olduğunu haykıran çığlıkları, Paris semalarında yankılandı.Cezasını çekmek üzere Fransız Guyana’sına, tutukluların sürgün edildiği korkunç bir yer olan Şeytan Adası’na gönderildi.
Yüzbaşı Dreyfus, Şeytan Adası’nda hapis ve sürgün cezasını çekerken, Fransa’da müthiş bir mücadele başladı. Dreyfus’un suçsuz olduğuna inananlarla Dreyfus üzerinden Yahudi düşmanlığını pekiştirenler arasında yaşanan bu savaşa ordu, meclis, hükümet, basın ve aydınlar da müdâhil oldu.” (Tİ YAZAR on 13 ARAKIL 2016)