Selma Erdal

Tüm Yazıları


Sıkıldım Artık

  • 24 Kasım 2019 Pazar


Bu başlık her iki anlama da gelebilir… Yaşadıklarımızdan dolayı; canımızın sıkılması, ruhumuzun daralması… Yine yaşadıklarımızdan dolayı; limon gibi sıkılıp, posamızın çöpe atılması… Gerçi değişen pek bir şey de olmaz; her iki anlamda da elde var sıkıntı, bunaltı, kaygı… Dolayısıyla sıkıldım artık; hem de çok… Neden mi ya da nelerden mi ?... İşte sıra, sıra sıkıntılarım:
-Askeri mi, sivil mi tartışmaları bir yana; darbe söylencelerinden sıkıldım artık…
-Ulusal gelirimiz düşüyor, açlık kapılarımızı çalıyor kaygıları yaşanırken; kalkınmışlık masalları dinlemekten sıkıldım artık…
-1960’larda başlayan ve bunca yıldır her nedense sonuçlanmayan “hukuk mu, guguk mu?” kavgaları sanki hiç yaşanmamış da bugünlerde ilk kez yaşanıyormuş gibi davrananların; ansızın adalet savaşçılarına dönüşmüş güvenilmez kişiliklerini izlemekten sıkıldım artık…
-Küresel ekonomik kriz gelip mi geçti, delip mi geçti diye yapılan ağız dalaşları yerine, soruna çözüm üretmek için çaba göstermeyenlerin; zaman ve kaynak tüketmelerinden sıkıldım artık…
-Üfürükçüler, tükürükçüler, tarotçular, falcılar, büyücüler, tılsımcılar adım başında dükkan açıp, sanaldan da yayın yaparken; İslamiyet’in akıl, mantık dini olduğu safsatalarına inandırılmamız üzerine söylenen sözlerden sıkıldım artık…
-Bilgi birikimleri kendinden menkul din ulemalarının/ukalalarının; aleme verir talkını, kendi yutar salkımı akıl hocalarının televizyon yansılarından din bezirganlığı yapmalarından sıkıldım artık…
-Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Atatürk İlke ve Devrimleri’nin aydınlığıyla çağdaşlığa yol alırken, ansızın karanlık sokaklara düşen kadın gelişiminin; kardelenlerle, zardelenler arasında bir arpa boyu yol alamayışından sıkıldım artık…
-Özelleştirmeye karşı mıyız, çarşı mıyız ikileminde kalanların; özel-kamusal çıkar çatışmaları nedeniyle benliklerinde yaşadıkları kararsızlıklar bağlamında bir yandan saçı bitmedik yetim hakkı yiyenleri eleştirirken, olanak kendi ellerine geçip, parsadan onlara da pay düştüğünde nasıl da vahşi kapitalizmin azgın kurtlarına dönüştüklerini görmekten sıkıldım artık…
-Liberalizm diye inim, inim inleyenlerin; henüz her şeyi Devlet Baba’dan bekleme hastalığından kurtulamadıklarını ya da kurtulmaya niyetlerinin olmadığını görmekten, gözlemlemekten sıkıldım artık…-42 numara topuklu ayakkabı giyenlere “cinsel özgürlüklerini yaşama hakkı” sağlanması ve onların ötekileştirilmemesi için tartışmalar sürerken; ergenlik çağındaki genç kızların aşık olma, sevdaya düşme haklarının ölüm fermanlarıyla ellerinden alınmasından sıkıldım artık…
-Ülkeye “satılıktır” duyurusunun 1950’lerde asılmış olmasına karşın, o yıllardan 2002’ye gelinceye değin siyasal yaşamımızda egemen olanların; bu satış durumundan yana sanki hiç sorumlulukları yokmuş gibi davranmalarından sıkıldım artık…
-Peş, peşe doğurdukları çocuklarına geçmişte “abonman, kağıt mendil, telefon jetonu” sattırırken, günümüzdeyse gerçekleştirdikleri seri üretim sonucu ülke nüfus artışına, ulusal gelirden alınan payın düşmesine neden olan bu çocukları; seks, organ, uyuşturucu mafyasına pazarladıklarından kuşku duyulabilecek ana-babaların sorumsuzlukları üzerlerinden yapış, yapış akarken, televizyon yansılarından duygularımızı sömürme amaçlı gözü yaşlı bakışlarının izdüşümünün gözlerimize düşmesinden sıkıldım artık…
-Cumhuriyet’in tüm devrimlerine karşın Osmanlı’dan beri var olan ikili yapının “geleneksel ile çağdaş, ilerici ile gerici” arasında süregelen egemenlik oyunları arasında kalan halkdan birisi olarak; her alanda ve her anlamda ezilmekten, üzülmekten, sömürülmekten sıkıldım artık…