Gündüz Murgul

Tüm Yazıları


Siyasetin Sınırında…

  • 21 Aralık 2018 Cuma


Yerel seçimler “sath-ı mailinde”yiz. Adayların neredeyse tamamı belli oldu. Siyasi partiler-daha doğrusu karşı iki kamp- hafif el enselerle birbirlerini yoklamaya başladı.
Ortam giderek ısınacak.
İki kampa ayrılan ahali kazanma histerisi içine girecek, dişler kenetlenecek, gözler kanlanacak.
Sonra…
Kazanan koltuğuna kurulacak.
“Başkan”ın etrafına bir çıkar gurubu çöreklenecek; rant/zenginleşme dönemi başlayacak.
Yığınların beklentileri bir başka bahara/seçime kalacak.
Geldiğimiz nokta; siyasetin bir servet edinme aracı olmasıdır. Son yapılan araştırmalar çarpıcıdır: nüfusun % 1’i (yüzde bir) ülke zenginliğinin %54’ünü (yüzde elli dört) eline geçirmiştir.
Adaylardan yoksul birine rastlayamazsınız.
“Dindar-muhafazakâr” olduğunu dilinden düşürmeyen bir siyasi partimizin-adı lazım değil, tahmin etmek zor değil- tüm yönetici kesiminde türedi zenginler etkindir. Oysa İslamiyet ilkin Mekke’nin kenar kesimlerinde yaşayan yoksul Yemenliler arasında yaygınlaşmıştır. Ve bu nedenle İslamiyete “yoksulların dini” denmekteydi.
Yoksullar/yönetilenler siyasetin içinde değillerdir. Başka bir söylemle; yönetilenler, yönetime talip olma noktasından uzakta, egemen sınıflar tarafında siyasetin sınırının dışına itilmişlerdir.
Öyle ha demekle olmaz. Öncelikle yönetilenler, yönetmeyi bilmeleri gerek. Örneğin, hem işçi hem de devlet yöneticisi olunmaz. Hani Cem Karaca’nın bir zamanların ünlü şarkısında var: “İşçisin sen işçi kal…” Uzun bir süreci gerektiren yeni bir anlayışın yerleşmesine ihtiyaç var.
Diğer bir neden kapitalist sistemin yığınları bir “tüketiciler sınıfı”na dönüştürmesidir. Kendilerini yaşamın sınırında tutacak bir emeklilik aylığı ya da sosyal yardıma kilitlenmiş yığınlar, padişahtan ulufe bekleyen kullar konumuna sürüklenmiştir. Yönetme talebi akıldan uzaktır.
Seçimler sonuçlanacak. Birilerine ikbal kapıları sonuna kadar açılacak. Onlar erecek muradına, biz çıkacağız yoksul kerevetine.